Ses, Filmin Kaçta Kaçıdır?

Türk Sineması’nın üvey evladı: Ses. 

Yeşilçam sinemasının sesleri gerçek bir efsanedir. Senkronsuz dublajları, “dişuan dişuan” diye silah sesleri, “fıttış!” diyen tekme tokatları, “fuiiit” diye üfleyerek açılan uzay gemisi kapıları vs… Gerek maddi gerek teknik yetersizlikler yüzünden o dönemin filmleri böyledir. Kendine has bir tadı vardır. O zamandan bu zamana gelişen Türk Sineması’nın en çok ilerleyen alanlarından biri ses kurgusu ve miksaj oldu. Dünya üzerinde ses standardının yaklaşık on yıldır sabitlenmiş olması, ses kurgusu ve miksaj yapanların kaliteli işler yapabilmesine fırsat verdi. Dünya sinemasın gerisinde kalan Türkiye’deki ses mühendisliği ise arayı kapattı. Bilgisayar teknolojisi manyetik bantların yerini alınca yeni nesil teknisyenler gerekti ve yetişti. Ben de bu süreçte kendine yer bulan yeni nesil zanaatkârlardan biriyim. Diğer taraftan post prodüksiyon stüdyolarının ses ekipmanlarına ve miksaj salonlarına yaptıkları yatırımlar da bu gelişimde önemli rol oynamıştır. Türkiye’deki sinema salonlarımızda kullanılan tek dijital ses sistemi olan ve ülkemizde üretilen her filmi denetleyen Dolby firmasının teknolojisi sayesinde de 35 mm kopyalarda yüksek kalitedeki sesler izleyicilere ulaştı.

2005 yılında Türk Sineması ciddi bir ivme yakaladı. Yeni post prodüksiyon şirketleri açıldı. Yeni laboratuvarlar kuruldu. boxofficeturkiye.com‘un verilerine göre 2005’te 29 yeni film vizyonda yer bulmuşken bu sayı her sene artarak 2009’da 70, 2010’da 66, 2011’de 75 yeni filmi bulmuş durumda.

Bu kadar bilgi ve değerlendirmeden sonra yazının başlığıyla ilgili kısma gelebiliriz. Sinema ile ilgilenenler birbirlerine hep sorarlar: “Sence ses filmin ne kadarıdır?” diye, kimisi yüzde kırk dokuz der. Kimisi elli elli der. Ben pek çok kez “Onan’cım bak benim filmim ses filmi, bu filmin en az yüzde yetmişi ses.” diyen yönetmenlerle çalıştım. “Abi Hitchcock’un istediğin filmini al, sesleri kapatıp izle, ne gerilim kalır, ne heyecan, ne de merak!” Bu lafı film derslerinde, sohbetlerde ve çalıştığım stüdyolarda o kadar çok duydum ki… Ve itiraf ediyorum, ben de arada sırada kurdum benzer cümleler.

Ancak işin bir de ilginç yanı var. Bütün bu gelişmelerden sonra Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, 2009 yılında “En iyi Ses Tasarımı ve Miksaj” adı altında önceki senelerde verdiği ödülü vermeme kararı aldı. Verdiği kararın da açıklamasını internet sitesinde şu şekilde yaptı: “Doktor Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü, Ses Tasarımı, Özel Efekt, Kostüm, Makyaj tasarımı, v.b. teknik dallardan birinde kullanılabilir.” Adana Altın Koza Film Festivali, aynı şekilde ses ve miksaj konusunda bir ödül vermiyor. Aynı şekilde SİYAD da bu ödülü vermiyor, İstanbul Film Festivali de.

 

Uzun zamandır düşünüyorum neden diye. Jüri üyeleri mi yetersizler acaba? Filmden, senaryodan, kurgudan, müzikten, oyuncudan, sanat yönetiminden anlıyorlar da, iyi bir ses kurgusu ve miksajı konusunda karar alamayacak kadar yetersizler mi? Sanmıyorum.

Yoksa Altın Portakal yönetmeliğinde açıklandığı gibi teknik bir dal olması mı sorun? Kurgu, müzik, senaryo, sanat yönetimi teknik dal değil ama ses, makyaj ve kostüm nedense teknik dal. Peki varsayalım ki böyle; bu suç mudur? Eziklik midir? Değersiz midir? Gereksiz midir? Şundan eminim ki, “v.b. teknik dallar” diye yönetmeliğe yazan insanlara sessiz, kostümsüz, makyajsız bir film izletsek beşinci dakikada filmi izlemeyi bırakırlar.

Dünyadaki diğer festivallerde de ses ödülü yok. Ama diğer ödüller de yok. Ödüller en iyi film, yönetmen, oyuncular, senaryo ve müzik ile sınırlı kalıyor. Cannes’da 2003’ten beri Prix Vulcain ödülü var, görüntü yönetmenlerine verilen. Daha öncesinde Teknik Büyük Ödülü imiş adı. Berlin ve Venedik’te verilen ödüller Cannes’daki gibi. Önemli festivallerin hiçbiri ‘teknik’ unsurlara, görüntü yönetmenliği dahil ödül vermiyor. Antalya’da benzer bir şey yapmaya çalışılmış diye düşünmekten başka bir çare kalmıyor. Ama bütün ülkelerin sektörlerine verdikleri ödüllerde (Oscar, Goya, Cesars, Emmy, Bafta gibi) ses üzerine kayıt, kurgu ya da miksajla ilgili bir ödül var. Tahmin edeceğiniz gibi 2011’de Yeşilçam Ödülleri adıyla dördüncü kez verilen ödüllerde de ses işlemleri ile ilgili bir ödül verilmedi.

Bu sene Altın Koza’da ilginç bir şekilde, ödül töreninden bir gün önce ‘Ses Tasarımı’ adı altında bir ödül verilmesi kararlaştırıldı. Ancak burada da küçük bir problem var. Ses tasarımı ödülü on sene önce Oscar için tartışılmış ve sonunda vazgeçilmiş bir ödüldür. Çünkü ses tasarımını belirleyen hikaye, senaryo, yönetmen, müzisyendir. O yüzden de ödül başlıklarının ses kurgusu ve ses miksajı olarak kalması uygun görülmüştü. Sebebi ise ses tasarımcısının, bir robot, uzay aracı ya da araba gibi filmin belirli bir öğesi için belirli bir ses yapan kişi olduğuna karar verilmesiydi.

Ses bir filmin ne yarısıdır ne de yüzde kırk dokuzudur. Sinema ilk olarak sessiz olarak insanlarla buluşmuş ve herkesi büyülemiştir. Sinemanın aslı akan görüntülerdir. Buna kimse karşı çıkamaz. Ama şu da bir gerçektir ki, ses filmi yüzde yüzün üstüne çıkaran unsurdur. Filmi yüzde yüzelli, yüzde ikiyüz yapandır. Güldüren diyalogtur. Korkutan efekt, kandıran atmosferdir. Ağlatan müziktir. Kurgudan, sanat yönetiminden ve hatta müzikten ya da senaryodan aşağı kalır bir yan unsur değildir. Hiçbirinden üstün de değildir. Sinemanın temel unsurlarından biridir sadece.

***

Onan Karagözoğlu, MA

Ses tasarımcısı ve mikser

http://www.imdb.com/name/nm2305074/

***