Röportaj: Mert Fırat – Atlıkarınca

Kaan Karsan
Kaan Karsan
25 Nisan 2011

Atlıkarınca ve Başka Dilde Aşk filmlerinin başrol oyuncusu ve senaryo yazarı Mert Fırat ile Atlıkarınca ve canlandırdığı Erdem karakteri üzerine konuştuk. Oldukça önemli bir derdi sinemaya taşıyan ve  30. İstanbul Film Festivali’nde Radikal Halk Ödülü’nü kazanan Atlıkarınca‘yı izlemek için hala geç değil.

Atlıkarınca senaryosunu İlksen Başarır’la birlikte yazdınız. Filmde anlattığınız meselenin tuzağına düşmemek için neler yaptınız?

Senaryo için araştırmaya başladığımız süreçte, evrensel bir dert olan bu meseleye neresinden ve nasıl bakacağımız bizim için çok önemliydi. Konunun magazin kısmı ya da nasılı, niçini değil, psikolojisi ve mağdurun yaşadığı çaresizliği ön plana çıkarmak istedik. Şüpesiz bu bakış açısı konunun geriliminin yanı sıra başka bir derinlik ve empati sağladı. Amacımız,  çocukları bir arzu nesnesi haline getirmeden tacizin sonrasını göstermekti bu bizim tuzağı düşmekten kurtaran tercihimizdi.

Filmin belirli bir zaman diliminde ve isimlendirilen şehirlerde (zamansızlık ve mekansızlık) geçmemesinin sebebi neydi?

Hiçbir döneme ya da mekana mal edilmeden, tam da meseleye odaklanılmasını sağlamak…

Karakterlerin sosyal hayatı hakkında çok fazla bilgi edinmiyoruz filmde. Olay örgüsü neredeyse tamamen ensest meselesi üzerine, yan hikayelerden ve karakterlerden kaçınarak odaklanıyor. Bu tercihlerinizin sebebi neydi?

Biz yan hikayelerle konuyu dağıtmak istemedik. Zaten yeterince kapsamlı ve güçlü bir konu ve daha önemlisi de filmdeki mağdurların pskolojisi. Erdem gittikten sonra hiç bir şey bitmediği gibi hepsinin birbirlerinden sakladığı sırlar ve  son nefeslerine kadar unutamayacakları travmalar var. Film bizim için bittiği yerde başlıyor bir bakıma yani seyirciyi bununla baş başa bırakmaktır tercihimiz. Bir çok seyirci filmi seyrettikten sonra  rüyalarında filmi gördüklerini söylüyor… Aynı şekilde karakterlerin geçmişleriyle ilgili de bir hikaye de yok ki bu durum da bilinçli bir tercih lakin Erdem geçmişte aynı şeyi yaşamış yani tacize uğramış bile olsa bu hiç bir şeyi değiştirmez. Herkesin seyrederken gerekçe aradığı bir ortamda, bu sadece yine seyircinin vicdanını rahatlatmaya yarar. Daha önce de belirttiğim gibi biz bunu istemiyoruz. Kaçak dövüşmek istemedik de diyebiliriz.

Sevil’in hasta annesinin öykü açısından sembolik bir rolü mü vardı? Felçli, tamamen gözlemci hasta bir kadın, toplumun bir alegorisi miydi?

Anneannenin hastalığı için kitlesel felç diyebiliriz aynen bizler gibi ekran başında ya da yanı başında görüyor, duyuyor ama hiç bir şey yapmıyor, yapamıyor…

Filmdeki aile, cahilliği ve okumamışlığı bahane edemeyecek seviyede, orta sınıf bir aile… Bu tercih, ensestin bir cehalet ürünü değil de, bir ruh hastalığı olduğunu göstermek için miydi?

Buradaki hedef ensestin hiç bir sınıfa ya da halka mal edilemeyeceği gerçeğine dikkat çekmektir. Biz faillerin hasta olduklarına inanmıyoruz tersine bilinçli tercihleri. Bu tam da bizlerin vicdanını rahatlatmak için uydurulan kaçışlar. Her suç psikolojik temellidir. Hırsızlıktan, cinayete her suç için bir çok gerekçe sunulabilir lakin suç suçtur. Hatta  istismarcıyı hasta kabul ediyorsak, katili de bir cinnet anında gerçekleştirdiği suçtan muaf tutabiliriz o vakit.

Karakterinize geçersek… Duygusal bir ülkede yaşıyoruz, bugüne kadar hep sempatik yönünüzle öne çıkarken hiç çekinmediniz mi bu kadar korkunç bir karakteri canlandırmaktan?

Hayır, çekinmedim tam tersine farklı bir rolü oynamaya dair bir fırsat olarak gördüm.

Karakteri direkt sizin oynayacağınızı düşünerek mi yazmıştınız yoksa zaman içerisinde mi rol seçimleri şekillendi?

Karakteri benim için yazmadık hatta yazarken benden daha büyük birini düşünüyorduk ama filmin içindeki on sene geçme meselesinden dolayı benim yaşlarımda birinin oynamasına karar verdik. İlksen bu karakterin görüntüsüyle hiçbir şekilde ipucu vermemesini istiyordu tam da bu yüzden benim oynamamı istedi.

“Erdem” filmde sezebildiğimiz kadarıyla eşi “Sevil”e halen bir cinsel yakınlık duyuyordu. Aralarındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

Erdem baskın olmaya ve iktidarını evin içinde kurmaya çalışan biri Sevil ise onu alttan alan karısı. Fakat Erdem’in mesleki hırsı ve sınıf atlama çabası Sevil’de yok Sevil’in tek derdi ailesinin huzurunu devam ettirmek. Sevil yaşadığı hayatttan mutlu bir karakterken Erdem tersine başta kendinden ve sonra her şeyden yakınan bir adam.

Sinema için bundan sonraki planlarınız neler? Yazdığınız yeni bir senaryo var mı yolda?Toplumsal sorunlara odaklanmaya devam mı edeceksiniz?

Bu yaz oynayacağım iki tane film var gerçekleşmeden neler olduğunu söylemek doğru olmaz. İlksen’le de iki senaryo üzerinde çalışıyoruz. Toplumsal sorunlar demeyelim de bize dert olan meseleler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.

Türk sinemasının son dönemi için neler söylemek istersiniz?

Çok şanslı bir dönemin içinde olduğumuzu düşünüyorum yeni yönetmenler yeni oyuncular yeni yazarlar bunun sonucunda çok iyi hikayeler ortaya çıkıyor bu da Türkiye sinemasının çeşitliliği anlamında heyecan ve umut verici.

30. Istanbul Film Festivali biteli birkaç hafta oldu. Festivali takip edebildiniz mi? Aklınızda kalan bir film var mıydı bu festivalde?

Elimden geldiğince takip ettim ve Denis Villeneuve’ün Incendies filmi seyredip en fazla aklımda kalan film oldu.

***

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5