Röportaj: Etikanlar’la Meşakatli Filmcilik Dersleri

Fatma Onat
Fatma Onat
19 Kasım 2012

Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali 21-28 Kasım tarihleri arasında Fransız, İtalyan, Alman Kültür Merkezleri ve Pera Müzesi olmak üzere dört koldan seyir keyfi yaşatacak.

Sinemayı öylesine seven nice güzel seyircinin ve sinemacı olma arzusundaki bütün gençlerin ‘baba’ festivallerinden biridir Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali. Filmi olanlar orada görücüye çıkma heyecanını yaşamak isterler. Seçkiye giremeyenlerden bazısının gönlü kalır. O gönlü almak zordur belki ama 24’ü Uluslararası 32 yıllık mazisi olan, seyirciye ücretsiz sunulan bir kültür işini sürdürmek çok daha zordur. Bundan sebep, bu uzun soluklu işi ailecek gösterdikleri fedakarlıklarla devam ettiren Etikanlar iyi ki varlar. Hilmi ve Yıldız Etikan festival haftası bize en iyi kısa seyirlikleri sunmak için hazırlar. Bize anlatacakları da var. O zaman sormak ve yanıt almaya başlamak gerek.

 

 

Bu festivali kaç yıldır siz düzenliyorsunuz?

Hilmi Etikan: Bu festivali biz 1980’li yıllarda İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) bünyesinde başlattık. Birkaç yıl ulusal olarak devam etti. 24 yıl önce de uluslararası formata geçtik. O zaman az ülke vardı. Fransa, Almanya katılıyordu. İlgi çok büyük olunca diğer ülkelerin de katılımı başladı ve festivalin uluslararası ayağı gelişti. O zaman tabii filmler 35 mm ve 16 mm gösteriliyordu. Daha dijital çıkmamıştı. Bu filmlerin de gümrükten geçmesi büyük sorun yaratıyordu. O sebeple konsoloslukların diplomatik valizleriyle geliyordu filmler. Gösteriyorduk, tekrar geri gidiyordu. Altyazı da yapamıyorduk. Uzun yıllar böyle devam ettik. Sonra İFSAK’ta yönetim değişikliği oldu. Yeni yönetimdeki arkadaşlar bir zaman sonra bu festivali sürdürme konusunda çekinceler yaşamaya başladılar.

Sebep?

H. E. “Burası fotoğraf ağırlıklı, sinemacılar gitsin kendi derneklerini kursun” gibi bir durum oldu. Aslında çok büyük hata ettiler o zaman bu konuda. Daha sonra tekrar birlikte yapalım dediler, olur dedik. Biz tertip komitesi olarak dışarıda kaldık. “İFSAK Kısa Film Yarışması”nı sürdürdük. O filmleri festival kapsamında gösterdik. Sonra yine yeni bir yönetim geldi ve tekrar ayrılmak istediklerini söylediler. Yani bugün bağımsız bir tertip komitemiz var. Gönüllü dostlarımız da yardım ediyorlar. Ama yine de iki üç kişi üzerinde birikiyor çoğu yük.

O zamanki sorunlar şimdi nasıl bir boyutta?

H. E. O zaman çok parasızdık. Katalog bastıramıyorduk. Alt yazı yapamıyorduk. Filmler 35 mm yada 16mm formatında oluyordu. Tek salonda, Fransız Kültür Merkezi’nde gösteriliyordu . O zamanki salon da bugünkü salonun yarısı kadardı. Filmler de 35 mm olduğu için önceden elimize bir kopya ulaşmıyordu. Yani filmleri ancak geldiği zaman görüyorduk. Yurt dışındaki yabancı film merkezleri bizim adımıza seçip gönderiyorlardı. Gidip de yurtdışına o filmleri izleme olanağımız yoktu. Festival sırasında salon çoğu zaman o kadar dolu oluyordu ki ben de kapıdan içeri giremiyordum. Festivalde gösterdiğimiz filmleri seyirci daha sonra bana anlatıyordu. Ben hiç izleyememiş oluyordum.

Şimdi o kadar çok etkinlik var ve ilgili insanlar neye zaman ayıracağını şaşırabiliyor. O vakitler bu şehirde daha az etkinlik olduğu düşünüldüğünde seyirci ilgisi ne aşamadaydı?

H. E. Unutmuyorum, içeri girmek için, Fransız Kültür Merkezi’nden Taksim Atatürk Heykeli’ne kadar kuyruk olurdu. Yaşadığımız zorluklar çoktu ama sıcak bir atmosfer vardı. Sonradan İtalyan Kültür Merkezi ve Alman Kültür Merkezi de katıldı programa. O yıllarda İstanbul’da etkinlikler de azdı. Kültür merkezlerinin salonları bizim festivalle açılır bizim festivalle kapanırdı. Çok az başka etkinlik olurdu. Şimdi, salonlar için altı yedi ay önceden başvurup yer ayırtmaya çalışıyoruz. Girişte, afiş asacak yer bulamıyoruz.

O zaman şöyle algılardı bazılarımız; Kısa Film Festivali, İstanbul Film Festivali bünyesinde yapılan bir etkinlik. Organik bir bağınız yoktu ama değil mi?

H. E. Hayır, hiçbir bağımız yoktu. Ama yazılmamış bir centilmenlik anlaşmamız vardı.Festivallerimiz çakışmasın diye onlara tarih sorardık: “Sizin festivaliniz ne zaman başlıyor” diye. Hemen öncesinde kısa film festivalini gerçekleştirirdik. Fakat sonra İstanbul Film Festivali giderek büyüdü. Bir haftadan 15 güne çıktılar. O zaman biz Mart ayına kaymak zorunda kaldık. Mart ayı ise festival için çok uygun değil çünkü Kültür Bakanlığı’nın bütçesi daha onaylanmamış oluyor. Ayrıca o yılın yeni filmleri d daha üretilmemiş oluyor. Kasım ayına aldık festivalimizi biz de.

Hiç ara verdiğiniz, yapmadığınız bir dönem oldu mu?

H. E. Hiç vermedik. Yani depremler oldu, ekonomik krizler oldu. Bu festivalin yapılmadığı bir yıl olmadı. Ama bundan sonrası için bir şey söyleyemem. Gerçekleştirmek giderek daha da zorlaşıyor.

Kültür Bakanlığı’nın desteği ne alemde?

H. E. Kültür Bakanlığı son birkaç yıldır destek veriyor ve gittikçe onu da düşürüyor. Hani Nasrettin Hoca eşeğine arpa veriyormuş sonra azaltmış arpayı. Bakmış bu yine de yaşıyor. Biraz daha azaltayım o zaman demiş. Biz de ona doğru gidiyoruz. Bakanlık her sene desteği azalta azalta gidiyor. Başka yerden de sponsor bulamıyoruz.

Ama ciddi bir süreçten söz ediyoruz. Yurtdışından bir sürü konuk geliyor, ağırlanıyor.

H. E. Tabii. Geçen sene hesabımızı yaptık biz cepten de harcamışız.

Sponsor bulma güçlüğü neden?

H. E. Sponsorlar kısa filmi ciddiye almıyor. Birçok yere başvurduk fakat artık başvurmuyoruz. O sponsorların reklam ajansları var. Onlarla görüşüyoruz. O ajanslarda, yaşamlarında hiç kısa film seyretmemiş yetkililer var. Önünüze bir form uzatıyorlar. “Yaş grubu kimdir ?”, “Reytingi nedir ?” gibi sorular var. Herhalde kendine göre ölçütleri var. Ona uymuyoruz sanırım. Bir de büyük firmalar sponsorlukları paylaşmışlar. Bazı firmalar sadece müziğe, bazıları tiyatroya, spora, sponsor olduklarını söylüyorlar. Biz de yorulduk sponsor aramaktan ve birkaç yıldır da başvurmuyoruz. Kültür Bakanlığı’ndan gelen parayla yetinmek zorunda kalıyoruz.

Seçkiye gelelim. Her sene onlarca film var. Türkiye’den de çok başvuru olduğunu biliyorum. Herkes kısa filmini bu festivalde görücüye çıkarmak istiyor. Siz o seçkiyi nasıl düzenliyorsunuz? Kalbi kalan çok insan da oluyordur.

H. E. Çok kırılıyorlar ve gerçekten üzülüyoruz. Bazen iyi filmleri de programa alamadığımız oluyor. Yapılabilecek hiçbir şey yok çünkü gün ve salonla sınırlıyız. Bu sene 900′e yakın film başvurdu. Bu filmler olabildiğince özenle seyrediliyor. Bunları bir kısmı yerli bir kısmı yabancı filmler. Yerli filmler için “ulusal yarışma” var ve bu filmleri sinema sektörünün önemli isimlerinden oluşturduğumuz jüri üyeleri seyrediyor ve seçiyor. Yabancı filmler için bir yarışma yok. Bu filmleri de festival ekibinde görevli üyeler izleyerek ve bir seçki yaparak programa alıyor.

Bir tema oluyor mu? Kriterleri ne oluyor seçerken?

H. E. Her sene bir ayrı bir tema belirlemiyoruz. Filmleri seçerken şu soruya cevap arıyoruz:” Kentin bunca çeşitli etkinliği arasında bizim festivalimizi seçerek gelen kişilere nitelikli bir program sunalım. Gösterim bittiği zaman iyi ki buraya gelmişim” desin. Çünkü izleyiciler, festivale katılarak bizlerin seçkisine olan güvenini gösteriyor. Onların bu güvenini hak etmek gerekiyor

Başvuran filmlerin niteliği de arttı sanırım…

H. E. Arttı tabii. Ama başvurular da arttı. Seçmek gittikçe zorlaşıyor, çok zaman alıyor. Herkes çekiyor ve bize de yolluyor. Mecbursun da seyretmeye.

Kısa tutuyorlar mı bari?

H.E. 20 dakika oluyor genellikle. Arzu ettiğimiz süre ise 7-8 dakika.

Bir genç sinemacı için ne oluyor mesela filmi Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali’nde gösterilince?

H.E. Orda gösterilmesi bir prestij oluyor, uğur getiriyor, şans getiriyor. Çünkü biliyorum ki; bizde ödül alanların çoğu daha sonra sinemanın başka alanlarında da başarılara imza attılar.

İlk adım sizde atanlar var mı şu an tanınır olanlardan?

H.E. Bugünün uzun metraj yönetmeninin çoğunluğu; Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Ümit Ünal, Selim Demirdelen, Çağan Irmak, Mustafa Altıoklar, İsmai Güneş, Tayfun Pirselimoğlu, Belmin Söylemez, Belma Baş, Yüksel Aksu, İnan Temelkuran, Ahmet Uluçay, Ahmet Sönmez ve Semih Kaplanoğlu gibi birçok yönetmen ilk ödüllerini bizden aldılar.

Kısalarla devam etmek diye bir şey yok değil mi?

H.E. Kısa kurmacalarla devam etmek mümkün değil. Çünkü ticari getirisi yok. Belgeselde ve canlandırmada oluyor. Yani bir işyeri açıp, bir stüdyo açıp kısa animasyonlar yaparak para kazanabilirsiniz. Klipler için, film jenerikleri için, firmalar için yapabilirsiniz. Kısa belgeseller de çekip tanıtım filmleri filanla da firmanızı yürütüp yaşam standartınızı oturtabilirsiniz ama kurmacada bu yok. Kurmaca kısa filmler sinemalarda oynamıyor, para kazanmıyor. Para kazanmayınca da onu bir meslek olarak seçmeleri insanların, biraz zor.

Uzun metrajlardan önce kısa film gösterimleri yapılıyor sanırım yurtdışında…

H.E. Evet yapılıyor ama yurt dışında da çok yaygın değil. Zorluk biraz da sinemalara kısa filmleri 35mm kopya olarak gönderme zorunluluğundan kaynaklanıyordu. Şimdi ise dijital projeksiyon sistemleri kurulmaya başladı sinema salonlarına. Kısa filmlerin ticari sinemalarda, uzun metraj öncesi gösterilebilme şansı ortaya çıkabilir. Festival süresince ele alacağımız konulardan birisi de bu olacak.

Siz dikkate alıyor musunuz bu formatları?

H.E. Biz zaten uzun süreden beri filmleri festivalde dijital formatta gösteriyoruz. Ancak ticari sinemalarda filmin DCP formatında olması isteniyor. Bu da bir dijital format ama daha profesyonel ve hazırlanması daha pahalı.

Teknik olarak gelişiyor elbette ama tema olarak da, anlatıcılık niteliği bakımından da gelişmeler var mı? İzlediğim kadarıyla daha yerli hikayeler daha başarılı yapımlar…

H.E. İyi şeyler yapılıyor. Bizim ulusal kısa filmlerimiz de hiç fena değil artık. İlgiyle izlenen filmler çekiliyor. Kısa filmlerinin daha izlenir olduğunu görüyorum. Geçmişte aşılması zor teknik sorunlar vardı . Kamera bulmak, film satın almak, kurgu yapmak çok zordu. Günümüzde altyapı dijital ve ucuz olduğu için teknik bir sorun kalmadı diyebiliriz. Artık her şey yaratıcılığa kaldı. Kötü film çekenlerin bence hiç bir mazereti olamaz.

 

Seyirci soruları da değişti mi? Eskiden her gelen konuğa         kaç mm çektin, kaça mal oldu gibi sorular sorulurdu ilk    olarak.

  H.E. Genelde soruda çok sıkıntı yaşıyoruz hala. Filmi iyi analiz etmiş soruları duymakta sıkıntı yaşıyoruz hala. Bu söyleşiler iyi oluyor ama seansı da uzatıyor. Belki, yönetmenlerle seyirciyi seans sonrası ayrı bir salonda buluşturmak daha pratik olabilir.

  Sizin yurtdışına gidip başka festivallere katılma şansızın     oluyor mu?

  H.E. Cepten para verirsen oluyor. Aldık işte biletleri Fransa’ya gideceğiz. Cebimizden ayarladık her şeyi.

  Davet edilme durumu?

  Yıldız Etikan: Oralar çok büyük festivaller. Jüri üyesiysen ya da bir konferansın varsa davet ediyorlar.

En iyi diyebileceğimiz bir kısa film festivali var mı yurtdışında?

Y.E. Clermont Ferrand’a gidiyorum Fransızca bildiğim için. Cannes neyse uzun metrajda Clermont Ferrand da o. Eski solcular yapıyorlar. Hala solcular, eski demeyeyim. Yani böyle yaşını başını almış adamlar götürüyorlar o festivali. Çok önemli festival. Dünyanın her yerinden geliniyor. Mesela biz iki ay önce otel rezervasyonu için zor yer bulduk. Küçük bir kent.

Ordan da film seçtiğiniz oluyor mu?

Y.E. Tabii ki evet.Orada ayrıca yönetmen, yapımcı ve festival yöneticileri ile bağlantı kuruyoruz. Bu ilişkiler hem bizim festivalimiz, hem de kısa film bölümünü yürüttüğümüz ” Adana Altın Koza” film festivali için çok gerekli oluyor. Başka ülkelere, başka festivallere de zaman zaman jüri üyesi yada izleyici olarak katılıyoruz. Yurt dışında olup bitenleri yerinde izlemek bizim deneyimlerimizi güçlendiriyor.

Konuklarla ilgili durum nedir bu sene?

Y.E. Yaklaşık 30 konuk ağırlıyoruz. Geçen sene öyleydi.

O süreç nasıl oluyor? Onları hoş tutma kısmında en büyük görev sana ait bildiğim kadarıyla.

Y.E. İstanbul zaten çok hoş bir şehir. Herkes zevkle gelmek istiyor davet edildikten sonra. Festival sırasında her filmi iki kere izletiyoruz seyirciye. Ülkemiz seyircisiyle, bu insanları karşılaştırıyor olmak, onların ülkelerindeki sinema nasıl gelişiyor, neler yapılıyor onları konuşuyor olmak güzel ve önemli. Bu yabancı yönetmenlerden bir kısmı, o denli etkileniyorlar ki, daha sonra İstanbul’a film çekmeye geliyorlar. O da çok hoş oluyor. Örneğin Belçika’dan gelen bir konuk vardı Eric Ledune adında. Türkiye ile ilgili bir canlandırma film yaptı .

Festival dışında Belgesel film üretimiyle de uğraşıyorsunuz. Otuza yakın filminiz var. “Ruhi Su”,”Tarlabaşı”, “Kayaköy”, ” İlhan Arakon”, “Kısa Filmin Tarihi” gibi. Daha çok sipariş işler mi bunlar?

H.E. Bu filmleri asgari de olsa, bir bütçe bulup yapıyoruz çünkü bizim de yaşatmamız gereken bir şirketimiz var. Başından parasını bulamazsan, daha sonra kimse beş kuruş vermediği gibi örneğin TV de göstermek için üstüne para da istiyorlar. Bu alana en önemli destek, şimdilik, yeterli olmasa da Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden geliyor. Dağıtım konusunda ise, sinema ile uğraşanların Türkiye’deki durumu hala ne yazık ki çok zor.

Peki, bu yılki festival seçkisinde özellikle dikkatimizden kaçmaması gerekenler var mı?

Y.E. Yabancı filmleri de o kadar çok filmin arasından seçtik ki hepsi iyi gibi. Türk filmlerini Seçici kurul izledi. Onlar herhalde en doğru seçimi yapmışlardır. Çok ciddi ve özenli bir şekilde çalıştılar.Benim “Adana Altın Koza”da izlediklerim var. Örneğin Buhar diye bir film vardı ilgimi çekmişti. Orada ödül de aldı. Rodi’nin Maya filmi güzeldi. Üstümüzde Geçti Bulut diye bir film vardı. Hepsi güzel. Ancak animasyonda çok zayıfız. Bu kategoride çok az film geldi. Ağırlık yine kurmaca filmlerde.

 

Festivalle ilgili detaylı bilgiye http://www.istanbulfilmfestival.com/adresinden ulaşmak mümkün.

Pöportaj ve Deşifre: Fatma Onat