Ma nuit chez Maud (1969): Rohmer’den Ahlak Öyküleri

Arda Gulyan
Arda Gulyan
23 Aralık 2011

Modern hayatın maçı kaybetmeye yüz tuttuğu şu günlerde ‘yeni dalgay’ı hatırlamak oldukça manidar. Yaşamın hem içerde hem de dışarda değişen dengeler, yükseltilen değerler arasında gidip gelen hassas, zorlu ve bir o kadar da basit bir mevhum olduğunu bilenler için modern sanatın gücü yadsınamaz, hep iddia edilenin aksine izleyenine el uzatışı da. Yeni dalganın bu modernist atılım içindeki yeri -adı çokça anılmış ve hakkı az çok teslim edilmiş olmakla beraber- ne kadar belirginse Eric Rohmer’in onun neresinde durduğu hep biraz muğlaktır.

Başlarda romanlar yazan, eleştirmenliğe ve Cahiers du cinéma’daki editörlük işine yoğunlaşmış biri olarak Rohmer yönetmenlikte ilk imtihanını –hem fazla önemsememesinden ve biraz da maddi sıkıntılar nedeniyle süresi altmış dakikanın altında olan kısa filmlerle verdi. İlk uzun metrajı Le signe du lion’u (Aslan Burcu, 1962) Chabrol’un yapım şirketiyle gerçekleştirdiyse de film bazı sebeplerle oldukça gecikti ve gösterime girdiğinde Godard, Truffaut ve Resnais -biraz da Chabrol- hasadı tamamlamışlardı. Bu gecikme Rohmer’i de Rivette gibi yeni dalganın arka sıralarına itti.

‘Aslan Burcu’ hikâyeyi geri planda tutan, daha çok tekniğe, renge ve atmosfere eğilmiş iddiasız yapısıyla yeni dalga’nın dışa dönük tutumunun aksine daha izole bir çizgideydi. -Elbette Rohmer’in daha sonraki filmlerinde de bu özellik baskındı ve bu onu kanadın gelenekçi üyesi kılıyordu.- Bugün ‘Avrupa sineması’ dediğimiz şeyin bir prototipi belki, onun kaynağı. Rohmer’in Renoir’la kurduğu bağ onu yeni dalganın hem içinde hem de dışında bir konuma yerleştiriyordu, en azından başlarda böyle bir izlenim bırakmıştı.

Seyirciye ulaşamamak Rohmer’in Chaiers’daki işine yoğunlaşmasına sebep olduysa da içlerinde ‘ahlak öyküleri’nin (six moral tales) ilk ikisinin de olduğu kısa filmler çekmeyi sürdürdü. Sıra serinin merkezine yerleştirdiği Ma nuit chez Maud’ya (Maud’lardaki Gecem, 1969) geldiğinde Rohmer artık ne yapmak istediğini daha iyi biliyordu.

***

Ma nuit chez Maud, şehrin uzak bir köşesinde yalnız bir hayat süren katı-Katolik mühendis Jean-Louis’nin bir nevi modern hayatla mücadelesini konu alıyor. Bu çatışmanın(?) başat aktörü ilk etapta din gibi görünse de onun aslında modern yaşantı olduğu gayet açık –üstelik yalnız düşünsel bazda da değil. Modernizmin aynı zamanda bir nesneler dünyası, bir gündelik yaşam biçimi olduğunu ve bunun her yere sirayet ettiğini bilen Rohmer için bu hesaplaşma Marx’a ya da Pascal’a ne ölçüde ihtiyaç duyuyorsa cafelere, kitabevlerine, sigara paketlerine, kahve fincanlarına, ‘kentli kadın’ Maud’ya da aynı şekilde ihtiyaç duyuyordu.

Tıpkı Aslan Burcu’nda olduğu gibi, yemek masasındaki diyalog, Hristiyanlık üzerine çekilmiş söylevler, snob anekdotlar; bir fotoğrafın, üzerine düşünülmüş, çalışılmış (Rohmer’in nesnelerin sahne içindeki durumlarıyla ilgili takıntılarını da hatırlayarak) bir konseptin adeta bahanesidir. Arkadaki kitaplık, kadehler, tabaklar, dul kadın, kararsız filozof, özgür aşk, çam ağacı vs.  Jean-Louis onlardan farklı mı? Günah çıkardığı ve çözüldüğü yer yabancı bir kadının yanı başıdır; aynı geceyi O’nun çıplak bedeninin yanında geçirir.

Bu karakterlerin neredeyse sadece varoluşsal kaygılarla konuşuyor olmaları tesadüf değil; Vidal’in bir felsefeci oluşu da. İşin tuhaf tarafı Rohmer’in bu çatışmayı çözmeye yönelik bir fikri de yok gibidir. Jean-Louis ve Vidal yıllar sonra karşılaştıklarında üzerine konuştukları şey Pascal ve Marx olmuştur. Bu mağrur bakış açısı kimileri için gerçeklikten kopuşun kanıtıysa, kimisi için de yeni bir gerçekliktir.

Vidal’in Marxizme sığınışı gibi Jean-Louis de ‘saf aşk’a sığınmıştır. Aşk, özgür aşkın yerini alır, Françoise da Maud’nun. Françoise ‘ahlak’lı kahramanımızın tercih etmesi gereken kişidir ama “temiz” midir? Jean-Louis’nin başından beri takıntılı olduğu şey ne aşktır ne de Françoise, o bir Katolik olarak ahlakın anahtarını kovalar. Yine de Jean-Louis’nin filmin sonundaki itirafı bu formüle edilmiş ahlakın gereğidir denebilir ama paçaları modern hayatın çamuruna değmiştir bir kere, itiraf bir yalan-itirafa dönüşür, kahramanımız idealize dünyasından intikamını alır. Rohmer burada küçük bir hinlik yaparak ahlakın izafiyeti üzerine bir şeyler söylemek ister. Ma nuit chez Maud bu yanıyla da diğer ahlaki öykülerden ayrılarak ketum bir author olan Rohmer’le ilgili bize tüyo verir.

Rohmer, adeta yeni dalganın sırtını dayadığı bir kaide gibidir.

ardagulyan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5