Punch Drunk Love (2002): Anti Romantik Komedi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
26 Mart 2011

Televizyon dünyasının tam ortasında doğmuş, büyümüş; film akademisinde okurken okulu yarıda bırakmış; genç yaşında kısa filmografisine birbirinden değerli başyapıtlar yazdırarak tüm sinema camiasının dikkatlerini üstüne çekmiş bir “her bünyeye hitap etmeyen filmler “ üstadı Paul Thomas Anderson. Arıza filmlerin, arızalı yönetmeni.

Kendi adıma, son dönem Amerikan sinemasında filmlerine karşı en büyük heyecan duyduğum, defalarca izlediğim, gün gün takip ettiğim yegâne genç yönetmen olmasının yanısıra, daha şimdiden başkasının tahtına oturmak yerine kendi tahtını yaratıp onun üstüne oturan bir ustadır kendisi. Sinemaya kazandıracağı her eserin yer yer evrensel yer yer “kendince” bir yer taşıyacağı ise daha şimdiden garantidir.

Önemli bir adamdır Paul Thomas Anderson. Hard Eight, Boogie Nights, Magnolia, There Will Be Blood gibi benzer sinematografiler barındırıp birbirlerinen elma ile armut kadar farklı olan filmler çekmiştir ve hiçbir zaman ardına bakmamıştır. Sinemanın filmden filme değil; sahneden sahneye yenilenebilecek kadar sihirli bir şey olduğunu bir ön kabul olarak özümsemiş ve sinema dünyasını bu anlayış üzerine kurmuştur.

Hiç istemeden bu kadar derinlemesine ifadelerle üzerine birkaç kelam edilebilecek bir adamdır. Bu yazıda ise bahsetmek istediğim filmi, vakt-i zamanında Cannes’da prömiyeri yapılan özgün aşk filmi Punch Drunk Love’dır. Paul Thomas Anderson o ana kadar çektiği büyük filmleri unutup, hiç kimsenin hayatında daha önce izlemediği bir hikâye üzerine minimal bir aşk filmi yaratmıştır. Bu kadar popüler kültürden uzakta duran, uzakta durmaya çalışan bir filmde ise ironik bir biçimde popüler filmlerin popüler oyuncusu Adam Sandler başrol oynamış ve oyunculuk kariyerindeki en iyi performansını sergileyerek kendini genellikle kötü komedi filmlerinde heba ettiğini dünyaya göstermiştir.

Filmin manik depresif baş karakteri Barry Egan, toplumun geleneksel değer yargıları tarafından ötelenmiş birisi elbette. Kendini yaşadığı hiçbir tecrübeye, içinde bulunduğu topluma, ailesine ait hissetmiyor. Çevresinin “sorunlu” olarak yaftaladığı, içinde yaşadığı gel-gitleri yer yer aşırı bir şekilde dışa yansıtan bir “öteki”. Bütün bu patlayıcı gerginliğine karşı ilginç bir kontrast oluşturan uç bir sakinliği var bir de. Bu iki zıt karakter özelliği, Barry Egan’ın toplumsal normlardan uzak durmasına neden olan başlıca unsurlar. Barry yaşadığı bu ruhsal boşluğu işine olan bağlılığı ile doldurmaya çalışsa da bir şeyler eksik onun hayatında. Film bu karakterin, onu mutlu edebilecek tek gelecek ihtimaliyle tanışması üzerine kurulu. “Barry Egan aşık olur.”.

Barry’nin aşık olduğu ve Emily Watson tarafından canlandırılan Lena karakteri ise, Barry’nin dingin ve ölesiye çekingen tarafıyla kusursuz bir uyum içerisindedir. Onun taşıdığı ilginçlik ise hem davranışlarından, hem hareketlerinden, hem Barry ile karşılıklı diyaloglarından hem de mimiklerinden anlaşılmaktadır. Bu garip aşkı, inandırıcı ve gerçek kılan da zaten bu uç karakterlerin birbiriyle olan yüksek voltajlı elektiriğidir. İki “değişik ve yabancı” insanın perdede seyirciyle buluşması ve o sırtlarında taşıdıkları yabancılıklarından arınmasıdır bu film.

İki insan arasında filizlenen bir aşkı kendine özgü temposuyla anlatan film, bütün bu içerdiği değişik tatla aynı zamanda karakter yaratımı üzerine bir ders niteliği de taşıyor.

Paul Thomas Anderson bundan önceki filmlerinde de rastladığımız, Martin Scorsese, Quentin Tarantino gibi usta isimleri andıran kusursuz sinematografisini hiç bozmuyor, minimal bir aşk filmi için bile. Kamera hareketleri, ışıklar, mizansenler bize sinemayı yalamış yutmuş bir yönetmenin sinema filmini izlediğimizi her an hatırlatıyor. Diğer önemli film unsuru olan senaryo ise özenilesi bir şekilde yazılmış. Karakterler onca garip özelliklerine rağmen o kadar gerçek kalıyorlar ki film boyunca, şaşmamak elde değil filmin bu yönüne. Bu inandırıcılık hem diyaloglarla, hem oyunculuklarla hem de başarılı kurguyla sağlanmış.

Bu filmi eğer bir türe oturtmamız gerekseydi, “romantik-komedi” derken içim sızlardı. Buna neden olan günümüz romantik komedilerinin çıtayı deniz seviyesinin aşağısına çekmesi mi, yoksa şu filmin herhangi bir zemine oturtulamayacak kadar özel olması mı bilmiyorum; ancak filmin türü otoritelerce(?!) romantik-komedidir. Aslında içerisinde hem romantizmi hem komediyi taşımaktadır kendisi ancak içerisinde taşıdığı o tarifi olmayan onca duygudan bahsetmenin yeri gelince o bilinen tasniflerin lafı bile olmaz.

Adam Sandler ve Emily Watson’ın da bu zor karakterleri hiç zorlanmadan kaldırabilmeleri onların çoğu rolün altından kalkabilecek kadar yetenekli oyuncular olduğuna işaret ediyor. Adam Sandler bugüne kadar çektiği filmlerdeki o yapay sempatik karakterlerinden çok daha sempatik çok daha içten bir performans sergileyerek bundan sonrasi için “kocaman” bir keşke dedirtiyor adeta. Hiçbir ödülün onurlandıramayacağı bir oyunculukla hatırlanacaktır Sandler.

Son derece aykırı sularda yüzen Punch Drunk Love elbette ki herkesin hoşuna gidecek bir film değil. Çeşitli çevrelerce, aldığı övgüler kadar yergiler de aldı. Kimileri filmi “sıkıcı”, kimileri “çekilmez” buldu. Ama bu filmi sevenler de üzerine titreyecek kadar bağlanıp aşık oldular bu filme. Çünkü filmdeki aşk, sizi avucunun içine alırsa, o insanların kafasında yaşamak, hissettiğiniz ölçüde onların duygularını tatmak istiyorsunuz.

Paul Thomas Anderson’ın bu dört başı mamur aşk filmi, sinemayla ve aşkla tutkulu bir bağı olan herkese hitap ediyor. Sinemanın duyguları aksettirmedeki gücünü, iyi yönetmenlerin elinde nasıl bir kitle sarsma silahı hâline gelebileceğini her anıyla gösteriyor. Paul Thomas Anderson’ın Hard Eight(Syndey olarak da bilinir) ile beraber en az konuşulmuş olan filmi olsa da, en fazla seveni olan filmidir belki de.

Bütün bu övgü dolu sözlerin akabinde elimizden tek gelen filmeri arasına sürekli 3-4 yıl koyan bu yetenekli yönetmenin yeni filmini –daha doğrusu- yeni ilginçliğini heyecanla beklemek ve kendisine şu ana kadar bize filmlerinde eksiksiz bir biçimde hissettirdiği o insani hisler için teşekkür etmektir.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5