Röportaj: Güneş Sayın – Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Kaan Karsan
Kaan Karsan
18 Nisan 2011

Bizim Büyük Çaresizliğimiz filminin başrol oyuncusu Güneş Sayın, filmle ilgili sorularımı çok içten ve samimi bir şekilde yanıtladı. Gelecekte de adını sıkça duyacağımızı düşündüğüm Güneş Sayın’a tekrar teşekkür ediyorum. Nergis Öztürk röportajında olduğu gibi yine gülücükleri silmek istemedim cevapların samimiyetini bozmamak açısından. Filmi izleyenlere filmdeki Nihal karakterini iyice tanımak açısından da, bu röportajın oldukça yardımcı olacağını söylemeliyim.

Öncelikle genç bir oyuncu için böyle bir projede yer almak, Berlin’de yarışmak ve bu kadar iyi eleştiriyle karşılaşmak nasıl bir his?

Sürekli değişkenlik gösteren bir his bu. Gelip geçici bir mutluluk veriyor kimi zaman, kimi zaman korkutuyor sanki hata yapma şansım kısıtlanmış gibi hissediyorum. Tabi hepsine hakim olan bir adrenalin var,en çok da bu ilgimi çekiyor. Büyük bir deneyim işte. Sorumlulukları artıran, dikkatli olmayı peşinde getiren önemli bir deneyim yaşıyorum.

Seyfi Teoman’la nasıl tanıştınız ve projeye nasıl dahil oldunuz? Çok klişe bir soru aslında biliyorum, ancak genç bir oyuncunun cevabı önemli.

Benimki de klişe bir cevap aslında vay be dedirtecek bir tanışma olmadı :). Deneme çekimlerine çağrıldım.Gittiğimde Seyfi Teoman da oradaydı. İlk anda tanıyamadım alışılan yönetmen geriliminden çok uzak bir duruşu vardı o yüzden sanırım. Ben de rahattım yönetmen yok diye:) Kamera önünde çalıştık, o sırada bir anda dank etti ama bir kere rahatlamış bulundum zaten:) Sonra tekrar görüştük. Kafasında çizdiği resme uygundum sanırım, bir süre sonra kesinleşti.

“Çaresizlik”… Bu kelimeyi filmle ilişkili olarak nasıl tanımlamak istersiniz? Nedir bu karakterlerin çaresizlikleri?

Filmden bir cümle ile tarif edeyim. Artık seslerimizin dışarıdaki çocuk seslerine karışmaması. Anlatılan çaresizliğin naif olmasının sebebi bu önlenemez bir şekilde büyüyoruz ve hayat bunu her seferinde bize acımasızca hatırlatıyor.Nasıl karşı konulur ki bu duruma. Ender ve Çetin in hikayesi bu. Birbirlerinin gözünün içine bakarak büyüyorlar, yaşlanıyorlar. Diğer tüm karakterler de onlara bunu hatırlatan etkenler. En başta da Nihal. Küçük bir çatışma doğuruyor Nihal’in büyüme isteği.

Filmi çekmeden önce, kitabı okurken, bu romanı nasıl filmleştireceğiz acaba diye düşündünüz mü hiç? Yoksa Seyfi Teoman sizi kafasında tasarladığı uyarlama konusunda iyice aydınlatmış mıydı?

Olabildiğince aydınlattı. Yine de kendi kafamda kurduğum bir dünya vardı fakat içinde olduğum süre boyunca nasıl olacağını düşünmedim. Sonuçta filmdeki dış göz o. Ben sezgilerimle ve rolün hikaye içindeki yeriyle ilgilendim.

Kitapdaki Nihal karakteri ile perdedeki Nihal karakteri arasında sizce herhangi bir fark var mı? O karaktere kitapta olmayan herhangi bir özellik kattınız mı?

Olabildiğince kitaptaki karaktere uyum sağlamaya çalıştım. Öylesine ipuçları var ki orada. Benim katkım algılama biçimim oldu.
tabi zaman geçtikçe algılama şekli değişiyor. Şimdi okusam yahut oynasam başka bir yerden bakarım belki. O zaman okuduklarım nasıl hissettirdiyse o şekilde oynamaya çalıştım.

Nihal yansıttığı kadarıyla oldukça saf bir karakter. Yaşadığı olaylar onu biraz iç dünyasına kapatıyor. Nihal birisine aşık olma ihtiyacı mı duyuyor?

Nihal tam bir geçiş döneminde. Yaşadığı büyük değişim anına kadar hep düzenli ve rutin bir hayatı olmuş. Bu tabi bizim görmediklerimiz. Nihal’i izlemeye, yaşadığı tramvayla başlıyoruz. Ciddi bir boşluk ve eksiklik var hayatında. Bu onu savunmasız kılıyor. Bu eksikliği aşk unutturabilir, tutunmasını sağlayabilir, birçok şeye ihtiyacı var yaşadıklarının etkisiyle aşk da bunlardan biri.
Sizce Nihal birileriyle yakınlaşma ihtiyacı duyduğundan mı yoksa Çetin ve Ender’i gerçekten kendine yakın gördüğünden mi onlarla bu kadar samimi oluyor?

Birşeylere ait olmak istediğinden diyelim. Alıştığı aile kavramını yıkan iki erkek var karşısında. Onların birbirlerine bağlılığı Nihal’de merak uyandırıyor. Nihal’in eve sarhoş gelmesi, ikisinin önünde ağlaması onlar sunduğu zaafları aslında. Ender’in ve Çetin’in Nihal’e bu anlardaki yaklaşımı rahatlatıyor onu. “Bana iyi davranmayın” demesi bir yandan da “beni de aranıza
alın” demeyi çağrıştırıyor bana.

Ender, Cetin ve Nihal arasında oldukça güçlü bir bağ oluşuyor filmde. Bu bağ hem Ender’e göre hem de Çetin’e göre olmak üzere iki farklı kalıpta şekilleniyor. Nihal herkese uyum sağlayabilen biri mi sizce?

Nihal’in deneyim kazanmak gibi bir isteği var çünkü artık tek başına. Hemen uyum sağlayamayacağı çok açık. Kendisini bir şeye ait hissettiği anda kolayca bencilleşebilir. Tabi yaşının ve koşuların etkisi büyük bu tavırda. Önemli olan Nihal’in değişken tavırları karşısında iki erkeğin ayrı ayrı ve birlikte gösterdikleri tepkiler. Nihal hikayede onların ilişkisini açıkca anlamamızı sağlayan bir
karakter.

Nihal’in geçmişinden arınmak, o geçmişi unutmak gibi bir çabası var mı?

Başına gelenler, başından geçenlere dönüştükçe Nihal için de durum değişiyor tabi. İlk baştaki umursamaz ve soğuk tavırları her şeyin önemini yitirmesinden kaynaklanıyor. Zamanla kabulleniyor bu durumu. Ne kadar üçlü bir bağ kurulsa da bir yerde Nihal onların arasındaki bağa sadece bir süre eşlik edebileceğinin farkında. Hissettiği bu yalnızlık büyümek isteyen Nihal’de gitme isteğine dönüşüyor. Geçmişinden, şu anından kaçma isteği.

Filmin tamamiyle şehirli, çok modern bir film olduğunu söylemek istiyorum. Bu nedenle yaptığı çıkarımlar, tespitler de oldukça evrensel. Bu konuda özellikle söylemek isteğiniz bir şey var mı?

Filmde bir duygu ve bir şehrin hakimiyetinde anlatılıyor her şey. Bu yüzden genel ve rutin bir yaşam sunuluyor seyirciye.
Tanık olduğumuz, bildiğimiz bir yaşam. Filmi evrensel kılan ise gündelik hayatın, tekrarın içinde sürekli yenilenen duygular.

Sizce bu filmi özel kılan nedir?

Şehrin karakterlere eşlik etmesi benim için filmi özel kılıyor. Bunun yanısıra alıştığımız aile kalıbının dışına taşan bir anlatım var.
İsimsiz, kuralsız bir ilişki örneği var ortada aileye başka bir açıdan bakıyor, anlatılan bu genel duygular dikkat çekiyor ve özelleşiyor.

Bence otoritelerin çok gözü önünde olacak bir rolde, çok iyi bir performans sergilediniz. Bu birçok teklifi de beraberinde getirecektir şüphesiz. Spesifik olarak sinemaya, televizyona ya da tiyatroya yoğunlaşma gibi belli bir planınız var mı? Bir sonraki adımınız belli mi?

Şu an ortaya çıkan işi sindirmem lazım. Neyi doğru, neyi yanlış yaptım bilemiyorum. Karışık bir süreçteyim. Şöyle yapmalıyım böyle yapmalıyım hiç diyemiyorum. Şu an devam eden bir tiyatro oyunu ve dizi var. Güçten düşmeden devam etmek için ne yapabilirim onu düşünüyorum şu sıralar.

Beraber çok çalışmak istediğiniz, filmlerini çok sevdiğiniz yerli ya da yabancı yönetmenler hangileri?

Özellikle “a” kişisiyle “b” kişisiyle beraber çalışayım demek garip geliyor. Kim olursa olsun anlatılan önemli. Karşılıklı anlaşılabildiği, güven sağlandığı, dertler ortak olduğu zaman o kişiler birbirini buluyor zaten. Ama çalışmalarını merak ettiğim hikayelerinden hoşlandığım isimler var. Jim Jarmusch, Woody Allen, Tony Gatlif, Tarsem Singh, Jean Luc Godard, Fatih Akın, Hüseyin Karabey, Pelin Esmer… Yazdıkça yazmadıklarımı düşünüp sıkıntıya giriyorum çünkü çok varmış:) Bir kısmı bu diyelim.

***

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5