Pieta (2012): Hoyratça Dönüşmek

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
18 Şubat 2013

Kariyerinin ve dolayısıyla hayatının son döneminde türlü buhranlar içerisinde demlenen ve en nihayetinde geçtiğimiz dönemde, öfkesini Arirang ile dışavuran Kim Ki Duk, Venedik’ten Altın Aslan ile dönen yeni filmi Pieta ile yeniden karşımızda. Ünlü yönetmenin son yıllarda sadece beslendiği geleneklerin değil kendi kişiliğinin tekrarlarına ev sahipliği yapan eserlerinden sonra majör bir festivalden büyük ödülle dönen filminin genel çerçevede bir heyecan yarattığı aşikar. Evet, Pieta melodramseverlere ve Uzakdoğu Sineması ile ‘intikam’ kavramlarını birbirinden ayıramayanlara o beklenen acı keyfnii bahşedebilen bir film; ancak hayata, sinemaya ve varoluşa karşı olan öfkesini özgün bir yaratımla takdim etmeye çalışan bir yönetmenin filmi değil.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak, koltuğa rahatça kurulup bir nefeste izlenebilecek bir film değil Pieta. Öte yandan içine girebildiğiniz takdirde anlattıklarına karşı tepkisiz kalamayacağınız ve etkisinden kolay kurtulamayacağınız; giremediğiniz vakit ise tahammül etmekte zorlanacağız bir film olma özelliğine sahip. Bu iki ihtimalin birine taraf olmanız ise melodramı ne derece sevdiğinizden ziyade, iyi bir melodramı ne kadar tanıdığınızla ilintili. Zira perdede izlediğimiz hikaye, iyi niyetli bir yapıt olmayı sıkça ıskalayan, belli ki bunu pek de dert etmeyen bir tavır takınmış. İnandırıcılığını kaybetmeyi göze alarak sırtını ‘ne kadar acı, o kadar gerçek’ isimli bir formüle yaslamış gibi.

pieta

Pieta, karakterlerinin içgüdü ve acılarından esaslı bir intikam hikayesi doğuran ve bunu ‘annelik’ kavramı üzerinden şekillendirirken işin psikolojik ve sosyolojik yanını da elden bırakmayan, böylece hikayesini sağlam temeller üzerine kurmaya çalışan  bir dönüşüm hikayesi. Gücünü çeşitli sürprizlerden almaya çalışan hikayenin başkarakteri Gang-Do, bilhassa son yıllarda sıkça karşılaştığımız ve okunmaya da bir hayli elverişli olan genç ve sorunlu bir genç karakter. Filmin ilk yarım saatinde bu genç adamın şiddet konusunda ne kadar sınır tanımaz olduğunu mesleği dahilinde gelişen çeşitli geleneksel durumlar üzerinden gözlemleyip, geri kalan bütününde ise çocukluk travmalarının ürünü olan sorunlu psikolojisini çözümleme şansına erişiyoruz. Bu hale gelmesindeki ailevi ve sosyolojik gerçeklerin payının vurgulanması da hikayenin alt metinlerini destekleme vazifesi görmekte. Böylece, filmin ilk yarısında karşılaştığımız sert, tavizsiz, hissiz, kayıtsız ve şiddet bağımlısı karakterin bu halleri, ilerleyen anlarda bir neden ve sonuç zemine oturtulmaya çalışılmakta. Bu süreç ise yeni ya da özgün bir şeyler söylemediği gibi, alabildiğine kolaycı ve garantici anlara sahne olmakta. Bilhassa bazı karakterlerin epik bir tavırla sahneye çıkıp elli yıl önce ağlanma garantisi olan sözleri ezberden okuması, filmin ciddiyetini zedelemenin yanısıra beceriksiz birer duygu sömürüsü olarak algılanabilir.

Anne ve oğul ilişkisine ağırlık vermeye başlandığı andan itibaren şiddetini artıran sömürü atmosferi, etkileyici olabilmek adına samimiyetinden ödün veren bir çizgide ilerlemekte. Zira Gang-Do’nun, anneler ve oğulları arasındaki ilişkinin mitolojik ve psikolojik köklerine dayandırılan cinsel travmaları, karakter ve annesi arasında yaşananlara tatminkar bir yanıt verememekte. Fütursuz olmanın da ötesinde kaba ve saldırgan bir tavrın hüküm sürdüğü bu anlar, ne cesur ne de vurucu olabiliyorken; daha ziyade manasız ve çoğu zaman da artniyetli planlar olarak zihinleri meşgul ediyor. Eşzamanlı olarak devam eden karakter dönüşüm süreci de bildiğimiz ahenk ve sistematikte ilerleyip, yeni bir şey söylemeden nihayete eriyor.

Hikayesinin yanısıra yönetmenlik tercihlerinin de sorgulanabileceği bir yapıt Pieta. Kim Ki Duk’un sözde anti-sinema yapmak parolasıyla somutlaştırdığı filmini ‘şekilciliğe karşı’ bir tabanda inşa ederken, tüm hücrelerine hakim olan minimalist sinema karakterini umursamazlığa ve ukalalığa çeviriyor. Sırtını gerçekçiliğe ve anın dehşetine yaslayan film tekrarlarla dolu olan hikayesini bir türlü derinleştiremiyor ve ihtimal dahilindeki en zıt noktaya varsa da aslında başladığı yerden ötede sonlanamıyor. Kim Ki-Duk muhtemelen bir dost masasında anlatsa üzerine kimsenin dikkatini çekemeyeceği bir öyküyü sözde geleneksele muhalif bir tavır takınarak ve sinemanın tedirgin etme gücünü araçtan ziyade bir amaç haline getirerek makyajlıyor. Sonuç ise numaralarını nasıl yaptığını merak dahi etmeyeceğiniz bir sihirbazın birkaç saate kalmadan unutulacak gösterisinden farksız… Çünkü en çok illüzyonun inandırıcı olmaya ihtiyacı var. Çünkü gerçeklik, gerçekten bağımsız olamaz.

 

Türkçe Adı: Acı

Yönetmen: Kim Ki Duk

Senaryo: Kim Ki Duk

Yapım: Güney Kore, 2012

Oyuncular: Jeong-jin Lee, Min-soo Jo, Eunjin Kang, Jae-rok Kim

Süre: 104′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 2,50 out of 52 votes, average: 2,50 out of 52 votes, average: 2,50 out of 52 votes, average: 2,50 out of 52 votes, average: 2,50 out of 5