Son Dakikacılar İçin 15 Festival Önerisi!

Son dakikacılar için!

33. İstanbul Film Festivali bu akşam Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak açılış töreniyle başlıyor. Festival biletleriyse 22 Mart’tan bu yana satışta… Yani herkesin festival programı aşağı yukarı belli olsa gerek. Başka bir deyişle; bu ziyadesiyle geç kalmış bir öneri listesi. Ülke gündemi müsaade etse çok daha önce hazırlanacaktı ama kısmet bugüneymiş. Ancak bilet almakta gecikmiş olanlara, programını tekrar gözden geçirmek isteyenlere bir faydası olur belki…

Festivalin hit filmlerini, hele ki son dakikada gelen bir öneri listesine almanın pek bir manası yok. Ama hiç değinmemek de olmaz… Aynı zamanda festivalin açılış filmi olan “Umudun Peşinde” (Philomena) ne vaat ediyorsa o; ne fazlası ne de eksiği (bunu bardağın yarısı dolu mu yoksa boş mu olarak yorumlayacağınız size kalmış). “Büyük Budapeşte Oteli”nde (The Grand Budapest Hotel) Wes Anderson’ın önceki filmlerindeki duygusal ağırlık yok belki ama favori temaları yerli yerinde. Ayrıca bu dur durak bilmeyen lunapark eğlencesi gerçekten dört başı mamur bir yönetmenlik gösterisi. Roman Polanski ne çekse izlerim diyenlerdenseniz “Kürklü Venüs”ü (La Vénus à la fourrure) de göreceksiniz muhtemelen ama beklentinizi hiç yüksek tutmayın derim. Öte yandan Xavier Dolan’ın “Tom Çiftlikte”si (Tom à la ferme) ise Polanski’nin çekmediği bir Polanski filmi gibi; diken üzerinde izlenen klostrofobik bir gerilim. Yeteneğinden asla şüphe etmediğim Dolan’ın bu sefer ne kadar ‘hip’ olduğunu ispat etmeye çalışmadığı bir film çekmesinden de ayrıca memnun kaldım. Bir de “İtiraf” (Nymphpomaniac) vakamız var elbette. Ben sadece ilk bölümün yönetmenin kurgusu versiyonunu izlemiş olduğum için Lars von Trier’in yeni şakası üzerinde kesin bir yargıya varmakta aceleci davranmıyorum. Fakat ülkemizde yasaklanmasıyla birlikte artık bu filmin kendisini aşan bir olaya dönüştüğünü de kabul etmek gerek. En azından ‘gördüm’ demiş olmak için gidin, eğer hâlâ bilet varsa…

grand budapest-1

Ayrıca henüz izlemediğim Denis Villeneuve’ün “Düşman”ını (Enemy) ve Terry Gilliam’ın “Sıfır Teorisi”ni (The Zero Theorem) yönetmenleri hatırına, “İstanbul United” ve “Trans X İstanbul”u ise konuları nedeniyle merakla bekliyorum. “Dünyada 20.000 Gün”ü (20.000 Days on Earth) de Nick Cave hatırına kaçırmayacağız elbette. Lav Diaz’in 250 dakika süren serbest Suç ve Ceza uyarlaması “Tarihin Sonu” (Norte, hangganan ng kasaysayan) festivalin her daim en ilginç bölümü Mayın Bölge’nin en riskli filmi belki de… Ben denemeye varım…

Klasikleri de çoğu kişi gibi bu listelerin dışında tutma taraftarıyım. Fakat her festivalde en azından birkaçını perdede izleme fırsatını mutlaka değerlendirmek gerek. Küratörleri arasında yer aldığım Bu İkiliye Dikkat bölümündeki filmleriyse eşleştirildikleri partnerleriyle beraber izlemenizi öneririm. Ulusal Yarışma’daki filmleri görmekse yarışma heyecanına ortak olmak demek, denk düşürdüğünüzü kaçırmayın.

Lafı daha fazla uzatmayıp, 15 filmlik öneri listesine geçmeden önce bir kez daha hatırlatalım: Emek Sineması’nı sakın unutmayın!

Sokak Köpekleri / Jiao You

Bir Tsai Ming-liang filmi olduğu için halihazırda çoğu kişinin radarında ama geçen yıl en beğendiğim filmlerden birisi olduğu için listeye eklemeden edemedim. Sırf final sahnesi için bile izlemeye değer ama o ana kadar salonda kalanlardansanız zaten filme âşık oldunuz demektir.

Göldeki Yabancı / L’inconnu du lac

2013 sonunda yapılan yılın en iyileri listelerinin çoğunda yer aldığı için Alain Guiraudie’nin bu şahane filminin de dikkatli izleyicilerin gözünden kaçma ihtimali düşük. Hitchcock ile Kuir Sinema buluşursa nasıl bir şey olur düşünün, “Göldeki Yabancı”da sizi neyin beklediğini aşağı yukarı kestirebilirsiniz. Ve emin olun, festivalde göreceğiniz en iyi filmlerden birisi.

İnceldiği Yerden Kopsun / Nånting måste gå sönder

“Trans Salyangozlar”ın (Pojktanten) yönetmeni Ester Martin Bergsmark’ın yeni filmi “İnceldiği Yerden Kopsun” Şubat ayında Rotterdam’dan Kaplan Ödülü ile dönmüştü. Senaryosundaki kimi ciddi sorunlara rağmen Bergsmark’ın yönetmenlik tercihleriyle bu açığını kapatan ve seyircisini ikna eden film keşfe değer. Ayrıca çok iyi bir soundtracke sahip, ki adı da bir Joy Division şarkısından gelmekte.

Şiddet Güzeli / Miss Violence

“Şiddet Güzeli”ni yakın dönem Yunan sinemasının hınzırlıklarından bir diğeri olarak anan ve özellikle Yorgos Lanthimos’un “Köpek Dişi” ile karşılaştıran (yine kapalı kapılar ardında kendi kurallarını uygulayan ‘garip’ bir aile var) pek çok yazı okuyabilirsiniz. Ancak Alexandros Avranas’ın filmine bunların ötesinde bakmayı başardığınızda, gerçekten dört dörtlük bir yönetmenlikle karşılaşıyorsunuz. Aile içi şiddeti bir ‘mesele’ olarak ele almaktan ziyade Yunanistan’ı çözümlemek için bir metafor olarak kullanmasıysa (dilerseniz geçmişteki dikta rejiminin, dilerseniz bugünkü ekonomik krizin bir yansıması olarak görebilirsiniz) ayrıca dikkate değer.

Büyük Kötü Kurtlar / Big Bad Wolves

Tarantino’ya göre geçen yılın en iyi filmi olan “Büyük Kötü Kurtlar”, yine festival programındaki “Tutsak” ve geçen yıl vizyona giren “Onur Savaşı” ile akraba sayılır. Ancak her ikisinden de daha cesur. Kız çocuklara tecavüz edip öldürdüğünden şüphelenen bir din öğretmeni, kızı bu cinayetlerden birine kurban gitmiş asker eskisi bir baba ve katili yakalamaya ant içmiş bir polis arasında geçen bu polisiye, özellikle sert işkence sahneleriyle adından söz ettiriyor. Bu sahnelere katlanmak gerçekten zor ama “Büyük Kötü Kurtlar”ın içerdiği şiddet sebepsiz değil. Karakterlerin mesleklerine bakın, anlayacaksınız…

Eksik Resim / L’image manquante

Bu yılın Akademi Ödülleri’nde Yabancı Dilde En İyi Film adaylarından en iyisi Rithy Panh’ın “Eksik Resim”iydi. Kamboçya’da Kızıl Kmerler’in uyguladığı şiddeti kil figürler aracılığıyla yeniden canlandırmaya çalışan bu alışılmadık belgesel, büyük ölçüde yönetmenin kendi anılarına dayanıyor. “Eksik Resim” izlemesi kolay bir film değil. Biraz “Öldürme Eylemi”ni (The Act of Killing) anımsatıyor dersek, salondan nasıl bir hisle çıkacağınızı kestirebilirsiniz.

Ida

Pawel Pawlikowski’nin kendi ülkesi Polonya’da çektiği ilk film olan “Ida” etkileyici bir hikâye anlatıyor ama filmin esas kozu müthiş görüntü yönetimi ve mizanseni.

Üçleme / Triptyque

Robert Lepage festival takipçilerinin iyi tanıdığı bir isim (şahane “Le confessionnal” hâlâ aklımızda). “Üçleme” ise Lepage’ın 9 saatlik kendi tiyatro oyunu Lipsynch’ten yaptığı bir uyarlama.Hayatları birbiriyle bağlantılı üç karakterin hikâyesini üç ayrı bölümde anlatıyor film. Bu üç bölüm de bir şekilde insan beyni ve sanatla ilgili.

Evrenin Hâkimi / Master of the Universe

Finans dünyası üzerine bu belgesel, Almanya’da yatırım bankacılığının önde gelen isimlerinden Rainer Voss ile yapılmış röportajlardan oluşuyor. Voss’un çalıştığı sektör üzerine ‘itiraf’ları ilginç olduğu kadar sinir bozucu. Zira bankaların elinde bulundurdukları gücü, hepimizin hayatını mahvetme pahasına, nasıl fütursuzca kullandığına birinci ağızdan tanıklık ediyoruz.

Club Sándwich

Bu yıl festivale de konuk olacak Fernando Eimbcke, daha önce “Ördek Mevsimi” ve “Tahoe Gölü” ile dikkat çekmişti. Son derece mütevazı “Club Sándwich” de bu filmlerdeki mizah duygusunu birebir taşıyor. Son yıllarda ergenlik üzerine çekilmiş en samimi filmlerden birisi.

Hawaii

Marco Berger’in yeni filmi “Hawaii” yazlık bir evde baş başa kalan iki erkek arasındaki cinsel çekimi, erotizm ve romantizmi başarıyla dengeleyerek anlatıyor. Gündelik detaylardan, kaçamak bakışlardan ve erkek egolarının çarpışmasından inanılmaz bir erotik tansiyon yaratan Berger, bu konudaki ustalığını daha önce “Ausente” ile de ispat etmişti. Son yılların en ilgi çekici yönetmenlerinden birisini keşfetmek için kaçırılmayacak bir fırsat. Üstelik Marco Berger de festivalin konukları arasında.

Buluşma / Återträffen

İsveçli performans sanatçısı Anna Odell’in ilk uzun metraj filmi “Buluşma” da bir nevi kavramsal sanat projesi. Odell, mezuniyetlerinin 20. yılı buluşmasına çağırılmayınca sınıf arkadaşlarından ilginç şekilde intikam alıyor. Önce buluşmaya gitse neler olacağını varsayan bir film çekiyor. Daha sonra da bu filmi sınıf arkadaşlarına izletiyor. Gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği “Buluşma”da kimlerin oyuncu olduğunu ve kimlerin kendisini canlandırdığını, izlediklerimizin ne kadarının Odell’in hayal gücünden çıktığını kestirmek zor. Bu hınzır fikir bir yana, en nihayetinde oyunculuk ve gerçeği yeniden kurgulama üzerine bir film olan “Buluşma”, okul yıllarında seçtiğimiz veya üzerimize yapışan rollerin hayatımızda ne kadar belirleyici olduğundan dem vuruyor.

Büyük Müze / Das große Museum

Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nin restorasyon sürecini ele alan “Büyük Müze”de, Avusturyalı belgeselci Johannes Holzhausen anlatıcı bir dış sese veya röportajlara yer vermeyi tercih etmemiş. Bunun yerine 2 yıllık bir çekim sürecinde müze çalışanlarının gündelik işlerini filme almayı seçmiş. Berlin Film Festivali’nde Forum bölümünün büyük ödülü Caligari’yi kazanan bu belgesel, seyirciyi zaman ve mekân arasındaki ilişki üzerine düşünmeye davet ediyor.

3 Oyunculuk Egzersizi / Trois exercices d’interprétation

Yeni Rumen Sineması’nın en dikkat çekici isimlerinden Cristi Puiu, bir atölyede sinema oyunculuğu üzerine ders vermeye davet ediliyor ama semineri film çekerek gerçekleştirmeye karar veriyor. Dilerseniz üç haftalık bir oyunculuk atölyesinin kaydedilmiş versiyonu olarak görebilir, dilerseniz Eric Rohmer’e saygı duruşunda bulunan sinemasal bir deney olarak algılayabilirsiniz.

Şiddete Dair / Concerning Violence

Frantz Fanon’un Yeryüzünün Lanetleri metninden alıntıları Afrika’daki özgürlük mücadelesi dair arşiv görüntüleriyle bir araya getiren bu çarpıcı belgesel, sömürgeciliğin tarihine değinmekten çok, bağımsızlık mücadelesinin hâlâ sürdüğüne dikkat çekiyor.

 

***

Engin Ertan

twitter