Sisters (1973): Basitlikten Giriftliğe…

Kaan Karsan
Kaan Karsan
23 Ocak 2013

Hitchcock sinemasının tabiri caizse ‘yarattığı’ yönetmenler saymakla bitmez. Brian De Palma ise hiç kuşku yok ki bu güruhun en özel yeteneklerinden biri… Sisters, De Palma’nın evrimin arifesindeki sinemasal karakterini cesurca ifade eden ilk ‘yönetmen’ filmi… 

Sisters, kariyerinin ilk döneminde ardı ardına çektiği ve pek de değerli addedilemeyecek bağımsız komedilerle yolunu bulmaya çalışan Brian De Palma’nın ‘özüne’ kavuştuğu, geleceği hakkında ipuçları bahşettiği filmi… Ancak filmin De Palma filmografisine yaptığı bu dönüştürücü tesirin yanında bambaşka değerler temsil ettiğini söylemekte de fayda var. Zira Sisters, ustasını iyi etüt etmiş ‘genç Brian De Palma’nın Hitchcock’u taklit etmekten ziyade Hitchcock olmayı başardığı bir yapıt. Hem de düpedüz onun yürüdüğü yollardan, onun adımlarıyla giderek…

Açık bir şekilde Arka Pencere’ye olan bir göndermeyle açılan filmin ana iskeleti de Sapık ile Arka Pencere’nin lezzetli bir bileşimi gibi… Komşusunun bir adamı ilişkiye girdiğinin ertesi sabahı vahşice öldürdüğünü gören bir kadın harekete geçerek örtbas edilmeye çalışılan bu cinayeti ortaya çıkarmak için çabalıyor. Cinayeti işleyen ve ne yaptığından bihaber olan kadın ise muzdarip olduğu hastalığıyla Hitchcock’un meşhur sapığı Norman Bates’e selam çakıyor. Üstüne üstlük tüm bu girdabın tutkalı olan müzikler Alfred Hitchcock’un kadim yoldaşı olan Bernard Herrman’a yaptırılıyor. Uzun lafın kısası, Hitchcock filmografisi, Brian De Palma’ya rahat ve özgür olabileceği bir ortam hazırlıyor. Brian De Palma’ya ise hali hazırda var olan yeteneklerini kullanmak kalıyor.

sisters

Hitchcock’un basitlikten giriftliğe doğru akan bir yapı üzerine kurduğu genel anlatısı Brian De Palma’nın yeni model yapıtına da hükmediyor. Zira işlenen basit bir cinayetin, dolayısıyla da tek bilinmeyenli bir denklemin ardında oldukça karmaşık bir durum gizli… Filmini bir gizemle açarak bu gizemi başka sırlarla besleyen Brian De Palma herkesi rahatlatacak ve her boşluğu dolduracak bir çözüm arayışında değil. Hatta işin doğrusu Brian De Palma’nın en büyük derdinin ve arzusunun meseleyi daha da kompleks bir noktaya taşımak olduğunu söyleyebiliriz.  Öyle ki De Palma, aniden başkarakterini değiştiriyor; yan karakterlerinin misyonlarını durmaksızın devşiriyor ve ucu açık bırakılan finale varana kadar seyircisinin algısını elden geldiğince ayrıntılarla yoruyor.

Döneminin iş yapan tipik thrillerlarının aksine bir matematik problemi çözmeye kalkmayan filmin suç kavramına olduğu kadar karakterlerine dair tasaları da var. Zaten De Palma’nın insanın kötücüllüğü yerine muhtemel bir psikolojik bozukluğun üzerine gitmesi de bu yüzden. Sisters, gerilim türünün beklendik noktalarına temas ettikten hemen sonra iyi ve kötü saflarını yaratmak yerine insan psikolojisinin derinliklerine doğru nüfuz ediyor. Bunun akabinde de vardığı noktadan net bir sonuç çıkarmaktan kaçınarak seyircisini bu dehlizin içerisine hapsediyor. Bütün filme hâkim olan bu karanlık ve görünürde gerçeküstücü dokunun temelinde ise büsbütün bilimsel olarak kabul edebileceğimiz bir menkıbe yatıyor. Tahsilini fizik üzerine yapan De Palma’nın ele almak istediği konu üzerine bu denli yetkin olması tabii ki de pek şaşırtıcı değil. Tüm filmografisinde görülebileceği üzere mizansen kurarken ince eleyip sık dokuyan yönetmenimizin gerçeklik ile groteskliği örtüştürmeyi başaran bir başlangıç noktasından harekete geçmesi –ki bu da ‘siyam ikizleri’ mevzuu oluyor- algıları tazeleyen cinsten. Brian De Palma, pozitivist bir bakış açısıyla filmine kökten sağlamcı bir karakter kazandırıyor.

sisters 1

Filme hazırlanırken büyük bir tadilata giren De Palma sinemasının halen dillerden düşmeyen alâmetifarikaları da Sisters ile birlikte peyda olmaya başlıyor. De Palma, seyircinin kendini en güvenli hissettiği anlarda dahi tuhaf bir tekinsizlik hissi yaratmayı başarıyor ve ustasına hürmet etmeye devam ediyor. Argento tonlarına çalan ürkütücü bir cinayet sahnesiyle ‘cinnet’ hissiyatını güzelce izleyenine geçirirken kurduğu birkaç dakikalık romantizmi kana bulamaktan ve yerle yeksan etmekten geri durmuyor. Ekranı bir anda ikiye bölerek bakış açısı sayısını ikiye katlıyor ve paralel kurgu kavramının en akışkan kıvamını kavrıyor. Filmin finaline doğru devreye giren kâbus sahnesinde ise 35mm’lik bir kameradan 16mm’lik bir kameraya geçerek konumu sabit alışkanlıklarımızın üzerine yürüyor. Sinema salonunda tatmin olmaya alışmış izleyiciyi yokluğun ortasında yapayalnız bırakarak rahatlama duygusunu yasaklıyor. İşin tuhaf yanı, ilk celsede bütün yaratıcı fikirlerini ardı ardına sıralayan bir genç yönetmenin tecrübesiz atılımları gibi duran tüm bu hamleler Brian De Palma’nın maharetli ellerinde büyük bir lezzetin kapısını aralıyorlar.

Türünün geleneklerini onları aşmak için kullanan, yani, sıradanlıkları kendi silahlarıyla vuran bir film Sisters. Brian De Palma’nın film içerisindeki her manevrası bu savı destekliyor. De Palma, kendine özgü erotizmi, gerilim yaratma becerisini ve öykü anlatma kabiliyetini kariyerinde ilk kez bu kadar açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Sisters, kendine güveni geldiği ölçüde sinemasını daha gösterişçi sulara taşıyacak ve daha yüksekten uçacak bir yönetmenin belki de ayakları yere en sağlam basan filmi olarak sinema sahnesinde ayrıksı bir konuma sahip oluyor.

Not: Bu yazı ilk olarak Arka Pencere‘de yayımlanmıştır.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5