Snowpiercer (2013): Hiyerarşiler Silsilesi

Beste Yamalıoğlu
Beste Yamalıoğlu
10 Mayıs 2014

Ütopyanın zorluğu sanıldığı gibi bu dünyanın sınırları içerisinde alternatif bir yaşam alanı oluşturmakta değil, var olan sistemin içerisinden çıkmış bu alternatif yaşam alanının sistemin izlerini taşımamasını sağlayabilmektedir.

Yönetmenliğini  Joon-ho Bong’un üstlendiği, başrollerinde Chris Ewans, Jamie Bell ve Tilda Swinton gibi ünlü isimleri izlediğimiz 2013 yapımı Snowpiercer sistem zihniyeti ile kurulan alternatif dünyaların yalnızca birbirlerinin farklı düzlemlerdeki tekrarları olacağı üzerine bir film. Aynı tiyatro oyununun farklı oyuncu kadrosu ile 3 sezon oynaması gibi…

Film genel olarak küresel ısınmaya karşı geliştirilen bir tekniğin buzul çağına sebep olmasıyla, tüm dünyada yaşamın bittiği sanılan bir zamanda ‘şanslı’ olarak adlandırılan bir grup insanın sürekli hareket halinde bir trenin içerisindeki sistemleri üzerine kurulmuştur. Yaşanılan yer ve düzenin görünen değişiminin arkasında treni geliştiren zihniyetin aynı olması modern dünyanın bir simülasyonunu yaratmıştır.

snowpiercer1

Oscar Wilde, Sosyalizm ve İnsan Ruhu’nda ‘Kullanışlı model, ya zaten var olan modeldir ya da şu an hüküm süren koşullarda gerçekleştirilebilecek bir modeldir. Ama karşı çıktığımız tam da bu var olan koşullardır; bu koşulları verili sayabilen herhangi bir model, yanlış ve budalacadır.’ der.

Tren sistemini geliştiren zihniyet dünyadaki yaşamın son bulmasına neden olan ve bundan bile kar edebileceğini düşünen zihniyetin bir kopyasıdır. Dolayısıyla 17 yıllık trenin geçmişine yakın geçmişimize dahil olan pek çok sorun da dahil oluvermiştir: Hızlı nüfus artışı ve kontrol problemleri, ekosistem dengesinin hassaslığı, sınıf farklılıkları ve git gide bu farklılıklar arasındaki uçurumun büyümesi, beyin manipülasyonuna dayalı eğitim sistemi, liderler, sürüler, baş kaldıranlar ve bastırılanlar…

Ana karakterlerimizden Curtis uzun zamandır hesapladığı bir başkaldırı ile trenin kuyruğundan başına giderek liderlik sistemini düşürme ve kuyruktaki ‘birbirlerini yiyerek’ hayatta kalma zulmüne son verme niyetindedir. Marx’a sonsuz saygısını sunan film, bu durumun ancak kuyruktakilerin birleşerek gerçekleşebileceğinin altını çizmiştir ve ‘aynı dertten muzdarip’lerin ve ‘bu derdin baki kalmayacağına inananlar’ın bir araya gelmesi ile devrim çanları çalmıştır. Elbette bu devrim kanlı bir devrim olacaktır zira karşıdakiler ‘eli sopalı’ büyüklerdir ve bu büyüklerin ‘düzeni korumak’ adına göze almayacakları şey yok gibidir.

snowpiercer2

Curtis, kuyruğundan başlayıp kıyımın içinden geçerek trenin başına kadar varan tek kişi olmayı başarmıştır. Marx ile başlayan devrim sürecinin sonundaki kapıda Hegel ile karşılaşan Curtis, köle ve efendi diyalektiğinin en büyük sorunsalı ile karşı karşıya kalmıştır: Ya köleler sistemi çökertmek için en tepeye vardıklarında yeni efendi olmaya karar verirlerse? Yani, ya Curtis verili koşulların ebediliğine inanır ve kullanışlı modele ikna olursa?

Kimilerince fazla Pollyanna’cı bulunacak ancak şans verilmeyi hak eden bir son, tüm bu döngüden çıkışın kapısını açmıştır. Trenin bütün kompartımanlar arası geçişini sağlayan kapı güvenlik sistemini kuran Namgoong, ana kapıyı açıp sistemin başına sahip olmanın yalnızca başka bir versiyon olacağını öngörmüş ve çıkışın sistemi tamamen yok etmekte olduğunu önermiştir. Yani dışarıda bir hayat olabileceğine şans vermiştir. Dışarısı soğuk ve düzensizdir. Herkes çıplak, yalnız ve yabancı hissedecektir. Ancak bu ölmek ile aynı anlama gelmez aksine yeniden başlamak için mükemmel bir altyapıdır.

Hiyerarşiler silsilesine o kadar çok dahil olmuşuz ve bu silsileyi öylesine benimsemişiz ki tüm gücümüzle var olmamasını istemek, yok edebileceğimiz anlamına gelmez. Tam da bu ruh haliyle Curtis trenin kontrolünü ele geçirmeye niyetlendiği anda, sistemin nesiller arasındaki döngüsünün metaforu olan ve trenin çalışması için gerekli bir parçanın yerine konan 5 yaşındaki çocuk Curtis’i bu durumdan uyandırmıştır. Kendi dahil bu silsileyi beraberinde taşıyabilecek herkesin ve her şeyin yok olduğu, yokluğun başlangıç olduğu yeni bir dünya için trenin kapısı açılır.

Beste Yamalıoğlu

***

Yönetmen: Joon-ho Bong

Senaryo: Joon-ho Bong, Kelly Masterson

Yapım: Güney Kore | ABD | Fransa | Çek Cumhuriyeti, 2013

Oyuncular: Chris Evans, Jamie Bell, Tilda Swinton, John Hurt

Süre: 126′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5