Scorsese ve Aile

Martin Scorsese ilk çektiği filmlerden biri olan 49 dakikalık belgesel Italianamerican‘da (1974) annesi ve babasıyla, çocuklukları, mahalleleri, göçmen gruplar arasındaki ilişkiler, ailelerinin günlük yaşamları, verdikleri hayat mücadelesi hakkında konuşur. Annesi bir yandan özel domates sosunun tarifini verip, bunu yapmayı kimlerden öğrendiğini anlatırken, bir yandan da sosu mutfakta hazırlar ve der ki, “Aileden çok şey aldım”. Bu ufak cümle ve bu ufak film aslında yönetmenin filmografisi boyunca peşinde koşacağı hissiyatın, meselelerin ve otantik gerçekçilik duygusunun yoğunlaştırılmış bir örneği, hatta reçetesi gibi. Neler var içinde? Bir aidiyet hissi kaynağı olarak aile, aile kurumunun yapı taşlarını oluşturan ritüeller, bu ritüellere aynı anda hem imanı andıran bir bağlılık hem de bu bağları koparmak için derin bir arzu hissetmek, hem içerde hem dışarda, hem umutlu hem yıkılmış olmak, İtalyan kökleri, Amerikan rüyasının Amerikan kabusu oluşu ve New York sokakları… Italianamerican, olanları ve karakterleri gözlemleyen, arka planda kalan kameranın yarattığı gerçeklik duygusuyla Raging Bull’un (Kızgın Boğa, 1980) aile sahnelerine de kaynaklık edecektir daha sonra.

raging_bull

Scorsese, “Sinema benim hayatım” diyor. Aynı cümleyi tersten de kurmak, “Hayatı sineması” demek de mümkün. Üniversiteye girene kadar dışına pek çıkmadığı mahallesi, karış karış bildiği sokakları, ailesi, arkadaşları ve tüm bu dünyaya özgün karakterini kazandıran göçmenlik geçmişi, onun en önemli ilham kaynağı zira. Kendini bulma yolunda geçmişe duyulan bu tutkulu merak, filmlerinde ayrıntı fetişizmi olarak tezahür ediyor ve aileyi bu küçük detaylardan oluşan bir sığınak ile hapishane arasında, ait olmayı isterken aynı anda koşarak kaçmak isteyeceğiniz bir dünya olarak tasvir ediyor. Mesela, The Age of Innocence‘da (Masumiyet Yaşı, 1993) verilen her davet, sunulan her tabak, giyilen her kıyafet, Newland Archer‘ın gelenekler dünyasındaki yerinden kıpırdamasını biraz daha imkansız hale getirir. Dile getirilmeyen, sessiz anlaşmalarla kabul edilmiş kodlar ve kurallar çerçevesinde yaşanan bu hayattan zincirlerini kırıp aşık olduğu kadına gidecek güce sahip değildir Newland. Kamera, türlü türlü düzenlenmiş masalar, çatal bıçaklar, eldivenler, danteller üzerinde boşuna dolanmaz; Newland‘ın elini kolunu bağlayan ipe bir ilmik daha atar her bir ayrıntı. Bu film, Scorsese’nin Avrupa kökenleri ile Amerika hayatı arasında kalışına, yönetmenliğine yön verenin hem Avrupa hem Amerikan sineması oluşuna da ayna tutar gibidir: Newland, sevgilisi ve karısı, yani Ellen ile May arasında seçim yaparken, iki kıtanın temsil ettiklerini teraziye vurmaktadır aslında. Yönetmenin aidiyete dair bu açmazını, “sinema endüstrisi ailesi”ndeki yerine dek genişletmek, aynı arada kalma halini, stüdyolarla çalışırken bağımsız ve çok kişisel bir sinema yapmaya çalışmasında görmek de mümkün.

newland-2

Scorsese karakterlerinin varoluşları, geçmişleri ve biyolojik/sosyolojik/ekonomik aileleri sayesinde anlam kazanır. Ancak, onlardan alacaklarını alıp, sağlıklı bir veda edememişlerdir bu köklere. Dolayısıyla hem birey olamama kaynaklı ergen bir öfkeyle dolar, hem de eski tadı alamadıkları bu bağları nostaljiyle anarlar. Yönetmen, sinema dilinde ve hikayelerinde, bir yere ait olamama, dışarda kalma, kalabalık içinde yalnız olma hissinin peşine düşer. Goodfellas‘da (Sıkı Dostlar, 1990) Scorsese, mafya ailesi üyelerinin hangi gün, hangi klüpte, sevgilileriyle mi yoksa karılarıyla mı eğlendiği bilgisi ya da hapishanede pişirdikleri yemeklerin tarifi gibi her tür ayrıntıyla yine bir ritüeller dünyası kurar. Birlikte iş (!) yaptıkları gibi, özel günlerini, boş zamanlarını da birlikte geçiren koca bir aile portresi çizer. Fakat aslında tüm film, sonunda bu bağları koparmaya karar vermiş olan bir itirafçının ağzından anlatılmaktadır. Aileden kopmuş ama hayatını, kendi deyişiyle, “hiç kimse” olarak geçirmeye mahkum olmuştur. Hem ağlar, hem gider; kaybedilenin yasıyla, bir ütopyaya özlem arasında hapistir. Scorsese filmlerinde aile, bu arafta kurulan bir hayal işte.

Burcu Aykar

Twitter