Röportaj: Türkü Turan

Kaan Karsan
Kaan Karsan
18 Aralık 2011

Türk sinemasının son dönemde büyük bir çıkış yapan genç oyuncularından Türkü Turan ile Musallat 2’yi, Kosmos’u ve Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ni konuştuk.

Türkü merhaba öncelikle, teşekkür ederim ilgin için. Aslında direkt olarak Musallat’a odaklanmadan biraz daha evvelden başlamak istiyorum. Zira Reha Erdem ve Onur Ünlü gibi iki heyecan verici Türk yönetmenle çalışma fırsatını yakaladın. Bu soruya çok fazla cevap verdiğini biliyorum aslında ancak yine de sormak isterim, nasıldı bu iki yönetmenle çalışmak?

Bir oyuncunun tadabileceği en güzel duygu bu olsa gerek, filmlerini heyecanla beklediği,izleyici olarak da bayıldığı yönetmenlerle çalışma fırsatı yakalamak. Ben oyuncu olup olamayacağımı bilemezken Reha Erdem’in benimle çalışması büyük bir hediyeydi benim için. Kosmos’dan sonra yine güçlü bir film gelmedikçe ikinci bir filmde oynamayı reddettim. Sonra Onur Ünlü çıkageldi hayatıma, onun gibi çok sevdiğim başka bir yönetmenle de ikinci filmimi çekmek sanırım çok şanslı olduğumu gösteriyor.

Kosmos’da bu dünyanın normlarıyla değerlendirince gerçeküstü sayılabilecek bir karakteri oynadığın söylenebilir. O role nasıl hazırlandın, Reha Erdem ile karakter üzerinde nasıl çalıştınız?

Hiç hazırlanmadım ve hiç çalışmadık. Sadece bir kuş çığlığı bulmamı, senaryoyu kitap gibi bir kez okuyup bir daha kapağını açmamamı ve rol üzerine hiç düşünmememi rica etti. İlk sahnemi çekerken ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sonra kamerayla birlikte şekillendi her şey, orada oluşturduk birlikte.

Reha Erdem gibi sinemamız için çok ayrı bir önem teşkil eden bir yönetmenden sonra da Onur Ünlü’nün ‘aşırı’ heyecanla beklenen filminde de çok kilit bir rolde karşımıza çıktın. Ortak görüş şu ki, sinemaya bakışıyla bizim sınırlarımızda pek de emsali olmayan biri Onur Bey. Onunla çalışmak nasıldı, sana neler kazandırdı?

Onur’un bana yönetmen olarak kazandırdıklarını size uzun uzun anlatabilirim ama bana kazandırdığı en önemli şey başka.. Dünya üzerinde çok zeki olduğu halde aynı zamanda kirlenmemiş, tertemiz ve iyi kalpli olabilecek insanların da yaşayabileceğini gösterdi. Bana kendi gibi şahane bir arkadaş kazandırdı yani. Sanırım kendi de nevi şahsına münhasır olduğu için filmleri de bu kadar eşsiz ve Etrafımızda görmeye alıştığımız için artık göremediğimiz pislik yanlarımızı yüzümüze bu kadar kolay vurabiliyor.

Musallat’a geçelim. Korku aslında ülkemiz sınırlarında çokça ilgi çeken bir tür. Ancak filmcilik baabında da tam bir cesaret işi. Korku türüyle aran nasıldı filmde oynamadan önce, özel bir ilgin var mı bu türe karşı?

Kendimi bildim bileli korku filmlerine bayılırım. Benim için korku filmi izlemek özel bir seans gibidir. Eğer korku filmi iyiyse aldığım keyif de o ölçüde büyür. Türkiye’de korku filmi çekmenin büyük bir cesaret işi olduğunu ben de düşünüyorum. Daha çekmeden kötü olduğundan emin olan bir izleyici kitlesiyle karşı karşıyasınız bir kere. Bu fikri değiştirmek için gerçekten iyi bir iş yapmak gerekiyordu ve biz de sanırım bunu başardık..

Alper Mestçi Musallat serisinin ilk filminde yarattığı başarılı atmosferle “Türkler korku çekemez” tabusunu bir nebze olsun yıkmayı başarmıştı. İkinci film, ilk filmin inşa ettiği yapı üzerinden mi ilerliyor yoksa bütünüyle yeni bir deneme mi?

İkinci film bütünüyle yeni bir hikayeden yola çıkıyor, birincisini takip etmiyor. Dokusu, rengi, hissi, ışığı da bambaşka..

 

Korku, belki de diğer duygulara göre daha farklı bir yerde konumlanan bir duygu olduğundan, belki de perdeye yansıtması en güç kavramlardan birisi. Rol sana geldiğinde hiçbir çekincen oldu mu bu konuda?

Alper’le ilk görüşmemizin 5. dakikasında bu işte olacağımdan emin olmuştum. Çünkü aynı korku filmlerini seviyoruz, aynı kafadan bakıyoruz korku sinemasına. Musallat’ın ilk filmini de çok başarılı bulduğum için bütün bu durumlar ışığında Alper’in iyi bir film çekeceğine çok emindim ve ona güvendim. Hiçbir çekincem olmadı. Güvenimi de boşa çıkartmadı. O da bana aynı ölçüde güvendi ve beni çok serbest bıraktı, bu yüzden de ayrıca çok keyif aldım oynarken.

Kendin izleyince de korkabileceğin bir film ortaya çıkardığınızı düşünüyor musunuz Musallat 2: Lanet’de?

Çekerken eğlendiğimiz ve benim oynadığım bir sahneyi izlerken oldukça gerildim. Bu benim için çok şaşırtıcıydı. Sinefilliğine güvenen bir izleyici olarak arkadaşlarıma tavsiye etmekten kesinlikle kaçınmayacağım bir film Musallat 2.

Alper Mestçi’nin çalışma yöntemleri nasıldı? Nasıl bir set ortamında çalıştınız?

Beni dinledi, fikirlerime önem verdi. Setteki herkes için de geçerli bir durum bu. Çalışmayı seçtiği herkesin fikirlerini en az kendi fikirleri kadar önemsediği ve açık fikirli olduğu için çok keyif aldık çalışırken.

Korku piyasasına şöyle bir baktığımızda dini mitolojilerden yoğun bir beslenim görmek mümkün. Musallat da islam mitolojisinden besleniyor. Sence bu eğilimin sebebi nedir, bizi yalnızca dini mevzular mı etkiliyor?

Bir kere biz yüzde doksanı müslüman olan bir ülkeyiz. Doğduğumuz andan itibaren bir islam bombardımanına tutuluyoruz. Örnek vermek gerekirse ateist biri bile ‘inşallah’ tabirini ya da bir benzerini muhakkak gün içinde kullanıyordur. Bu bizim kültürümüz, dolayısıyla da Dünya’nın her yerinde olduğu gibi biz de kendi kültürümüzden beslendiğimiz zaman daha bize ait ve daha gerçek hikayeler yaratabiliyoruz. Seri katile ya da bir vampire kim inanır ki şimdi öyle bir film çeksek. Küçüklüğümüzden beri görmediklerimizden, cin hikayelerinden, ruh çağırmalardan korktuk biz. Bir toplumun kültüründe ne varsa oradan beslenen şeyler o toplumu daha çok korkutur.

Film gösterime gireli birkaç gün oldu. Oyunculuğun ve film hakkında nasıl tepkiler alıyorsun?

Oyunculuğumla da filmle de ilgili çok güzel şeyler duyuyorum. Ben bile filmin bu kadar beğenilmesini beklemiyordum, güzel olacaktı elbet ama bu kadarı beni şaşırttı.. En sert eleştirilerine maruz kaldığım arkadaşlarım bile olumsuz hiçbir şey söylemediler. Çok mutlu oldum ben de bu duruma.

Kariyerine baktığımızda birçok yeni nesil genç oyuncunun aksine oldukça seçici olduğunu fark etmek hiç zor değil. Sanırım sadece inandığın projelerde, inandığın yönetmenlerle çalışıyorsun. Bu böyle devam edecek mi?

Bu her zaman böyle devam edecek, eminim bundan. Ben oyuncu olmadan önce izleyiciydim ve hala en iyi yaptığım şey film izlemek. Bu yüzden de izlerken yüzümü buruşturacağım bir filmde oynarsam ölürüm sanırım..

Sektörün içinden biri olarak Türk sinemasının bu dönemiyle ilgili ne söylemek istersin? Nasıl bir yoldayız sence?

Şahane bir yola girmiştik ve çok iyi bir ivme almıştık ki önüne gelen taklit veya kötü filmler çekmeye başladı şu ara. İyi yönetmenlerimizin Dünya çapında yükselişe geçtiği şu dönemde onların taklitleri de çoğaldı haliyle. Herkes kendi sesini bulmaya çalışırsa çok daha güzel filmler çekilecek. Bütün bunlara rağmen Türk sinemasının hala hızla yükseldiğini ve şahane filmler yaptığımızı düşünüyorum. Bütün Dünya’da bunun farkına vardı artık. Bizim sıkıntımız daha çok konunun izleyici tarafı sanırım. Sinemaya gitme kültürümüz hala zayıf ama oluşacak umarım..

***

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Araç çubuğuna atla