Samsara (2012): Bütünlük mü Kaos mu?

Sinan Yusufoğlu
Sinan Yusufoğlu
04 Mart 2013

!f Ankara’da izlediğim ve bir sinema perdesinde izlenmesinin seyir zevki (ya da bu filmin bazı anları için zahmeti) açısından önemli olduğunu düşündüğüm Ron Fricke’in son filmi Samsara, inancın huzuru ve bütünlüğüyle, evrenin bugün içine düştüğü kaosu 70 mm’nin görkemli sinematografisinde buluşturan ve seyircide farklı duygu/düşünme halleri yaratan önemli bir film. Bu önem bizi Samsara’ya dair bazı sorular sormaya yöneltirken; üzerine tartışmanın iyi olabileceğini düşündüğüm mevzuları da karşımıza çıkarıyor.

 

Ruhani ve hipnotize edici filmleriyle tanıdığımız Ron Fricke, Baraka’dan yirmi yıl sonra Samsara’yla sinema ‘döngü’süne yeni ve görkemli bir parça ekliyor. Samsara, “Sanskrit kökenli modern dillerde birincil olarak “dünya” anlamında kullanılıyor. Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sihizm dinlerinde reenkarnasyon ya da yeniden doğum döngüsünü anlatan bir kavram” olarak karşımıza çıkıyor. Ron Fricke de dünyanın tüm kötülüğüne derman olarak bize Samsara’nın sonsuzluk   döngüsünü gösteriyor (biraz dayatıyor) yeni filmi Samsara’da. Bu karanlık dünyada ışık ve kurtuluş olarak oldukça etkileyici bir dini, ruhani evren sunuyor. Spiritüel olanın aydınlığını 70 mm’nin ışıltılı, göz alıcı ve hipnotize edici sinematografisiyle birleştiriyor. Fricke’in ‘tanrısal’ kamerası sayesinde bu kirli dünyada ruhumuz ‘huzur’a eriyor; inancı yaşamlarının merkezine koyan çileli ve vakur yaşamlar bize rehber oluyor. Ron Fricke’in yaşam ve ölüm ile gündüz ve gece arasında gidip gelen kamerası ‘tanrısal’ bir açıyla dünyanın üzerinde gezinirken; hem medite edici ve hem de rahatsız edici anlar yakalıyor. Fakat geriye inancın aydınlığından çok dünyanın karanlığı kalıyor. (En azından ben de öyle bir karşılık buldu.)  Yönetmenin gösterdiği gibi evet çok huzursuz edici bir dünyada yaşadığımız kesin; peki bu dünyada huzura ve özgürlüğe erişmemiz için Samsara’ya mı ulaşmalı bu ‘zavallı’ / çaresiz kullar?

THIS HANDOUT FILE HAS RESTRICTIONS!!! Hands, still from "SAMSARA" a documentary film directed by Ron Fricke. NYTCREDIT: Oscilloscope Laboratories

Tabii ki kapitalizmin geldiği çıkışsızlığı ve çılgınlığı böyle etkileyici ve uzun yıllar akıldan çıkmayacak bir sinema diliyle (ve insanı izlerken ‘zavallı’ hissettiren kudretli kamera açılarıyla) gösterebildiği için önemsenmesi gereken bir film Samsara; fakat bunun karşısına inancın (budizmin, hinduizmin sonsuzluk/yeniden doğum döngüsünü) bütünlüğünü yerleştirdiği için de sıkıntılı bulduğum bir film. Böyle kötü bir dünyada inancın korunaklı ve ‘huzur’ veren tapınaklarına sığınalım diye elinden geleni yapmış sanki Ron Fricke… Başı ve sonu spiritüelliğin çizgileriyle çizilmiş bu filmin çağrısı da ulviyetin sınır(sızlığı)larıyla örülü…

İzlerken keşke yönetmen, bu karanlık dünyaya daha belirsiz ve ironik bir yerden bakabilseydi dediğim anlar çoğunlukta oldu.  Belki o zaman Samsara’nın coşkusunu dayatmak yerine bu karanlığa daha çok kafa yoran bir seyirciyle buluşabilirdi.  Tabii “yönetmenin böyle bir niyeti olabilir mi?” sorusunu sormak durumunda kalabiliriz o zaman. Filmin kurduğu estetik ve düşünsel dünya böyle bir niyet okumanın filme fazla anlam yüklemek olacağını da gösteriyor bir bakıma. Tabii ki bunları söylerken ne spiritüel varoluş süreçlerini önemsizleştirmek, küçümsemek amacını taşıyorum ne de böyle ‘çileli’ bir yaşam kuranlara karşı bir tavır alıyorum. Sadece Ron Fricke’nin sinemasındaki niyetin çok da halis ve dünyadaki egemen (ruhani) iktidarlardan çok da bağımsız olmadığını düşünüyorum. (Film boyunca gördüğümüz tüm inanç merkezlerinde  kullanılan (seyircide rahatlık hissi yaratan) kamera açılarını ve bunlara eşlik eden müziklerin heybetini/kudretini buna bir işaret olarak görmek abartılı olmayacaktır.)

Hadi şimdi biraz tersten gidip; Ron Fricke’in yarattığı bu baskın ruhani sinemaya hak verelim ve yönetmenin kurduğu bu güçlü estetikle Samsara’nın kurtarıcılığına ulaşalım. Peki o zaman gerçekten de bir şeyler değişecek mi hayatlarımızda? Bu kolektif tutsaklıktan ve yıkımdan özgürlüğe ve huzura ulaşabilecek miyiz Samsara’nın kuşatıcı öğretisiyle? (Açıkçası yazıdan da anlaşılacağı gibi ben buna pek inanamıyorum)

Samsara benim için dünyanın hal-i pür melal’i kadar çıkışsız bir film nihayetinde. Dünyanın bugün içinde bulunduğu kaosa, inancın oldukça süslü aynasını tutup ‘çok çirkinsiniz’ diyebilen bir sebat ve çile halini perdeye taşıyor Ron Fricke. (‘Üstten üstten’ bakarak bir de) Uzun yıllara yayılan filmin hazırlık ve yapım sürecini de inancın sabırla kurduğu maneviyata benzetiyorum. Basit ama görkemli, sessiz ama biraz da kibirli… Bu kibre körü körüne saygı duymamızı bekleyen ve bundan gözlerimiz dolarak etkilenmemizi talep eden bir buyurganlık hali de var. Tüm bunlara rağmen seyirci sinema salonundan çıktığında kafasında karanlık/karamsarlık mı yoksa inanç sistemlerine sığınma ihtiyacı mı beliriyor sorusuyla da çok yakından ilgili bence filmin gerçeklikteki yansıması… Bende ilkini uyandırdığı için ( filmin ruhaniliğini hiç sevmesem de)  yine de önemsiyorum Samsara’yı. Filmin bence en değerli yanı da dünyanın içine düştüğü bu yok oluşu etkileyici bir sinemayla perdeye taşımasında; yönetmenin sinemadaki birçok anı mistifiye etmesinden bağımsız olarak söylüyorum bunu. (Ang Lee’nin abartılara mazhar olan son filmi Life of Pi’nin yapamadığını bir nebze de olsa Ron Fricke’in başarabildiğini düşünüyorum.)

Marx’ın bir cümlesini ödünç alarak bitireyim. Belki de Samsara, bu karanlık, ruhsuz ve vicdansız dünyanın (görsel) afyonudur.

Ve afyonlar genellikle insanları uyuşturmaktan (anlık hazlar vermekten) başka bir işe de yaramayabilirler.


Sinan Yusufoğlu

sinan.yusufoglu@gmail.com