Percy Jackson: Sea of Monsters (2013): Yunan Tanrıları Ergenlere Karşı

Güzin Tekeş
Güzin Tekeş
14 Ağustos 2013

Birkaç yıl evvel mitoloji öğretmeni Rick Riordan’ın, oğluna mitoloji dersinde yardım etmek için yarattığı fantastik hikâyelerini, oğlunun ve onun arkadaşlarının hızla artan hayranlığı sonucu bir kitap serisine dönüştürmüş ve tutan her seri gibi Percy Jackson’ın da beyazperdeyle buluşması sonucu nur topu gibi bir Harry Potter’ımız daha olmuştu. Ancak Percy Jackson izleyenleri Harry Potter gibi büyüler ve tılsımlarla dolu bir dünyaya değil, Yunan mitolojisinin derinliklerine götürüyor ve bizi antik Yunan Tanrılarıyla karşılaştırıyor. Serinin ilk kitabından uyarlanan “Percy Jackson: The Lightning Thief”, Percy’in o güne kadar habersiz olduğu yarı Tanrı kimliğini keşfetmesi ve arkadaşlarıyla beraber, kaçırılan annesini kurtarma macerasını anlatıyordu. Sürükleyici hikâyesine karşın fazla üstünde durulmamış senaryosu ve yönetmenin yaptığı işten fazla emin tavrından dolayı zayıf kalan film, buna rağmen genç sinemaseverler tarafından coşkuyla karşılanınca kısa sürede devam filminin geleceğini anlamıştık. Gerçi üç yıl ara pek kısa bir süre sayılmasa da denizler tanrısı Poseidon’un biricik oğlu Percy Jackson, “Canavarlar Denizi” ile fazla gecikmeden karşımıza geldi bile.

Serinin ikinci filmi “Percy Jackson: Sea of Monsters”, muhtemelen yetişkin izleyicileri de sinema salonlarına çekebilmek için vaktiyle Harry Potter’ın da izlediği adımları izleyerek daha karanlık bir yola girmeyi tercih ediyor. Dört küçük çocuğun yaratıklardan kaçarak Yunan Tanrılarının insanlarla çiftleşmelerinden doğmuş kendileri gibi melez diğer çocukların yaşadığı güvenli bölgeye varma mücadelesiyle başlayan film, karanlık olduğu kadar dramatik de bir açılış yapıyor. Mitolojik Yunan kahramanlarını, bugünün Amerika’sında bir grup heyecanlı ergenle karşı karşıya getiren film, kısa sürede daha fantastik bir coğrafyaya yani Canavarlar Denizi’ne sürükleniyor. Hermes’in oğlu Luke’un, babasına karşı sebebini anlamakta epey güçlük çektiğimiz nefreti filmin çıkış noktasını oluşturuyor. Luke’un sırf babasından intikam almak adına, ölüleri diriltme gücü taşıyan Altın Yabağı’yı çalıp Olimpos’u yok etme hırsının karşısında durabilecek tek güç ise elbette Percy Jackson ve arkadaşları. Percy ilk filmden sonra geçen sürede özgüvenini biraz kaybetmiş olsa da arkadaşlarının ve birden bire peyda olan üvey kardeşinin ona olan sonsuz inançlarını hiç sarsılmıyor. Altın Yabağı’ya Luke’dan önce ulaşmak için çıktıkları yolda çeşit çeşit yaratıkla karşılaşan gençlerin, Washington’a yaptıkları sürreal taksi yolculuğu belki de filmi en eğlenceli bölümünü oluşturuyor.

percyjackson

İlk filmden hatırladığımız kadroya, devam filminde “Castle” dizisinin sevilen yüzü Nathan Fillion da katılmış. Fillon’ın kısa ama karizmatik rolünün yanı sıra “The Perks of Being a Wallflower” filmindeki oyunculuğuyla göz dolduran başrol oyuncusu Logan Lerman da Canavarlar Denizi’nde rolünün hakkını veriyor. Filme en çok ivme kazandıran ise yönetmen değişikliği. “Şimşek Hırsızı”nda Christopher Columbus’un oturduğu yönetmen koltuğu bu kez akıllıca bir kararla Thor Freudenthal’a emanet edilmiş.

Özetle söylemek gerekirse “Percy Jackson: Sea of Monsters”, yönetmen değişiminin de etkisiyle öncülünden daha tempolu ve daha karanlık bir film olmuş. Seri ilerledikçe bu karanlık yapının daha da artması ve tıpkı Harry Potter’da olduğu gibi artık çocukların izlemesi için uygun olmayan bir çocuk filmine dönüşmesi mümkün görünüyor. Yine de hedefine ulaşarak mitolojiye az da olsa merakı olanların ilgisini gıdıklayan serinin, üçüncü kitabı “Titan’ın Laneti”ni de bir iki yıla kalmaz beyazperdede göreceğimiz kesin.

Yönetmen: Joshua Michael Stern

 Senaryo: Thor Freudenthal

 Yapım: ABD, 2013

 Oyuncular: Logan Lerman, Alexandra Daddario, Brandon T. Jackson

 Süre: 106′

guzintekes@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 51 vote, average: 2,00 out of 5