Röportaj: Ben Wheatley – Sightseers

Kaan Karsan
Kaan Karsan
31 Mart 2013

İki sene önce çektiği şok edici korku filmi Kill List ile dünya çapında büyük bir beğeni kazanan ve 32. İstanbul Film Festivali’nin ‘Antidepresan’ bölümünde gösterilen Sightseers ile farklı türler üzerindeki yetisini de iyiden iyiye ispatlayan yönetmen Ben Wheatley ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisi yeni filmi “A Field in England”ın kurgu masasında epeyce meşgul olduğundan  söyleşi arzu ettiğimiz kadar uzun ve derinlikli olamadı; ancak yine de kendisiyle konuşmak oldukça keyifliydi. Buyrunuz:

ben wheatley

Öncelikle ilk iki uzun metrajınızla başlamak istiyorum. Down Terrace, akıllıca yazılmış, mizahi tarafı güçlü ve ‘klasik’ bir suç hikâyesiydi. İkinci filminiz Kill List ise hiç alışık olmadığımız, bir benzerini de muhtemelen izlemediğimiz bir korku filmiydi. İki film arasındaki tematik farklılıklar, nasıl etkileri beraberinde getirdi?

Aslında Down Terrace ve Kill List arasında bir bağlantı ve akrabalık olduğunu düşünüyorum. Çünkü ikisi de türüne(suç filmi ve korku türleri) sanki sosyal gerçekçi bir belgeselmiş gibi yaklaşan filmler. İki film de türlerinin mecazları içerisindeki gerçek karakterlerin arayışındalar.

Kill List’in filmi en net biçimde tanımlayan ‘rahatsız edici’ atmosferini inşa ederken herhangi bir referanstan faydalandınız mı?

Çocukluğuma dönerek o süreçte gördüğüm kabusları hatırlamaya çalıştım ve onlardan bir şeyler çıkardım. Filmin müzikleri için ise direkt olarak Morton Feldman ve Lalo Schifron’ın Dirty Harry için bestelediklerinden etkilendiğimi söyleyebilirim.

Kill List’te olaylar arasında önemli boşluklar koyarak seyircinize her şeyi açıklamaktan kaçındınız. Filmi açıklıktan/netlikten yoksun hale getirmeniz aslında bu türün son dönemde çok fazla tercih etmediği bir yöntem.

Evet, ancak ben ‘bilinmeyen’in ‘bilinen’den, ‘açıklanmayan’ın ‘açıklanan’dan daha ürkütücü olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu yolu seçtim.

ben wheatley 1

Korku-Gerilim türünün son yıllarda büyük bir yaratıcılık buhranını içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Kill List’i taze ve alışılmadık yapmak için özel bir tutumunuz oldu mu?

Ben bu kadar geniş bir perspektiften bakmadım aslında. Aklımdaki tek şey, bir korku filmi yapmak istediğimdi. Kendime sorduğum soru ise şuydu sadece: Kendi bakış açımla yaptığım bir korku filmi nasıl olurdu?

Sightseers’a geçelim. Görünen o ki, melankolik bir hissiyatı da beraberinde getiren bir komedi filmi bu. Ancak yine de fiziksel ve duygusal şiddet sinemanızca dışlanmayacakmış gibi görünüyor.

Aynen öyle. Yalnızca şunu ekleyebilirim ki Sightseers’ın Kill List’e oranla ilk filmim Down Terrace’la daha çok ortak yönü var. Sonuç olarak bu filmin insanları ürkütmesinden çok güldürmesini istiyorum.  

İlk iki filminiz öldürmeyi bir meslek haline getiren insanları merkezine alan filmlerdi. Bu kez ise karşımızda amatör katiller var. Sizce ‘öldürmek’ aynı anda hem komediye hem de korkuya kapı açan bir eylem mi?

Ben komedi ve korku kavramlarının birbirleriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Zira komedi dediğimiz şey, diğer insanların başına gelen talihsizlikler ve rahatsız durumlar üzerinden eğlenmektir. Korku ise bunun biraz daha ‘ötesine’ geçen bir tür. Kısacası, korku, komedinin ‘aşırı’ formu…

Peki, ‘suç’ kavramı sizce insan doğasının bir parçası mı yoksa bir sonucu mu?

Gerçek suç ile filmlerde varolan kurmaca suç arasında büyük bir fark olduğunu düşünüyorum. Ben işin kurmaca yönüyle ilgili bir yargıya varabilirim. Filmlerde anlatılan ‘suç’ kavramı ise, toplumun etrafını çevreleyen sınırların, baskı duvarlarının üzerinde açılan gedikler için kullanılan bir mecaz sadece.  

ben wheatley 2

Filmlerinizin politik olduğunu düşünüyor musunuz?

Şöyle söyleyeyim; ben bir insanım ve filmlerimi kendi perspektifimden yola çıkarak yapıyorum. Sadece bu işin bu yönüne baktığımızda bile politik filmler yaptığım çıkarımını varabiliriz.

Hollywood’a gidip daha büyük bütçelerle çalışmak ister miydiniz?

Bu maalesef bir tercih meselesi değil. Büyük bütçeleri olan yapımcılar benimle çalışmak isterlerse bana ulaşacaklardır. Buna kapalı olmadığımı söyleyebilirim.

Yeni filminiz, “A Field in England” hakkında birkaç ipucu almak isteriz.

“A Field in England”, 1600’lü yıllarda İngiltere’de yaşanan iç savaşı anlatıyor. Aynı zamanda sihir, sihirli mantarlar ve dostluk hakkında…

Geleneksel bir soruyla bitirelim. Türkiye Sineması’yla ne kadar haşır neşirsiniz?

En son ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’yı izledim. Fakat favori Türkiye filmimin Dünyayı Kurtaran Adam olduğunu söylemek konusunda hiçbir çekincem yok. 

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Araç çubuğuna atla