Perfect Creature (2006): Mükemmelin Karanlık Cazibesi

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
06 Temmuz 2012

ABD’li eleştirmenlerce 1946’ ya kadar “psikolojik macera filmleri”, “marazi dramlar” ve “dolambaçlı” cinayet filmleri gibi adlarla anılan Film Noir (kara film) ilk kez Nino Frank’in “Yeni Bir Polisiye Drama Tipi: Suç Macerası” (Un nouveau genre ‘policier’:L’aventure criminelle) adlı makalesinde tanımlanmıştır. Frank ve daha sonra aynı çabayla yola çıkan kuramcıların yaptığı kavramsallaştırma üzerinden türün temel dinamikleri ortaya çıkar.

Suç ve ölüm, kara filmlerde felsefi bir altyapıdan beslenen argümanlar olarak kullanılır.

Suçun çözülmesinde ise klasik Hollywood sinemasının önerdiği ahlaklı kanun koruyucunun yerini, kara filmlerde net bir doğrusallık üzerinden yürümeyen, yabancılaşma duygusunu izleyiciye geçiren karakterler almıştır. Varoluşçuluktan yüksek düzeyde etkilenen bu anti kahramanlar suçun ve suçlunun peşinde inatçı bir takibi sürdürseler de, nihayetinde bu durumun açıklığa kavuşmasından umuda dönük herhangi bir fayda üretmezler.

Ritüelci bir yaklaşımla cinayet işleyen suçlu, diğer özellikleriyle de “iyi” ya da peşinde olan kişi kadar “kötüdür” en fazla. Bu sebepten kanun koyucu günün sonunda vakayı çözse bile net bir iyi duruşunu temsil etmez. Zaten yağmurlu, karanlık atmosferiyle türün filmlerinin böyle bir kaygı güttüğü söylenemez.

Sıra dışı bir vampir mitosu üreten Glenn Standring’ in Kusursuz Yaratık (Perfect Creature, 2006) adlı çalışması, kara filmin başarılı yeni dönem örneklerinden birini oluşturmaktadır.

Teknoloji ve karakter dizilimiyle günümüzde geçtiği düşünülebilecek, fakat Oliver Twist’ i hatırlatan ortamı, Karındeşen Jack tarzı yardakçıları ve sokakta gazete satan çocuklarıyla kayralık bir arka plan çizen film, vampir ve insan ırkının bir arada, saygı içerisinde yaşadığı bir toplumu tasvir etmekte.

300 yıl önce insanlarla aralarında olan savaşa, onlara hizmet etme ve onların da gerekli besini sağlama yönünde yaptıkları anlaşmayla son veren vampirler, toplumda itibar gören bir kesime dönüşmüş.

Elbette tüm toplum tanımları gibi film noirın vizöründen bakınca her şeyin bu denli düz ve kanıksanmış bir biçimde örgütlenmesi mümkün değil. İnsan vampir ittifakını bozacak şekilde, insanlara kendi kanından bir virüs taşıyan katil Edgar’ ın bu ittifak üzerinden yaptığı yorumlar film noir ın temel duruşu olan belirsizliği besler nitelikte. Edgar’ a göre bebek vampirlerin doğum sırasında annelerinin elinden alınarak, insanlığa hizmet için koşullandırılması tam bir haksızlık. Ona göre bu haksızlığa olan tepkisini insanın içinde bulunan saldırganlığı açığa çıkartan virüsü yayarak temellendirmesi ise yeni bir doğuşun müjdesi esasında.

Bu anlamda ne Eggar’ dan ne de peşine düşmek zorunda kalan ağabeyi Silas’ tan (Santa Silvarus’ tan yola çıkarak) mutlak iyi ve mutlak kötü diye bahsetmek mümkün oluyor. Sadece onlar değil, kara filmin ana erkek karakteri ölüme sürükleyen femme fatale’ ının modern, bağımsız bir yorumu olan polis komiseri Lilly’ de soğuk tavırları ve saplantılı ruh haliyle türün temel mantığının başarılı bir de yorumu olarak göze çarpıyor.

Film boyunca bol miktarda yapılan Katolik efsanesi göndermeleriyle, pekala Cain ve Abel (Habil ve Kabil) olarak yorumlanabilecek kardeşlerin mücadelesinde, sona ulaşılması ne insanlık ne de vampir ırkı için güzel bir sonuç doğuruyor.

Neyse ki filmde her ne kadar insanlarla kurdukları ittifak sonucu gönüllü bir hizmete girişseler de, vampirler Bram Stoker’ ın Dracula’ sından bu yana süren aristokrat hallerinden ödün vermemişler. Sofistike duruşları öykü bir cinayet üzerinden sürse bile, ölümsüzlüğün beslediği derin varoluşsal kaygıları açığa çıkarıyor. Filmin şüpheci ve mesafeli karakteri Silas sayesinde de bir takım soru ve hesaplaşmaları yönlendiriyor.

Kusursuz Yaratık tanımladığı evrende klasik vampir anlatısından oldukça uzak bir duruş çizse bile, yapış yapış duygusal karakterleriyle yeni dönem vampir filmlerindeki o samimiyetsiz ergenlik halleriyle kıyaslanmayacak bir üstünlüğe sahip.

Yanı sıra toplumun keskin baskısı  içerisinde birey kalabilmek, yaşam ve ölüm, aşk ve sevdiği halde vazgeçmek üzerine bildirileriyle de pekala bir felsefi karşı duruşu da sahip.

“Ekşi Sinema’ ya yazmaya başladığım ilk günden bu yana tüm çalışmalarımın  hazırlanış aşamasında verdiği destek ve dönüştürücü fikirlerden dolayı  Onur Hınçer’ e teşekkür etmek istiyorum.”

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5