Searching for the Sugar Man (2012): Şan, Şöhret, Gerçek

Kaan Karsan
Kaan Karsan
21 Mayıs 2013

Bazen hayatın ‘gerçek bir hikâyeden uyarlanmış’ olduğuna akıl sır erdiremeyebilirsiniz. Elinizdeki taşlar yerlerine oturmuyor; ‘Olağanüstü’nün kendi içerisinde tutarlı mantığı, gerçeğin izahına karşı düşük tuttuğunuz beklentilerinizin katalizörü olamıyordur. Hâlbuki çoğu insanı olmadık başlangıç noktalarından sıra dışı kapanışlara vardıran ve ‘öngörülü’ kavramının bir tür övgü olarak kabul edilmesine sebebiyet veren hayatın doğal ve rastgele akışıdır. Tecrübe kimi zaman bir rehber olmayı reddeder; bir yanılsama olmayı seçer. Birbirinden düpedüz bağımsız nedenler ve sonuçlar da bu o-hal üzerinden türerler. Bundan ötürü hayatın dış etkenlere mahkûm vaziyette yazılan senaryosu, aslında belirgin bir gerçeğin uyarlamasıdır ve kimi zaman şok edicidir.

Dünyanın bir tarafında, olanca yeteneğine rağmen dikiş tutturamayan; hasetsizce yaşadığı mütevazı dünyasına hapsolan ve her şeyden bihaber bir yaşam süren bir adamın, dünyanın öteki bir tarafında mistik bir ilah addedilmesi, ‘belge’sine rağmen doğal tınlamıyor, değil mi? Searching for the Sugar Man, bu denli olağanüstü bir öyküyü insan yaşamının katmerli yapısından ayıklıyor. Sıfır noktasından yola çıkan ve bu noktayı asla aşamadığını düşünen bir müzisyen olan Rodriguez’in hiç inandırıcı olmayan lakin kitleleri kendine inandıran ‘efsaneleşme’ yolculuğunu ispatlıyor. Bu esnada da algıların ayarıyla, beklentilerin duygularıyla, kanıksamışlığın da tembelliğiyle oyunlar oynamayı ve izleyenini her anında şaşırtmayı ihmal etmiyor.

searching for the sugar man 1

Sixto Diaz Rodriguez, tüm hayatını müziğe adamış biri değil. Hatta şöyle söyleyelim, nedensiz başarısızlığı sonucu bu işlerden elini ayağını çeken bir yılgın… Kendisine yıllar sonra sorulan “Halen müzikle ilgileniyor musunuz?” sorusuna “Evet, arada sırada konserlere gidiyorum.” diye cevap verebilen birisi. Düpedüz ‘şans eseri’ ve ‘rastgele’ bir adam kendisi, tıpkı tüm hayatı gibi. Kendi ülkesi 70’lı yılların başında popülerlik tombalasından Rodriguez’i çekmemiş. Kaydettiği iki albüm sektörün nankörlüğünün içerisinde yitip giderken ve sıkça karşılaştırıldığı Bob Dylan’ın namı alıp yürürken, Rodriguez hayallerini ve varoluş yöntemini bir kenara koyarak hayatına devam etmiş. Ancak köprülerin günümüzdeki denli kurulmadığı dünyada kimsenin farkında olmadığı bir durum cereyan etmiş: Rodriguez’in albümleri Güney Afrika’nın çalma listelerine sıçramış. Rodriguez, Güney Afrika’da kendisine tapınılan bir müzik tanrısı haline gelmiş.

Cause isimli şarkısına sanki olacakları biliyormuş gibi “Noel’den iki ay evvel işimi kaybettim” diyerek başlayan Rodriguez’in hiç kazanamadığı bir şöhretten ve müzikten uzaklaşmasının tam olarak şarkıya müteakip cereyan etmesi,  güldürmeyen bir ironi, hiç şüphe yok ki. Searching for the Sugar Man, bir ironiler silsilesini büyük bir saygıyla ve zihin tazeleyen bir duruşla masaya yatırıyor. Kurduğu cümleleri tüm genellemelerden arındırarak hayatın özeline iniyor ve buradan parlak ‘özellemeler’ çıkarıyor. Rodriguez’in leziz besteleri ise anlatılan öykünün müzikal tanımını yapmaya koyuluyor ve filme çok özel bir ruh bahşediyor.

searching for the sugar man 2

Yönetmen Malik Bendjelloul’un peşine düştüğü öykü izleyenlerin dünyayı görme biçimine yeni bir boyut ekleyecek türden. Searching for the Sugarman, dayatılan dünyanın dehlizinde sesini ancak denk geldiğince ve rastgele bir biçimde duyurabilen bir kişiyi anlattığı kadar güzel ve çirkin tesadüflerin çalışma mekanizmasını da sorguluyor. Bir yandan Rodriguez’in diğer dünyada keşfedilmesinin öyküsünü anlatıyor; bir yandan da uzun yıllardır kayıp olan Rodriguez’in izlerini onu bulmak ve ortaya çıkarmak adına takip ediyor. Değişen, dönüşen ve farklı etkilere farklı tepkiler veren ‘dünya’ların çatışma halini su yüzüne çıkarıyor; Gecikmeli ve geniş kapsamlı bir keşfedilme macerasının dilini ararken hayatın başlı başına bir melodram olduğunu iddia edebilecek kadar güçlü ve etkin bir üsluba haiz hale geliyor. Yetmezmiş gibi tüm bu hisler ve anlamlar deryasını kurguya yedirirken de kendinden ziyade başkarakterini onurlandırarak işin dramatik tarafını tam anlamıyla zirve noktasına taşıyor. Uzun lafın kısası, Searching for the Sugar Man sadece çok iyi bir belgesel olmakla kalmıyor; tozlar tarafından örtülmüş bir müzisyene yeniden can vererek dünyanın müzik mirasına da önemli katkılarda bulunuyor.

Searching for the Sugar Man, bir kültür mirasını anlatırken bizzat bir kültür mirası haline geliyor. Öncelikli olarak Müziksever-Sinemasever ortak kümesini cezbedeceği su götürmez; ancak bu film temellerini insanın varlığı üzerine atıyor. İnsanın anbean dönüşen duygu hallerinin tümüne birden seslenebilen bir filme rastlamak pek kolay değil. İşte Searching for the Sugar Man, bunu başarıyor. Eğer ki kendinizi biraz olsun teslim ederseniz, sizi eşsiz bir şekilde ödüllendiriyor.

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

 

Türkçe Adı: Bir Şarkının İzinde

YönetmenMalik Bendjelloul

SenaryoMalik Bendjelloul, Stephen ‘Sugar’ Segerman (makale), Craig Bartholomew Strydom (makale)

Yapım: Birleşik Krallık, İsveç 2012

OyuncularStephen ‘Sugar’ Segerman, Dennis Coffey, Mike Theodore, Dan DiMaggio, Jerome Ferretti

Süre: 86′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5