Paul (2011): Pegg vs Rogen

Kaan Karsan
Kaan Karsan
14 Nisan 2011

Shaun of the Dead ve Hot Fuzz’ın ardından ikiye ayrılan Simon Pegg, Nick Frost ve Edgar Wright üçlüsü birçok sinemaseveri hem üzmüş hem de bundan sonrası için meraklandırmıştı. Bu üzücü ayrılıktan daha fazla zarar görenin kamera arkasında olan Edgar Wright olacağı düşünülürken Wright Scott Pilgrim vs the World gibi son derece ilginç ve birçok yönden harika bir çizgi-roman uyarlamasıyla bu beklentiyi tersyüz etmiş ve sinemasının dinamizmini koruyarak bazı çarklarını değiştirmişti. Paul ise Simon Pegg ve Nick Frost’un senaryosunu yazdığı bir uzaylı-yol filmi olacaktı. Pegg ve Frost, senaryoları için kamerayı, genel kitle tarafından beğenilen; ancak Shaun of the Dead kadar akılda kalıcı olmayan “Adventureland”  ile ABD’de çok sevilen Seth Rogen ve Evan Goldberg’in belaltı senaryosu “Superbad”’i yöneten Greg Mottola’ya emanet ediyorlardı. Pegg ve Frost filmdeki başrolleri paylaşırlarken Paul adlı uzaylıyı Seth Rogen seslendirecekti.

Bu filme kabaca Simon Pegg, Nick Frost, Judd Apatow ve Seth Rogen ortaklığı denebilir. Zaten problemler de bu noktada başgösteriyor. Zira filmde mizahi açıdan bir uyumsuzluk olduğu seziliyor. Simon Pegg ve Nick Frost’un iyi diyaloglara dayanan İngiliz mizahı, Seth Rogen ve Judd Apatow’ın bugüne kadar sürekli karşımıza çıkmış olan belaltı mizahına uyum sağlamıyor.

Çeşitli nedenlerle dünyada mahsur kalmış Paul adlı uzaylının, esas oğlanlarımızla karşılaşmaları ve bu süreçten sonra bu ekibin başından geçen olaylara sırtını dayayan film, bu tarz komedi filmlerde çok fazla görmeye alışık olduğumuz klişe bir işlenişe sahip. Ne Shaun of the Dead’de olan o absürdlüğün içerisindeki gerçeklik ne de Hot Fuzz’daki tür sinemasının kalıplarına saygı duyan hızlı ve zeki mizah anlayışı var. Paul, özellikle ateizm, darwinizm ve bu ideolojilerin karşısında batıllaştırılmış Tanrı inancına yönelik yaptığı zekice göndermeleri ayrı tutarsak; çok fazla zeka pırıltısı göstermeyen bir film maalesef.

Pegg ve Frost’un beklentileri tam olarak karşılayamadıkları ve Rogen ile sıradanlaştıkları bir vakit geçirmelik.

Filmin arkasındaki zekanın ne kada önemli komedyenlere ait olduğunu bildiğimiz için filmdeki bu eksikliği daha titizce aramaya başladım ve sonra filmin uzaylısız geçen ilk on küsür dakikasının ardından Paul’un hikayeye katılması sonucu Pegg ve Frost’un mizahından uzaklaşmaya başladığımızı hatırladım. Zira Paul’u sinemada şu ana kadar sinemada kendisinden başka hiçbir adamı oynayamayan Seth Rogen seslendiriyordu ve bir uzaylı bedeninde olmasına rağmen o karakter yine, yeniden Seth Rogen’leşiyordu. Seth Rogen, bizi şaşırtmıyor ve kendisine verilen karakteri tamamen kişiselleştiriyordu. Filmin tüm öyküsü üzerine inşa edilen Paul karakteri, hem insancıl özellikleriyle şaşırtmaya ve güldürmeye çabaladığı için hem de bunu Seth Rogen’ın sesiyle yapmaya çalıştığı için filmi gitgide bayağılaştırıyordu.

Bu yergilere rağmen filmin çok kötü bir film olduğunu söyleyemeyiz tabii. Filmin çok oyalayıcı bir komedi-aksiyon olduğu da gayet aşikar. Filmin sorunu bu eğlendirici olma kısmını çok bilindik yöntemlerle yapması  ve seyredeni hiç şaşırtmaması. Shaun of the Dead ve Hot Fuzz’ı farklı kılan, sahip oldukları orjinallik ve kendilerini sunuş şekilleriydi. Paul ise hiçbir açıdan özel bir film olmayı başaramıyor. Bir yabancının, yıllar içinde bizden biri olması ve bundan sağılan mizah artık o kadar da cezbedici gelmiyor.

Filmin diğer bir eksikliği ise yönetmenliğindeki tekdüzelik elbette. Hot Fuzz ve Shaun of the Dead’de Edgar Wright’ın senaryonun ve onun içerdiği mizahın ruhunu çok iyi kavramış yönetmenliklerinden sonra, Greg Mottola son derece risksiz ve sıradan bir film yönetimi sergiliyor. Yani, filmin sıradanlaşmasının en önemli etkenlerinden bir diğeri de, az önce birazcık sıkıcılığından bahsetmeye çalıştığım Seth Rogen’dan sonra, filmin yönetmeni Greg Mottola. Simon Pegg ve Nick Frost gibi yaratıcılık denilen ve bir komedi filminin belki de en fazla ihtiyaç duyacağı yetiye sahip insanların Greg Motolla gibi akıcı ancak düz filmler çeken bir yönetmenle çalışmaları talihsizlik olmuş.

Geride kalan paragraflarda Simon Pegg ve Nick Frost’tan çok daha iyilerini bekleyen biri olarak filmin kişisel beklentilerimi çok az karşılayabildiğini söylemek istediğim ortada. Yalnızca Pegg ve Frost odaklı birkaç sahnede epeyce güldüğümü saklamayacağım; ancak film genel olarak Shaun of the Dead ve Hot Fuzz ile aynı masada oturup bir şeyler içemeyecek kadar yavan. Gönül ister ki Wright, Pegg ve Frost üçlüsü tekrar bir araya gelsin. Ancak Edgar Wright’ın tek başına çıktığı yeni yoldaki çok iyi başlangıcı da bu iş birliğinin yeniden oluşmasını zor kılıyor ne yazık ki. Pegg ve Frost’un yapmaları gereken tek şey ise yaratıcı olmayan Amerikan mizahından arınarak kendi özlerine dönmeleri ve içlerindeki sesi dinlemeleri.

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5