Schastye moe (2010): Savaş Aslında Neydi?

Fatih Yazici
Fatih Yazici
26 Ağustos 2012

Daha önce çektiği birçok belgesel film ile tanınan Sergei Loznitsa, çektiği ilk kurmaca uzun metraj Schastye moe (My Joy) ile 2010 yılında Cannes Film Festivali‘nin resmi seçkisine kabul edilerek dikkatleri üzerine topladı. Öyle ki film hem Ukrayna adına seçkiye kabul edilen ilk film olma özelliğine nail olurken, hem de yönetmen Sergei Loznitsa‘nın dünyaca tanınmasına yardımcı oldu. Ne var ki film başlangıçta Rus-Alman ortak yapımı olarak planlansa da Rusya tarafı filme finansal kaynak vermeyi reddetti ve film Almanya-Hollanda ve Ukrayna ortak yapımı olarak tamamlandı.

RevueBlockade,The Settlement gibi ödüllü belgesellerin sahibi Loznitsa, filmin adına ironik bir şekilde cereyan eden ve ne olduğu konusu serbest bırakılan bir açılış sekansı ile birlikte kadrajını yine yarı kurmaca yarı belgeselvari noktaya çekerek, bizi Rus kırsallarından birinde Georgy adlı kamyon şöförünün hikayesine ortak ediyor. Daha sonra sırasıyla Georgy ekseninde işiyle alakası olmayan polis memurlarına, bir çift hırsıza, henüz çocuk yaşlardaki bir fahişeye ve gizemli bir adama tanık oluyoruz. Gelişen olayların sonrasında yönetmen, II. Dünya savaşı sırasındaki Rusya ile komünizm sonrası Rusya arasında estetik bir geçişle bir öğretmen ve oğlunun hikayesine odaklanıyor.

İki hikaye arasında teğet tiratlarla anlatımını zenginleştiren Loznitsa, bir tarafta karamsar ve groteske yakın, diğer tarafta pastoral bir anlatım benimseyerek flashbackler ve post-apoliptik benzetmeler yardımıyla aslında değişen bir şey olmadığını, değişenin sadece “vücutlar” olduğunu, her iki zaman diliminde de yolsuzluk, şiddet ve insanlık dışı muamelelerin kol gezdiği, bataklığa saplanmış bir Rusya’nın var olduğunu şiirsel bir gerçeklikle betimliyor. Bu noktada Belarus doğumlu yönetmen Sergei Loznitsa’nın 2001 yılında Rusya’yı terkedip Almanya’ya yerleşmesini, filmin yapım aşamasında çektiği zorlukları ve hikayesine serpiştirdiği benzer yanları daha iyi anlayabiliyoruz. Öyle ki filmin bir sahnesinde öğretmen kapısını çalan iki asker ile savaş üzerine uzunca bir sohbete koyulur. Ve öğretmen tüm bu savaş saçmalıkları sonrasında işine döneceğini, yine önceki gibi çocuklara sadece sevgiyi öğreteceğini savunurken askerler ona sert bir mizaçla gerekenin Almanlar ile savaşmak olduğunu anlatırlar. Almanların kültürlü insanlar olduklarını savunan öğretmenin daha sonra hazin sonuna hep beraber tanık oluruz..

Geçmiş zaman Rusya’sı ile şimdiki zaman Rusya’sı arasında hikayesini epizodik bir yapıya oturtan yönetmen, kurmaca ile belgesel arasında gidip gelen ve özellikle 4 luni, 3 saptamâni si 2 zile ile Sovyet gerçeğini yansıtmada acemi olmayan görüntü yönetmeni Oleg Mutu ile çalışarak olağanüstü bir sinematografinin kapılarını ardına dek açıyor. Çoğunlukla karakterlerin portreleriyle ilgilenen Mutu ve Loznitsa, hikayedeki çarpıcı gerçekliği insanların yüzündeki halsizlik, umutsuzluk ve çöküş tavırlarıyla resmederken, yolda karşılaşılan “anlatıcı” bir ihtiyar ile ve portrelere gösterilen önem ile Bela Tarr ve sinemasına hem hikaye hem de kadraj olarak açıkca referans veriyor. Bunun dışında anlatım olarak zaten neo-realist bir tavır sergilenmesi, Gogol‘un Ölü Canlar‘ından, Dostoyevski‘nin İdiot‘undan ve Kafka‘dan direkt olarak olmasa da etkilenilmesi filmi değerli bir çıtaya oturtuyor.

Fatih Yazıcı

izlandik@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5