Roma (2018): Galaksiyi Bir Arada Tutan Şey

Alfonso Cuaron’un yeni filmi Roma’yı kelimelere mahkûm etmek adil gelmiyor; fakat koşullar gereği elimde sadece onlar var. Ben de -filmin geçmişi hatırladığı gibi- filmin kendisini hatırlamaya çalışacağım zira Roma, kişisel bir hatırlama seansı. Öznel ve toplumsal tarihin aynı anda kutsayıp lanetlediği zihinde, bir el feneriyle, sonu gelmez bir arayış. Hafızanın, gökyüzü gibi bir sonsuzlukta, bulutlar gibi dağılmış anılara bakarak gözün tanıyabileceği bir şekil çıkarma çabası.

Roma’nın içinde resimler, sesler, hatta kokular var. Hepsi, hayatı yaşama tecrübesinin kendisi gibi, birbirine sımsıkı şekilde bağlı. Gözlerimiz evin odasını baştan başa dolanırken dışarıdan sokakların kokusu geliyor. Aşağıdakiler gündelik telaşlarla kuşatılmışken yukarıda bambaşka telaşlar taşıyan, aniden belirip kaybolan bir uçağın sesi… Cleo orada. Cuaron sanki onun sayesinde hatırlıyor her şeyi; ailesini, evini, çocukluk travmalarını, kişisel ve toplumsal tarihini… Çalar saatle uyanıyor. Dışarıda köpekler havlıyor. Önce yaklaşıp sonra uzaklaşan bir flüt melodisi. Ritüellere gömülmenin heyecansızlığı ve kupkuru huzuru… Hafızanın geri çağırdığı bütün anıların merkezinde Cleo var. Geçmiş zamanın orta yerine dikilmiş kanlı canlı bir anıt gibi belleğe hükmediyor. Az sonra kahvaltıda. Yumurtanın kabuğunu soyuyor, çamaşırları asıyor ve bir arada tutuyor; aileyi, evi, travmalarını, kişisel ve toplumsal bir tarihi… Her şey onun sayesinde ayakta duruyor; bir kurguya, hikâyeye kavuşuyor, bir anlamla hemhal oluyor gibi.

Meksika’da büyük bir yangın, deprem, isyan vuku buluyor bu hatırlama seansının içinde. Cleo’nun bir parçası olduğu (Daha doğrusu Cleo’nun bir parçası olan) bu üst-sınıf ailede de herkesten gizlediği kendi özel hayatının dahlinde de benzer felaketler gerçekleşiyor evvel zaman içinde, diğer felaketlere müthiş bir paralellikle. Aynı yıkımda kesişiyorlar: Kral ortadan kayboluyor. Mecaza yakınlığına yahut uzaklığına göre, adına devlet, iktidar ya da baba denilebilecek o sahte kudretin maskesi düşüyor; baba kocaman bir yangın çıkarıyor, kendinden geriye bir deprem enkazı bırakıyor ve bir kurban olmamak için isyan artık kaçınılmaz hale geliyor. Filmin başlarında tanık olduklarımız da bizim anılarımıza evriliyor aniden. Televizyonun karşısındaki koltuğa hep beraber sıkışıp oturmuş o mutlu aile, ortasından yırtılmış bir fotoğrafa dönüşüveriyor. Cleo’yu elinde boş tabaklarla yanlarından geçip giderken hatırlıyoruz. Çocuklardan biri bu saadete dahil olmasını istiyordu. Ekranda onları güldüren bir televizyon programı oynuyordu sanki. Çocukların uykuya gitmelerine taş çatlasa bir saat olsun. Biz de Cleo aracılığıyla dokunabilmiştik bu yemek sonrası alışkılarının erincine. Yangına, depreme, isyana henüz aylar, belki de yıllar vardı. Bu anlar, hatıralar ileride felaketlerden bağımsız anımsayamayacağımız travmalara dönüşecekti ve onlar gibi bilmiyorduk.

Cuaron’un kendi ailesine, kendi annelerine, kendi felaketlerine dair hatıralarını sinemaya dönüştürmedeki maharetini çok güzel özetleyen bir sahne var Roma’nın sonlarına doğru. O bir süredir güneş görmeyen evden uzaklaşılmış, bir sayfiye ruhuyla yemek masasının etrafında çocuklar ve anneler toplaşmış. Büyük ve korkunç bir haber veriyor anne çocuklarına ve bu onlarda büyük bir hayal kırıklığına sebep olacak; ancak kameranın gözü öyle bir yerde ve alan o kadar derin ki, hayat devam ediyor işte. Yarına dair bir yeni hayal kurabilmenin anahtarı bu anın hüznünü yüklenmekten geçiyor. Anneler çocuklarına aslında bundan başka hiçbir şey anlatmıyor. Çoğumuzun hayatta en az birkaç kez yaşadığı, belki her detayıyla hatırladığı ancak geri çağırmaya korktuğu o çok ağır anlardan biri bu. Belki yaşandığı haliyle, belki de ona en yakın şekilde bir sinemaya dönüşebilmesi ve kendine yeni şahitler kazanabilmesi ne büyük bir mucize.

Roma’da ‘tesadüfler’ var. Cleo bir parti esnasında avluda nefes alırken büyük orman yangınına tanık oluyor. Hastanede bebeklere göz ucundaki korkuyla bakarken depremi yaşıyor. Doğmak üzere olan çocuğuna bir beşik almak üzere gittiği mağazadayken Corpus Christi Katliamı vuku buluyor. Bu tesadüflerin film içindeki konumu Cuaron’un hatırlama biçimlerine hatta belki de hatırlamanın kendi doğasına dair ipuçları veriyor. Cleo, bir tarihin, bir kişisel geçmişin, hatta bir yönetmenin dünyayı algılama biçiminin tam orta yerinde. Bütün kadrajlar ona göre kurulmuş durumda. Galaksiyi bir arada tutuyor Cleo. Cuaron ‘kesinlikle’ onun sayesinde hatırlıyor her şeyi; ailesini, evini, çocukluk travmalarını, kişisel ve toplumsal tarihini.

Kaan Karsan
twitter

Yönetmen: Alfonso Cuarón
Senaryo: Alfonso Cuarón
Oyuncular: Yalitza Aparicio, Marina de Tavira, Diego Cortina Autrey
Yapım: Meksika, ABD, 2018
Süre: 135′

Not: Bu yazı ilk kez Se7en Mecmua‘da yayımlanmıştır. 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 51 vote, average: 5,00 out of 5