Şeytan-ı Racim (2013): Her Seferinde Sil Baştan

Güzin Tekeş
Güzin Tekeş
14 Eylül 2013

Artık Türkiye yapımı korku filmlerini izlemek de haklarında bir şeyler yazmak da çok zorlaştı. Çünkü ne beyaz perdede yeni bir şey görüyoruz ne de temcit pilavı gibi tekrar tekrar önümüze getirilen filmler hakkında söylenmemiş bir söz kaldı. Alper Mestçi ile beraber ısrarla Hasan Karacadağ’ın başlattığı yerli korku filmi furyasının peşinden giden Arkın Aktaç “Üç Harfliler: Marid”in ardından şimdi de “Şeytan-ı Racim” ile karşımızda. Hemen hemen her seferinde olduğu gibi bu filmde de tek korku objesi elbette “cinler”! Tamam kabul, daha çocukluğumuzda bilinçaltımıza işlemiş bir takım hikayeler, dini referanslı “gerçek olaylar”, Arapça tınılar her defasında bizi az çok korkutmayı başarıyor ama türün meraklıları bile artık aynı filmi izlemekten bıktı usandı. Türkiye’ye ve bölgeye has korku öğeleri gerçekten bu denli kısıtlı mı yoksa tutmuş formülü uygulamak yönetmenlerin işine mi geliyor orası meçhul. Gerçi korku öğesi tek bile olsa bir sonraki filmin bir öncekinin üzerine bir şeyler koyarak ilerlemesini beklemek son derece haklı bir talep. Oysa önümüze sürekli anca bir ilk filmde yapılacak hatalarla dolu, seyirciyi ciddiye almayan işler konuluyor.

“Şeytan-ı Racim”e gelecek olursak, hikâye yine bildiğimiz hikâye. Aynı evde yaşayan iki arkadaştan birinin bilinmeyen bir dünyaya fazla burnunu sokması ve cinlerin iki gence birden musallat olmasıyla başlayan film elbette işin uzmanı bir cinci hocadan yardım istenmesiyle devam ediyor. Dekor ve kostüm olarak gerçek bir öğrenci evi görüntüsü yakalayan film büyük ihtimalle düşük bütçesi sebebiyle kadroyu dar tutarak gerçekçilik şansını elinden kaçırıyor. Ev, filmin uzun girişi boyunca bir öğrenci evine yakışmayacak kadar ıssız. Birbirlerinden başka hiç arkadaşı olamayan Emrah ve Salih’in aslında birbirleriyle de arkadaş olduklarını söylemek zor. Sıra dışı olaylar başladıktan sonra Emrah’ın dedesinin evinde geçen sahnelerse “Gerçek Kesit” programlarını aratmayacak düzeyde. Yine de haksızlık etmemek lazım Bakırcı karakterini canlandıran Altan Gördüm ve genç oyuncular ellerinden geleni yapıyor. Ancak karakterlerin en ufak bir derinlikleri olmaksızın yazılmış olması, oyuncuların da elini kolunu bağlıyor. Yazık ki senaryonun zayıflığı sadece sığ karakterler çizmesiyle de bitmiyor. Film boyunca bize birçok veri veren hikâye, filmin sonunda soruların çoğunu cevapsız bırakarak 6 sezon boşu boşuna “Lost” izlemişsiniz gibi hissetmenize sebep oluyor.

şeytanıracim

Filmle ilgili söylenebilecek tek olumlu şey ise bazı efektlerin gerçekten çok iyi kullanılmış olması. Cinlerin oyuncuların ağzından konuştuğu sahnelerdeki yüz ve ortam değişimi Hasan Karacadağ’a parmak ısırtacak düzeyde. Ama ne yazık ki başarılı efektler bile yine aynı filmi izlediğiniz hissiyatını ortadan kaldırmıyor. Gerçi “Şeytan-i Racim”in de ille de bizi korkutmak gibi bir derdi yok. Film daha ziyade bir iman dersi vermeyi hedefliyor. Daha dede evinde geçen diyaloglarda şeytana değil Allah’a sığınıp onun yolundan gitmemizi öğütleyen filmin en çarpıcı karakterinin ise Bakırcı’nın yardımcısı olduğunu belirtmek gerek.

Yani sonuç olarak 2006 yapımı “Araf” gibi başlayıp, 2007 yapımı “Musallat” gibi biten arada da bol bol “Dabbe” esintileri gördüğümüz bir filmle karşı karşıyayız. Şahsen Arkın Aktaç’ın Türkiye korku sinemasını bir adım öteye taşıdığını söylemeyi çok isterdim ama Türkiye sinemasında korku türünün gelişebileceği yönündeki umudumu artık yitirdim.

 

Yönetmen: Arkın Aktaç

Senaryo: Murat Toktamışoğlu

Yapım: Türkiye, 2013

Oyuncular: Ertanç Uygur, Uğur Güneş, Altan Gördüm, Mehmet Çevik, Ayşe Tunaboylu, Aysan Sümercan

***

guzintekes@gmail.com

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 51 vote, average: 1,00 out of 5
Araç çubuğuna atla