‘Öteki’ Müzikaller 3 : The Adventures Of Priscilla,Queen Of The Desert (1994)

Sinemanın müzikle, şarkılarla harmanlandığı ve seyirciye çoğunlukla renkli, şık hayaller sunan müzikal filmlere farklı bir pencereden bakacağız bu dosyada. Beyazperdenin tüm büyülü ve görkemli düşlerini bir kenara bırakın çünkü bu müzikaller  ‘Öteki’ Müzikaller!

 

Üçüncü filmimiz, 1994 yılında Avustralya çöllerinden, eflatun rengi bir otobüsle yola çıkan ve tüm dünyada hatırı sayılır bir hayran kitlesine ulaşan sıradışı bir müzikal komedi/drama. ‘Drag Queen’lerin beyazperdedeki zafer geçişi: ‘Priscilla Çöller Kraliçesi!

 

 

Avustralya sinemasının yüz aklarından biri olarak kabul edilen ve  döneminin en ses getiren filmlerinden biri olan ‘Priscilla Çöller Kraliçesi’ hali hazırda işlevini ve de popüleritesini muhafaza eden bir film.Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde ‘sinema ve müzik’ başlıklı özel bölümde de bir kez daha seyirciyle buluşan kült film, müzikaller dosyamızında nadide parçalarından doğal olarak.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Stephan Elliot’un üstlendiği, üç ‘drag queen’* in sıradışı yol hikayesinin anlatıldığı Priscilla… müzikal anlatı formunun dışında,sinemadaki eşcinsel temsilleri açısından da ilginç noktada duran bir film. Bu açıdan baktığımızda film; 80’lerin sonlarında bağımsız sinemada filizlenen ve 90’larda oldukça aktif olan ‘Yeni Eşcinsel Sineması’nın (New Queer Cinema) önemli örneklerinden diyebileceğimiz bir yapıt. Bu anlamda filmi üç farklı zeminde mercek altına almak doğru olacaktır; türler arası melezliği , LGBT film literatüründeki alternatif söylemi ve müzikal dil kullanımı.

Sydney’de bir gece klübünde ‘drag queen’lik yaparak hayatını kazanan Mitzi/Anthony (Hugo Weaving) ve Felicia/Adam (Guy Pearce) Avustralya çöllerinde bir tatil beldesi olan Alice Springs’deki bir otelden iş teklifi alırlar. Ele avuca sığmayan fırlama Felica için bu yolculuk en büyük hayalini gerçekleştirceği bir macerayken,Mitzi için durum biraz farklıdır. Çünkü iş teklifi geride bıraktığı birinden Marion’ndan, onun çalıştığı otelden gelmiştir ve bu onun için geçmişte bıraktığı bazı sorumluluklarla tekrar yüzleşmek demektir. Ama hem ‘eski bir dost’a yardım etmek hem de turne heyecanıyla yola çıkmaya karar verir. Ekibe biri daha katılacaktır; sevgilisini yeni kaybettiği için uzun bir yolculuğun hüznüne şifa olabileceğini düşünen,emekli bir ‘drag queen’ olan transeksüel Bernadette /Ralph (Terence Stamp). Herşey hazırlanır ve Pricsilla adını verdikleri otobüsle çölün içlerine doğru maceraya gebe bir yolculuk başlar.

Bu andan itibaren bir ‘yol filmi’nin tüm davetkar öğeleri seyirciyi filmin içine alır. Bazen bir motosiklet yada külüstür bir otomobil olan yol aracımız bu kez içi rengarenk kıyafetlerle dolu ve tepesinde kocaman bir topuklu ayakkabı olan sıradışı bir turne otobüsüdür. Yol filmlerinin en can alıcı cazibe noktası olan şey de zaten hep bu olagelmiştir; izleyiciyi belki de isteyip de gidemediği yolculuklara çağırırlar, hatta belki tüm muhtemel tehlikelere rağmen! Yolda ne olursa olsun gidene özenilir, yolculuğun amacından ziyade önemli olan yolun ta kendisidir. İçinde oldukça farklı karakterleriyle çöle doğru yola çıkan Priscilla da tam teşekküllü bir yol filmidir bu anlamda.Daha çok erkek dünyasına bahşedilen ve maçoizmden beslenen ‘road movies’ Priscilla’da feminen bir dünyaya adapte edilir.Gerçek dünyada ‘öteki’ olarak yaşamaya mahkum edilen eşcinsel ve transeksüller yolun baş kahramanlarıdır. Metropolden taşraya doğru gidildikçe homofobi daha da artar ancak her türlü tehlike feminen karakterlerimiz tarafından bertaraf edilecektir. Elliot’un filmi bu açıdan doğru çizilmiş ve senaryoyu diri tutan güçlü karakterlere sahiptir.

Hepsi aslında farklı bir jenerasyonu temsil ederler. Felicia adeta sahnenin dışında bile şovuna devam eder; deli dolu, davranış ve sözlerinde asla kontrolcü olmayan ve umursamazdır. En genç eşcinsel kuşağı temsil edendir aralarında. Bernadette ise  aralarında en büyüğü olmakla birlikte ayrımcılık ve homofobiyi en ağır şekilde yaşayan kuşaktandır.Sahnelerden emekli olmuştur ve sakin,sıradan bir hayat yaşmaya çalışmaktadır.Hem kişiliği hem de hal ve hareketleriyle son derece dengeli ve otoriterdir. Hanımefendi görünüşü itibariyle ise onu orta sınıf  heteroseksüel bir kadından ayırmak oldukça güçtür.(Terence Stamp’in canlandırmadığı adeta O olduğu bir karakterdir kendisi).Mitzi ise bu iki uçda duran yol arkadaşı arasında köprü gibidir,daha ara kuşaktır.Cinsiyet temsili açısından ise iki toplumsal rolü de üstlenmiştir. Yol boyunca süren tatlı atışmalar ve söz düelloları, bu üçlü arasındaki farklılıkları resmettiği gibi filmin komedi yönünü de belirleyen en güçlü mizahi öğedir.

Temel hikaye olarak bir yol filmi diyebileceğimiz Priscilla..’nın melez yapısı bu noktada belirmeye başlıyor. S.Elliot drag queen’lerin sahne showlarını video klip havasında çekerek filmin bir anlamda müzikal dilini ön plana çıkarıyor. Hatta şarkı söylenmesi için sahne bile şart olmaktan çıkıyor bir süre sonra; her yer potansiyel bir gösteri alanı oluyor. Şarkılara playback yapan kraliçeler eskeriyetle bir ‘ABBA show’ sunuyor perdede ki koyu hayranı oldukları ABBA filmin de yıldızlarından biri zaten.( Öyle ki Felicia ABBA solisti Agnetha’nın tuhaf yadigarını bile saklıyor) Filmin geçtiği mekan ve coğrafya olarak ise Western izleri taşıdığını da söylemek gerekir. Hikayenin arka fonundaki uçsuz bucaksız ve kurak Avustralya çölleri kesif bir western havası yayıyor filme.Tabi bahsettiğimiz son derece ‘feminen bir western’ ; dört nala atlar yerine eflatun rengi bir otobüs!

Elliot böylece yol filmi,müzikal ve western’den alınan öğelerle melez bir yapı kuruyor filmde.Dram ve komedi unsurlarını filme doğru oranda yedirerek seyircinin hangi noktada neyi alımlaması gerektiğini iyi planlıyor,karakterlerle empati kurma olanağı sunuyor. Yer yer kullandığı kısa flashbacklerle hem karakterlerin geçmişlerine ufak aynalar tutuyor hemde seçim ve tercihlerinin anlaşılabilir olması yönünde yerleşik önyargılara sesleniyor.

Filmin en az karakterleri, şarkıları ve de showları kadar fenomen olmuş bir diğer öğesi ise çılgın kostümleri hiç kuşkusuz.Gösterim yılında BAFTA ve Oscar’da en iyi kostüm dalında ödül alan film bu başarının hakkını fazlasıyla veriyor.Tüm görkem ve ihtişamına rağmen ucuza mal edilmiş olan bu kostümler hem sanatsal bir yaratıcılığın ürünüler hem de kahramanların dünyalarını betimleyebilmek için biçilmiş bir kaftan gibiler.Filmin sadık hayranları tarafından bazı özel gösterimlerde kullanılan sıradışı kostümler aynı zamanda pek çok drag queen show’una da ilham veren tasarımlar. Benzer filmlerde sıkça kullanılan kitsch (bayağılık estetiği) öğeler Priscilla için de filmin kendi evrenini besleyen öğeler. Gösterişli kostümler ve abartı makyajlar esasen sahne şovları içindir ama gerçek hayata da basbayağı sızabilirler; Felicia çölün ortasında kostümü ve makyajıyla otobüsün üstündeki dev ayakkkabıya çıkıp şarkı söyleyebilir örneğin. Ya da bir gece ateşin etrafında yerlilerle ‘ I Will Survive’ söyleyip gösteri yapabilirler. (Ki bunların her biri filmin kendi başına kült olmuş sahneleridir) Stephan Elliot’un iki gay ve bir transeksüeli çölün ortasında aborjinlerle karşılaştırması ve pek çok şehirli ya da kasabalının aksine yerlilerin onları büyük bir samimiyetle aralarına almaları ise filmin önemli bir kesitidir. Bir taraf  cinsel ayrımcıkla dışlanan, diğer taraf ise etnik ayrımcılıkla dışlanan taraftır. Yani her iki taraf da 2. sınıf insan muamelesine maruz kalmış birer ‘öteki’dir ama herkes birbirini ‘çölde vaha’ bulmuşcasına karşılar ve kimse birbirini sorgulayıp yadırgamaz. Bu hem Avustralya özelinde hem de evrensel boyutta okunabilecek eleştirel bir göndermedir.

Priscilla..’nın Yeni Eşcinsel Sinema akımının örneklerinden olduğunu daha önce söylemiştik. Heteronormalliğin reddi ve eşcinsel kimliklerin deneyimlerini tanımlamayı amaçlayan bu akımın öğelerini barındıran Priscilla.. aynı zamanda temsil ettiği figürlerle farklı bir konunun daha kapısını aralar; alternatif aile söylemi. Mitzi’nin uzun yıllar ve de yolculuk boyunca taşıdığı sır yolun son durağında açığa çıkar: yıllar önce Marion ile yaptığı evlilikten bir oğlu vardır,Marion ise lezbiyendir.Artık bir baba olduğunu hatırlamanın vakti gelmiştir ama oğlu Benj babasını,mesleğini ve kimliğini nasıl karşılayacaktır?  Bu noktada hem çocuk karakter hem de elbetteki anne-oğul arasında kurulmuş ilişki modeli son derece önemlidir. Marion finalde Benj’i Mitzi’yle gönderirken şöyle der: ‘Nerede ve ne zaman dinleyeceğini bilir,değer yargıları seçime tabidir,hiç birşey saklama anahtar bu!’ Benj’in ebeveynlerini kabul ediş şekli ve tutumu elbetteki yetiştirilmesindeki etkenlerle ilişkilidir. Film bu şekilde anne ve babalık görevlerinin inşasında cinsel kimliklerin engel teşkil etmeyeceği önermesinde bulunur. Aynı zamanda da  ‘nefret’ ‘önyargı’ ve ‘homofobi’ gibi oluşumların bireyin ailesinden edindiği algı ve yetiştiriliş tarzıyla alakalı olduğunu söyler.

Çölde yardımlarına koşan ve içlerinden biri gibi onları benimseyen tamirci Bob da bu söylemin filme yansımalarından biridir. Hoşgörülü ve centilmen Bob Bernadette ile yakınlaşır.Hetero bir erkekle bir transeksüelin birbirlerine bir şans vermeleri de sabit ve geleneksel ilişki formlarına getirilen alternatif bir temsildir. Bu açılardan bakıldığında Priscilla.. LGBT film kültürü içerisinde iyimser ve de çözüm odaklı bir yerde durur.

Filmin cast seçimleri ise seyir zevkini perçinler nitelikte diyebiliriz.Sinema izleyicisinin hafızasına daha çok LOTR’deki Elrond ve Matrix’deki ajan Smith rolleriyle kazınan Hugo Weaving’in Mitzi rolündeki performasını izlemek oldukça keyifli. Terence Stamp’in ise müşfik bir transeksüel rolünde yaptıkları takdiri fazlasıyla hakeden cinsten!

Müziğin ve dansın iyileştirici etkisini taşıyan ve önyargıları kırmaya yardımcı bir deneyim olan Priscilla Çöller Kraliçesi, neden kült bir klasik olduğunu her izlendiğinde bir kez daha hatırlatan sıradışı bir yol filmi. Güzel manzaralar ve derin sohbetler eşliğinde,üç drag queen’in yolculuğuna tanıklık etmek isterseniz (ve tabi bir ABBA severseniz) Priscilla adlı bu otobüse pencere kenarından bir bilet alabilirsiniz.

 

(Bir uçurtma kıtalar arası yol alabilir…?)

 

-Kısaltmalar ve dipnotlar:

LBGT:Lezbiyen,biseksüel,gay,transeksüel

LOTR:Lord of the Rings

drag queen*: abartılı kadın kıyafetleri giyerek show sergileyen erkek.

 

Filmin Notu:7/10

 

Bu yazı Göknur Topçu tarafından kaleme alınmıştır.

 

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5