Röportaj: Tolga Örnek – Kaybedenler Kulübü

Kaan Karsan
Kaan Karsan
27 Mart 2011

Sizi bir “belgeselci” olarak tanıdık, Hititler ve Gelibolu filmlerinin ardından gelen Devrim Arabaları ise fikrimce ancak çok tecrübeli bir yönetmenin çekebileceği bir filme benziyordu. Sormak istediğim, bu belgelerden film yaratma dönemi boyunca, “Devrim Arabaları” filmini kafanızda defalarca çektiniz mi? Yoksa bu, anlık karar verilmiş bir proje miydi?

Çok teşekkür ederim. “Devrim Arabaları” fikrini bir rastlantı sonucu keşfettim. Babam bana 2005 yılında Aydın Engin’in konuyla ilgili bir araştırma/makalesini verdi. Okudum ve inanılmaz etkilendim. Bunun çok iyi bir film konusu olacağını, benim gibi konuyu yeni keşfedenleri etkileyeceğini düşündüm. Belgeselden sonra uzun metraja geçmeyi düşündüğüm için de bu geçiş için de çok uygun bir konuydu. Araştırırken ve Murat Dişli ile senaryo üzerinde çalışırken hep filmi nasıl çekeceğimi düşünmeye çalıştım; benim çekebileceğim şekilde yazmaya çalıştık.

Devrim Arabaları’nın kalabalık ama tecrübeli o oyuncu kadrosunu yönetirken zorlandınız mı? Yoksa oyuncuların müthiş deneyimleri, bir itici güç mü oldu?

Oyuncuların müthiş deneyimleri ve kişilikleri benim için hem bir itici güç hem de büyük bir şans oldu. Onların çekimlerde eklemeleri, tavsiyeleri filmi daha da güzelleştirdi. Yönetirken çok zorlanmadım çünkü hepsi tecrübeli ve iyi oyunculardı. Ben sadece zengin alternatifler arasından seçimler yaptım.

Kaybedenler Kulübü bence çok cesur bir film. Tıpkı hikâyesini anlattığı o radyo programı gibi, bazı çevrelerin tepkisini fazlasıyla üstüne çekebilir. Sinema yapmak, her seferinde bir ideoloji taşımayı gerektirir mi? Yoksa bu bakış açısını senaryo mu belirler?

Bence bakış açısını senaryo ve konu belirler. Ancak sanatta istesen de istemezsen de bir ideolojik bakışın oluyor galiba. Kendi duruşun, kendi ideolojin bir şekilde çektiğin filme süzülüyor. Bir de başkalarının tepkilerini ve beklentilerini düşünerek film yapmak çok doğru olmaz bence. Bir sinemacı ya da sinemacı adayı inandığı konuları inandığı şekilde, özgürce işlemeli. Korkmamalı ve korkutulmamalı.

Kaybedenler Kulübü’nde devrim arabalarına nazaran çok da hızlı ve riskli bir kurgu var. Bu filmin zaten fikrinden dolayı mevcut olan bir şey; ancak yönetmen tercihleri de o sürati kesinlikle dizginlemeye çabalamamış gibi görünüyor. Filmin dinamiklerini böyle süratli bir kurgu üstüne kurmanız, Mete ve Kaan karakterlerinin yaşam tarzından mı kaynaklanıyordu sadece?

Biraz filmin konusundan dolayı biraz da fiziksel olarak durağan bir konuyu dinamikleştirmek ve hızlandırmak için hızlı bir kurgu tercih ettik. Programın kendisi serbest çağırışım gibi olduğu için biz de kurguyu sıçramalı ve dinamik olarak tasarladık. Duygular ve tonlar arasındaki geçişler çok hızlı ve dinamik olsun; bir sahnede gülümsetiyorsak, bir sahnede duygulandıralım dedik.

Kaybedenler Kulübü bence son dönemin en kendi kitlesini yaratma potansiyeli olan filmlerinden biri. Bundan sonraki projelerinizde o “underground” kitleyi elinizde tutma çabanız olacak mı, yoksa bu film bundan sonraki sinemanız hakkında net bir ipucu vermiyor mu?

Ben farklı tarzlarda filmler yapmak istiyorum ve genelde kendimi tekrar etmek istemiyorum. Eğer yakalayacağım ya da yakaladığım bir kitle varsa tabi ki onları da bir sonraki filme taşımak isterim ama sırf onları kaybetmemek için bir film yapmak hem onlara hem de kendime haksızlık olur.  Bu filmde çok şey öğrendim. Yakaladığım serbestliği ve özgürlüğü bir sonraki filme taşımak isterim.

Son dönem sinema çevrelerinde bahsedilen “çağın ruhunu yakalama” kavramını bir yakın dönem filmiyle(bence) yakalamanızı neye borçlusunuz?

Kaan ve Mete’nin işin içinde olmalarına borçluyum. Ayrıca fikrin Mehmet Ada Öztekin’e ait olmasına ve senaryoyu Mehmet’le beraber yazmamıza bağlıyorum. Mehmet işin içinden biri olarak ben de dışından biri olarak baktık hikayeye ve ona göre şekillendirdik.  Mehmet aynı anda da bir kontrol ve tutarlılık mekanizması gibi yönlendirdi beni.

Filmi yapma fikri, bu radyo programının sıkı bir dinleyicisi olduğunuz için miydi, yoksa hakkında okuduğunuz hikayelerin sinemaya yakışacağını düşündüğünüz için miydi?

Fikir Mehmet Ada Öztekin’in. O bana konudan ve dönemden bahsetti. Zaten kendisi 2002 yılında konuyla ilgili bir senaryo yazmıştı.  Onun üstüne konuştuk ve programı ön plana alacağımız bir senaryo üzerinde beraber çalıştık ama film çekme fikri tamamen Mehmet’e ait.

Kaybedenler kulübü sizce edepsiz bir film mi?

Bence değil.  Ben “edepsiz”den biraz da karşısındakini rahatsız edip ona saygısızlık yapan tanımını anlıyorum. Bizim film matrak, şakacı, cesur, kendiyle dalga geçen bir film.

Bu kadar fazla “iyi” sohbeti yalnızca iki saatlik bir film içerisine nasıl sığdırdınız? Bu başarıyı neye borçlusunuz?

En zor kısım bu oldu. Her şeyi alamayacağımızı, her şeyi koyamayacağımızı biliyorduk.  Mehmet’le konuşurken programın özünü koruyabileceğimiz ve programı tam yansıtacak bir senaryo yazmaya özen gösterdik. Programın matrak tarafının yanında çok ciddi bir entelektüel ve derin bir yönü var. İki tarafa da devrilmeden iki tarafın da hakkını verecek sohbetleri, temaları ve sahneleri koyduk filme.

Türk sinemasının belki de en heyecan verici genç yönetmeni olmak kendinizi nasıl hissettiriyor?

Çok teşekkür ederim. Ama hem genç yönetmen hem de heyecan verici yönetmen tanımına uyuyormuyum tam bilemedim. Ama iltifatınız için teşekkür ederim. Çok iyi geldi.

Son dönem Türk sineması ve yabancı sinemada izleyip beğendiğiniz, aklınıza ilk gelen birkaç filmi söyleyebilir misiniz?

Black Swan ve Biutiful. İkisi de müthiş ve sarsıcıydı.

Takip edin diyebileceğiniz Türkiyeli yönetmenler hangileri?

Özcan Alper ve Murat Saraçoğlu. Ayrıca ben her zaman Derviş Zaim, Fatih Akın ve Ferzan Özpetek’in filmlerini dört gözle beklerim.

***

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5