Power Rangers (2017): “Go Go Power Rangers!”

 90’lar çocuklarının zihinlerine sonsuza dek kazınmış bir pop kültür fenomeni olarak Power Rangers bir zamanlar pek çoğumuz için okuldan eve dönüşlerin hediyesiydi. Konsept değişimleri ve yenilenen ekipleriyle bizleri en az bir beş on yıl oyalayan, ve aynı zaman zarfında bir anlamda da büyüten bu gençlik dizisi elzem TV ritüellerimizden biri olup çıkmıştı. Güçleri renk kodlarıyla temsil edilen bu süper kahraman takımı ucuz kumaştan tayt kostümleri, karikatür ergen heyecanları ve akrobatik dövüş kabiliyetleriyle her bölüm dünyayı bir başka ucubenin tehdidinden kurtarır, dostluk ve beraberlik mesajları verirdi.

Şimdi, Hollywood’un içine düştüğü nostalji arayışlı kısır döngü sağolsun stüdyolardan biri e böyle bir şey vardı diriltsek ya diyerek seriye yeni sinema uyarlamaları niyetiyle el atmış bulunuyor. Bu, liseli kahramanların ilk beyazperde macerası da değil gerçi. 1995 tarihli Mighty Morphin Power Rangers: The Movie isimli bir öncülümüz var. Fakat elbette bu seferki sinema uyarlaması daha meşakkatli bir süreçten geçti. Anlatının güncel bir yaklaşımla ele alınması ve zamane gişe filmleri gerekliliklerinin özümsenmesi gerekiyordu. Modern yeniden yorumların vakur, karanlık ve kasvetli vahameti pek çok süper kahraman hikâyesi ve fantastik masala mezar olurken, yeni bir Power Rangers filmi fikri pek bir umut vadetmiyordu aslına bakarsanız. Modası geçmiş formatıyla ‘Ranger’ların daha gösterişli, gürültülü nicelerini seyretmiş yeni nesil gençliğin sinemasal aksiyon ve macera taleplerini karşılayabilmesi kolay olmayacaktı.

2017 model Power Rangers için tek kurtuluş, ciddiyet de ciddiyet diye kasım kasım kasılan güncel süper kahraman anlatısı örneklerinin acınası gülünçlüklerinden ders alıp aynı tuzağa düşmemek, ve kendi saçma Saban’lığını kucaklamak olabilirdi. Maket dinozor araçlarına atlayıp uzaylı hilkat garibeleriyle dövüşen, yarım saatte dünyayı kurtaran, süper güç sahibi bir grup liseli pastel boyanın maceralarıydı sonuçta, anlatılan. Lütfen, tüm zamanların en aptal eğlencelik TV şovlarından birini konuşuyoruz. Power Rangers’ın ciddiye alınacak bir tarafı olmadı hiçbir zaman ve öyle de kalmalıydı. Bu minvalde aklı selim kimsenin muazzam bir sinematik vizyon ve derinlikli bir süper kahraman mitolojisi için Power Rangers izlemeye gelmeyeceğini hesaba katarsak elimizdeki yeni orijin hikâyesinin çeşitli yönlerden günümüze uyum sağlamakla birlikte serinin ruhundan ciddi tavizler vermediğini ve dolayısıyla sürpriz bir başarıya imza attığını söylemek mümkün.

Yeni kahramanlarımız eski serilerin iyi niyetli karton karakterlerine nazaran biraz daha teferruatlı kişiliklere sahip, daha uyumsuz, elden ayrıksı tipler. Hikâye her birinin kişisel badirelerini Power Ranger’lığa evrilen bir irade gücüyle yenişleri üzerine kurulu. ‘Ranger’ların ikonik belalısı Rita Repulsa eşliğinde dünya dışı bir tehlike de söz konusu ama o kadar sonradan akla gelmiş izlenimi veriyor ki fazla mevzusunu etmeye gerek yok. Burada asıl olay ekibin nasıl kurulduğu. Sürecin öykülenmesi için alınan John Hughes ilhamı takdirlik. Filmin kaderleri sonsuza dek dost olmak üzere cezalılar sınıfında kesişen gençlerinin The Breakfast Club çağrışımları yapması kaçınılmaz. Tabii ki bu, onun duygu yoğunluğu seyreltilmiş, basitleştirilmiş bir çizgi roman versiyonu gibi ancak. Ama bir şekilde işlemeyi, karakterlerini hissettirebilmeyi ve onları ilgiyle izletmeyi başarıyor.

Elizabeth Banks, Bryan Cranston ve Bill Hader’lı yan rolleri bir kenara koyarsak popüler olmayan genç oyunculardan kurulu ekibin birbirleriyle iletişimlerinde samimi bir kimya tutturmuşlukları filmin karakter odaklı anlatısı için olmazsa olmaz bir detay. Metnin ciddi genç sorunlar gözlemlerini Power Rangers’ın o maskara evrenine adapte edebilmesi için hayati bir önem taşıyor bu uyumlu birliktelik. Esprileri de, atışmaları da, kimi zaman (çoğu zaman?) abuk sabuk diyalogları da gayet iyi satıyor hepsi. Projeye inanmışlık klişesi vardır ya, ha işte ondan. Diğer yandan, Amerikalı, Asyalı, Meksika kökenli, siyah, beyaz, lezbiyen, otistik derken buradaki çeşitlilik temsilinin farkındalık sınırlarını zorlayan gayreti de dışardan göründüğü kadar göze batmıyor nedense. Demem o ki onu bile bir şekilde unutturmayı, serüvenlerine yedirmeyi başarıyor bu kadro.

Power Rangers’ın tüm bu mankafalığının ardında şimdinin habis sinizminden ve karamsarlığından şöyle çokça nasibini almamış olması onun en büyük avantajı. Evet aptal, ama açık yürekli. Evet sersem, ama muzip ve oyuncu. Filmi son on beş yirmi dakikada paketleyip yollayan sallapati aksiyon mesela, o kadar komik dandik ki beraberinde çalan “Go Go Power Rangers!” tema müziğiyle coşarken hah diyorsun, işte bu, Power Rangers bu, ondan dünkü çocuk beklentilerim katışıksız, tamamıyla bu.

Ali F. Kısakürek
twitter

***

Yönetmen: Dean Israelite

Senaryo: John Gatins, 

Yapım: Kanada, ABD 2017

Oyuncular: Dacre Montgomery, Naomi Scott, RJ Cyler, Ludi Lin, Becky G. Bryan Cranston 

Süre: 124′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla