Skins: “Oh, wow, lovely!”

Gizem Bayıksel
Gizem Bayıksel
26 Nisan 2012

Misfits’in 3. sezonuyla birlikte başarılı grafiğinin gittikçe düşmesi, birçok insan için Skins’i İngiliz yapımı diziler arasında bir numaraya yerleşti. 6. sezon finalini geçtiğimiz aylarda yapan Skins, 20’li yaşlardaki arkadaş gruplarına ve o jenerasyonun kendi içindeki farklılıklarına çarpıcı bir biçimde odaklanan bir İngiliz dizisi olarak nitelendirilebilir.

Diziyi  daha önce hiç izlemeyenler için ise, ilk olarak jenerasyon mantığından bahsetmek gerekiyor. Bu diziyi diğerlerinden ayıran belki de en belirgin özelliği, her iki sezonda bir tüm kadronun yenileniyor oluşu. Şu ana kadar 6 sezon yayınlanan dizi, toplamda 3 jenerasyondan oluşuyor.


İlk jenerasyonun kadrosunda yer alan birçok isim, sonrasında yer aldıkları başarılı yapımlarla da adlarından sıklıkla söz ettirdiler. “About a Boy”daki performansı ile o yıllarda en iyi çocuk oyunculardan biri olarak anılan Nicholas Hoult, son yıllarda ise en çok “A Single Man”deki başarılı oyunculuğu ile konuşuldu. Dizide Tony karakterini canlandıran Hoult’un kız kardeşi Effy rolünde ise, Andrea Arnold’un Emily Bronte uyarlaması “Wuthering Heights” filmiyle anılan Kaya Scodelario yer alıyor. Fakat Effy karakterini diğerlerinden ayıran bir özelliği var; o da jenerasyonlar arası bir geçiş karakteri olması. Dizinin ilk yayınlandığı zamanlar henüz jenerasyon mantığından bahsedilmezken, Effy karakterinin dahil olması ile birlikte söylentiler de başlamış ve bu uygulamayı tedirginlikle karşılayan Skins fanları için sonraki jenerasyona aşinalık getirmesi sağlanmıştı. “Slumdog Millionaire” ve “The Last Airbender” filmlerinden tanıdığımız Dev Patel ise, bir yandan beş vakit namaz kılan, bir yandan da uyuşturucu ve alkol kullanarak ‘dini ile zevkleri arasında sıkışan’ müslüman Anwar’ı canlandırıyor. İlk jenerasyonun en üzerine konuşulası karakteri ise şüphesiz Cassie. Anoreksik oluşuyla ve gördüğü tedaviler ile aşırı kırılgan bir yapısı olduğunu ilk etapta gösterse de, sürekli gülmesi ve konulara odaklanamaması haliyle de sürreal bir portre çizen bu karakter, Sid’le olan yakınlaşmasının ardından her bölümde kurduğu cümleler ile geride hafızalara kazınan replikler bıraktı. Sürekli olarak ‘loser’ bir portre çizilen Sid karakterinin ise dizinin soundtrackinin çıkmasında bir hayli payı olduğunu söylersek yanlış olmaz. Daha çok cinsel yönelimi ile hikayede kendine yer bulan Maxxie, grubun en popüler ve güzel kızı olarak yansıyan Michelle, aile problemleri üzerine odaklanan bölümlerde çoklukla onları gördüğümüz Chris ve Jal ise, ilk jenerasyonun diğer karakterleri.


İkinci jenerasyonda ilki kadar derinliği olan karakterler olmasa da, favori karakter sayısı gittikçe artıyor. Cassie’nin ardından o ruh haline en çok yaklaşabildiğimiz karakter olan Effy ile, daima romantik buhranlar yaşayan Freddie ve seks ve uyuşturucuya olan düşkünlüğü ile daha çok ‘sorunlu’ olarak yansıtılan Cook için, bu jenerasyonun romantik dramasını oynayan üç karakter diyebiliriz. Naomi karakteri ise, cinsel yöneliminde kararsızlığa düşerken yaşadığı sürekli bir şeylerden kaçma halleri ve bunun yanı sıra her daim ‘cool’ olabilme başarısıyla oldukça tatmin edici bir karakter. Effy kadar belirgin bir geçiş sağlamasa da, ilk jenerasyondan göz aşinalığı yaşadığımız Pandora’ysa, deliliğin sempatisini Thomas’la yaşadığı ilişkiden sonra daha da çok geçiriyor. İkiz kardeşlerden Katie, ne kadar sevimsiz bir portre çiziyorsa, Emily de bir o kadar sempati beslenen karakter oluyor ve cinsel yönelimini kendine itiraf edememesinden başlayarak açılmasına kadar tüm süreçleri göstererek, aynı zamanda da kendi jenerasyonunu Skins’in kuir anlatımını en yoğun kullandığı jenerasyon haline getiriyor.


Son jenerasyon ise sanıyorum ki birçoğu için üçü içerisinde en az keyif vereni oldu. Hatta bu ‘eskileri gibi olamama’ hali bazı bölümlerde o kadar belli oluyordu ki, dizinin bir ara iptali bile konuşulur olmuştu. İlk olarak onun bölümünü izleyerek bu jenerasyona başladığımız Franky, başlangıçta oldukça kuir bir portre çizse de, sonlara doğru bu duruşunda tutarlılık sağlayamıyor ve çok sevilesi bir karakterden, gittikçe bunaltan bir karakter haline geliyor. Alexander Arnold‘un canlandırdığı Rich karakteri ise, baştan sona tutarlılığını bozmayan tek karakter ve diziyi bir türlü bırakamama sebeplerinden biri. ‘Farmboy’ olarak anılan Alo, Pollyanna’nın yeniden doğmuşu gibi olan Grace, bazen aşkı, bazen parayı, bazen de aynı evi bir türlü paylaşamayan kardeşler Nick ve Matty, grubun en seksi kızı olarak yansıtılan Mini ve onun en yakın arkadaşı Liv ile diziye sonlara doğru dahil olan Alex ise, bu jenerasyonun diğer karakterleri.

İptal oldu olacak derken bir anda 7. sezon kararı alan dizi yapımcıları, bir de sürprizle geldiler izleyicilerinin karşısına ve son sezonun karma jenerasyon olacağının haberini verdiler. Şu an için son sezonda yer alması kesinleşen isimler ise, Nicholas Hoult (Tony), Kaya Scodelario (Effy), Jack O’Connell (Cook), Luke Pasqualino (Freddie), Dakota Blue Richards (Franky) ve Sebastian De Souza (Matty). Bir dönem “Skins: The Movie” olarak yeni sezon yerine tek bir filmle dizinin sonlanacağı haberleri gelse de, henüz kanal ve dizinin yapımcılarından son sezonun nasıl işleyeceğine yönelik kesin bir bilgi yok. Ayrı ayrı anlatımın ardından karma anlatıma nasıl geçileceği büyük bir merak konusu belki ama, ilk sezondaki sevilen karakterleri diğer favori karakterlerle bir arada görecek olmak da şimdiden heyecanlanmak için oldukça yeterli. Beş yıldır büyük bir keyifle takip edilen Skins, dileyelim ki iyi başlayıp hayal kırıklığı ile bitenler kervanına katılmasın ve 2013 gelip son sezonuyla karşımıza tekrar çıktığında, ilk sezonundaki o tadı yakalayarak tatmin edici bir final yapsın.

Gizem Bayıksel

gizembayiksel@gmail.com

twitter