Röportaj: Steve Collins – You Hurt My Feelings

Kaan Karsan
Kaan Karsan
17 Şubat 2012

Bu sene İstanbul Bağımsız Film Festivali’nin Keşif bölümünde “You Hurt My Feelings” ile karşımıza çıkacak olan Steve Collins ile filmi ve sanat algısı üzerine konuştuk.  Kendisinin filmi için ön bilgi ve bilet almak için buraya, kendisinin kişisel web-sitesini ziyaret etmek için de buraya tıklayabilirsiniz.

Kısa filmlerinizden anlayabildiğimiz kadarıyla harika bir gözlemcisiniz. Hayata dair küçük detaylar, filmleriniz için bir odak noktası mı?

Kızım doğduğunda, çocuğu olan birçok insan gibi, kendimi onun bakış açısından ilham alır halde buldum. Çocuklar küçük detaylara odaklanıyorlar, onlar gerçekten de “anın içindeler”. Bizim kafayı taktığımız aptalca şeyler nedeniyle endişelenmiyorlar. Onlar bir çiçeğin renginden ya da ayaklarının altında hissettikleri çimenden keyif alabiliyorlar. Zaten biz yetişkinlerin de hayattan keyif alabildiğimiz anlar, çocuksulaştığımız anlara denk geliyor. Kısacası baba olana kadar böyle miydim bilmiyorum.

Filminizin ana meselesi hakkında bizi biraz bilgilendirebilir misiniz?

Kendi kafasının içerisinde hapsolmuş; çocukların ve doğanın güzelliği tarafından çevrelenmiş biri hakkında bu film. Böyle deyince ortaya sanki acı veren bir film çıkmış gibi duruyor; ancak ben acı çeken bir ruhun kendini iyileştirme sürecini hüzün ile keyif hislerinin arasından giden bir yoldan anlatmaya çalıştım.

Bu filmi yapma fikri aklınıza nerden geldi? Hayatınızla biyografik bağlantıları var mı?

Filmin üç aktörü, John Merriman, Courtney Davis ve Macon Blair benim yakın arkadaşlarım. Kendi hayatımdan olduğu gibi onların hayatından da ödünç aldım. Onların özel hayatları hakkında konuşmayacağım ancak kendi adıma konuşmam gerekirse, kızım yaklaşık altı aylıkken kötü bir sürecin içerisindeydim. Tıpkı filmdeki başkarakter gibi, kendi duygusal problemlerim içerisinde tutsak kalmış bir vaziyette, şu an yaşadıklarımın beni ailemden ve olmak istediğim kişiden uzaklaştırmasından korkuyordum. Yaşadığım bu izole duygu karmaşası filmdeki Nanny’nin hayatını kurmaya başladı. Filmde oynayan kızlar da benim kızlarım¸böylece de gerçek hayatım ile kurgusal hayat arasındaki çizgi bir şekilde bulanıklaştı.

Filmin adı olan “Hislerimi incittin” cümlesi oldukça duygusal bir hissi beraberinde getiriyor. Seyircinin duygularını incitmek gibi bir hedefi amaçladınız mı? Bu film, duygusal ve hüzünlü bir film mi?

Hayır, aslında kimsenin hislerini incitmek istemiyorum. Bence incinme hissi korkudan kaynaklı bir şeydir ve filmin içerisinde yalnızca ufak bir miktarda korku duygusu olduğunu, bunun da seyirciye doğru yöneltilmediğini söyleyebilirim. Sadece çocukluk halinin telaşını ve ana karakterin durumunu anlatabilecek bir isim istemiştim filmime. Filmin içerisinde elbette ki melankoli var, ama bunu güzellik ve keyif ile beraber sıcak hale getirebilmek ve seyirciye bu karanlık içerisinde takip edebileceği bir aydınlık verebilmek adına çok çalıştım. İnsanın umutsuzluğunun da yalnız başına çıktığı umut arayışının da mantıksallığını reddediyorum.

Bu bizim seyredebileceğimiz ilk filminiz. Sizce bir kendinize özgü bir stile sahip misiniz, ya da bu hedefe ne kadar yakınsınız? Filmin size özgü tarafı nedir?

Aslında bu ikinci uzun metraj filmim. İlk filmim olan Gretchen’a Netflix ya da Amazon üzerinden ulaşabilirsiniz. You Hurt My Feelings’i izleyip de Gretchen’i e merak edip izlerseniz, film hakkındaki geri dönüşünüzü almaktan çok memnun olurum. Gretchen da bende özel bir yere sahip. Film, temelde lisede geçen ve ona kötü davranmaları sebebiyle bir grup çocuğa takıntılı olan garip bir kızla ilgili. Stil olarak son filmimden fazlaca farklı olmasına rağmen melankoliye karışık mizahıyla ve hasarlı ruhları tamir etme çabasıyla içerik anlamında You Hurt My Feelings’e yakın duran bir film.

You Hurt My Feelings’deki yönetimimden oldukça memnunum. Aslında bu filmle uzun zaman önce peşine düştüğüm bir amacıma ulaştım, o da şuydu ki, kocaman bir film setine set ekipmanlarımızı taşıyan kamyonlarla gidecek kadar paramız olmadan stili ve sinemasal gücü olan bir film kotarabilmek… Bunu yapabilmemin bir yolu aktörlere odaklanan bir film çekmekti. Çünkü bu durumda yapmanız gereken tek şey sizinle gönüllü çalışan iyi aktörler bulmaktır. Ama tabii ki yine de  bir kamera, kurgu, renk ve ışık probleminiz olacaktır. Bu sorunu da başka bir şekilde çözdüm. Aradığım şey New England’ın herkese bedava olan dört mevsiminde iki canım kızım, arkadaşlarım ve aktörlerimin yanıydı. Bu doğallık, seyircinin hissedeceğini ve seveceğini düşündüğüm bir yanı bu filmin. Bu film sinema perdesinde karşınıza çıkmıyor sanki, direkt olarak hayatın içinden, canlı bir şekilde önünüze geliyor.

Bu film bize gelecekteki kariyeriniz hakkında herhangi bir ipucu veriyor mu? Yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Adını Yalancılar(The Liars) koyduğum romantik komedimi henüz tamamladım. Duygusal olarak ulaşmaya çalıştıkları şeyler için yalanlar söyleyen bir grup üzgün insana aşık olan yalnız bir adam hakkında bu film. Aslında aynı konulara odaklanıyor olmama rağmen ilk iki filminde sunduğumdan daha net bir komedi sunmak istiyorum bu filmimde. Ama yine de melankolisiz yapamayanlar için biraz incinme hissini de ihmal etmiyorum tabii ki!

Sizin sanatınız üzerinde etkisi olan belli başlı sanatçılar var mı hayatınızda? “Hislerimi İncittin” hangi yönetmenlerden etkilendi?

Özverili bir sinema sevdalısı olduğumu söyleyebilirim. Eşim ve çocuklarımdan sonra benim için en önde gelen şey sinema. You Hurt My Feelings’i oluşturma aşamasında Takeshi Kitano, Nicholas Ray, Bresson, Chabrol, Kalatozov ve biraz garip görünecek olsa da Michael Mann gibi yönetmenleri bolca izledim. Michael Mann’ın mekan kullanımı ve insancıl karakterlerden çıkardığı dram tam benim yaratmaya çalıştığım, John karakterini dahil etmeye çalıştığım cinsten bir dünya sunuyor. Aslında Michael Mann’ın bu yaklaşımını araklıyor olmam kimsenin beni suçlayamayacağı bir suç işlemekten başka bir şey değil. Çünkü onun dünyası benim dünyama göre biraz daha sert. Ama yine de itiraf ediyorum evet, ben bir hırsızım! Ayrıca yeni tamamladığım filmim için de sevdiğim tüm romantik komedileri baştan izledim: Wilder, Sturges, McCarey, Capra, Hawks, Lubitsch… Bu yönetmenler, kendimi kötü hissettiğimde önümü görebilmem için bana yardımcı olan kişiler.

***

Röportaj, çeviri: Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

 

Araç çubuğuna atla