Saç (2010): Pirselimoğlu Filmi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
07 Eylül 2011

Geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nden ulusal yarışmada üç major ödül kazanarak ayrılan “Saç”, Tayfun Pirselimoğlu’nun  seyirciye sunduğu yeni bir sabır imtihanı. Tayfun Pirselimoğlu, üçlemesinin ilk filmi “Rıza” ile beraber kısık ateşte pişirmeye başladığı kendine has sinemasını,  “Saç” ile sonlandırırken, minimalist sinema mefhumunun da bir adım ötesine giderek, durağanlığa ve sadeliğe filmin başrollerinden birini veriyor.

Tayfun Pirselimoğlu,  hayatın arka bahçesinde kalmış, gerçek karakterlerin hikayesini anlatmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini gösterirken, bu kez filmi için  her gün boyunun biraz daha kısaldığına inanan, en büyük hayali ise bir gün Brezilya’ya gitmek olan bir perukçuyu seçiyor. Hamdi,  filmin yönü nereye giderse gitsin, seyirciye yansıtıldığı kadarıyla naif ve iyi niyetli bir karakter.  Hamdi’nin küçük dünyasındaki değişim ise bir gün Meryem karakterinin onun dükkanına gelip saçlarını satmak istemesiyle başlıyor. Hamdi, Meryem’e yalnızlığının bütün boşluğuyla bağlanıyor.

“Saç” tıpkı Pirselimoğlu’nun önceki işleri gibi ölüm ve yalnızlığı dert eden, bu dertlerini kaotik ve karamsar bir sinema diliyle sunan bir film. Hamdi’nin benzer filmlerden alışık olduğumuz yalnızlığı, Meryem ile beraber başka bir boyuta taşınıyor ve onu adına aşk diyemeyeceğimiz bir mahkumiyet sürecine sürüklüyor. Hamdi, Meryem’i yılmadan takip ederken, Meryem’in de kocasından korkarak yaptığı fakat içinden gelmeyen uyarılardan garip bir cesaret buluyor. Meryem’in mutsuzluğu, Hamdi’nin kamçısı oluyor. Hikayedeki üç karakterin de kendilerine özgü yalnızlıkları, iletişimsizlikleri ve çatışmaları filmin asıl derdi olan “ölüm” noktasına  varacak olan yolculukta, karakterlere eşlik ediyorlar.

Pirselimoğlu’nun filmi aynı anda hem sıkıcı hem de ilginç olmayı başarıyor.

Tayfun Pirselimoğlu, sinemasının yapıtaşı haline getirmeye çalıştığı ve bazı anlarda izleyiciyi hakikaten zorlayan ve uzaklaştıran durağanlığıyla beklendiği gibi seyirci dostu bir film çekmeyi hedeflemiyor.  Hatta izleyiciyi kazanmak yerine, sinemasına sabredebilen izleyiciyi ayırmak ve onlarla muhattap olmak istiyor. Öyle ki filmin 80 dakikada anlatılabilecek ve minimalist Türk sinemasında yine övgülerle karşılanacak olan hikayesi, yaşanan yeni olaylarla değil uzun çekimlerle 140 dakikaya uzuyor ve ortaya bir “ya sev ya nefret et” filmi çıkıyor.

Kişisel fikrim, Tayfun Pirselimoğlu’nun elindeki ilginç malzemeyi layığıyla kullanamadığı, ya da bu malzemenin kafasındaki sinemaya uyum sağlamadığı. Zira filmin çok iyi bir kısa film ya da başarılı bir 80 dakika haline gelebilecek olan hikayesi, durmadan aynı şeyi düşündüren ve filme bir noktadan sonra hiçbir katkısı olmayan uzun çekimlerle etkisini yitiriyor. Bu bir filmde sıkılmanın, filmin zayıf noktası olduğunu düşünmeyen birini bile filme yabancılaştırıyor. Tayfun Pirselimoğlu’nun tek bir sahne dışında hiç hareket etmeyen kamerası da filmin seyrini hiç kolaylaştırmıyor.

Bütün bunları bir kenara bırakıp filmin anlattığı mevzuya bakınca ise, karşımıza farklı olmayı ve düşündürmeyi başaran bir öykü çıkıyor. Tayfun Pirselimoğlu, ölüm ya da yalnızlık hakkında şaşırtıcı yargılarda bulunmuyor olsa da, filmin finaline doğru yaptığı bazı tercihlerle ezber bozmayı başarıyor. Fakat yönetmenin öyküyü oluşturmadaki bu başarısı, film yönetimindeki tercihleriyle desteklenmediği için “Saç” ağızda buruk bir tat bırakıyor.

Filmin oyuncularının müthiş performansları ve Ercan Kesal’ın filmin ruhuyla tam uyum sağlayan görüntüleri, takdiri hak ediyor.  Hamdi Karakterini canlandıran Ayberk Pekcan, karakterinin iç dünyasını yansıtmada sınıfı iyi notla geçerken  asıl iyi performanslar Nazan Kesal ve Rıza Akın’dan geliyor. Özellikle Rıza Akın,  tek başına bir film konusu olabilecek karakterini canlandırırken kendi kariyerinin zirvelerinden birine ulaşıyor.

Tayfun Pirselimoğlu, üçlemesindeki en iyi fikri, filmi ocakta unutarak lezzetsizleştiriyor; kısa cümleler kurarak daha direkt anlatabileceği mevzusunun etkisini ise dolaylamalarla azaltıyor. Tüm bunlara rağmen, Pirselimoğlu, özellikle filmi farklı bir tabanda inceleten finaliyle, beğenilmese dahi kolayca unutulmayan bir eser ortaya çıkarıyor.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5