Only Lovers Left Alive (2013): Jarmusch’un Sonsuz Aşkı

Sinan Yusufoğlu
Sinan Yusufoğlu
16 Şubat 2014

İlk filmi Permanent Vacation’dan (Sürekli Tatil, 1980) 33 yıl sonra dünyanın karanlığı ve çıkışsızlığı karşısında hüznünü ve yer yer karamsarlığını elden bırakmayan Jim Jarmusch’un, romantik ve kırılgan vampir bir çift üzerinden edebiyat ve müzik tarihine sığınması (bunu kimi zaman fetişleştirerek yapması) onun sinema evrenine baktığımızda hiç de şaşırtıcı değil. İnsanlığın ve dünyanın hal-i pür melâli karşısında pek de umut barındırmayan ‘cool’ yönetmenimiz, yüzyıllardır yaşayan Adam ve Eve (Adam ve Havva) isimli vampirlerin görkemli ve içe kapanık aşkının 2000’li yıllar durağına konuk ediyor seyircisini. Müzikle, enstrümanlarla, sanatla, kitaplar ve bilimle yoğrulmuş melankolik ve intihara meyilli underground müzisyen Adam (Tom Hiddlestone) ile edebiyatın (özellikle şiirin) bedenleşmiş hali olan iyimser Eve’in (Tilda Swinton) aşkını ve bağlılığını güçlü ve hipnotize edici bir sinemayla ortaya koyuyor Jarmusch. Bir vampir hikayesine yaraşır biçimde sepya renklerin hakim olduğu gece çekimleri, yönetmenin alameti farikasına dönüşmüş yol çekimleri ve oldukça isabetli ve bol göndermeli mekan seçimleriyle (Detroit-Tanca) Only Lovers Left Alive (Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, 2013); edebiyat, sanat ve bilim tarihine göz kırparak ‘gizemli’ ve ‘limitsiz’ bir yolu incelikle ve sabırla kat ediyor.

only lovers left alive2

“Sizi ilhamla titreştiren her şeyden çalın” düsturunu sinemasının her anına yediren ve Godard’ın “nereden aldığınız değil nereye götürdüğünüz önemlidir” sözünü rehber edinen Jarmusch’un ustalık döneminin kuşkusuz bu en güçlü filmi, aşkın ve sanatın vecd halini çok katmanlı bir hikayeyle birleştirerek bu zalim ve karanlık dünyaya karşı hala az da olsa umut besleyebilmemizin nedenlerine dair kafa yormamızı sağlıyor.

Blues, jazz ve rock’n roll’un önemli merkezlerinden biri olan ve şimdilerde ekonomik olarak iflas etmiş ‘hayalet şehir’ Detroit’in ürkütücü sokaklarında dolanan Jarmusch’un kamerası, altmışlarda Avrupalı sanatçıların ve özellikle beat kuşağının sığınaklarından biri olan Afrika’nın liman şehri, İbni Battuta’nın memleketi Tanca’ya uğrayarak Jarmusch sinemasında alışık olduğumuz mekansal geçişlerle yönetmenin sınırsızlığına ve yurtsuzluğuna etkileyici bir yerden bağlanıyor.

Filmin kusursuzluğuna çok şey katan, Jarmusch’un alter egosu diyebileceğimiz karakterlere hayat veren oyunculara gelelim. Bakışlarına ve bedenine sinmiş karamsarlığıyla Adam karakterine hayat veren Tom Hiddlestone ve insanüstü varlığıyla büyüleyici bir vampire dönüşen Tilda Swinton’ın unutulmaz oyunculuk ‘düeti’ sinema tarihinin unutulmaz çiftleri arasına yerleştiriyor onları. Rivayete göre William Shakespeare’in en çok etkilendiği şair ve tiyatro yazarı olan Christopher Marlowe’u yaşlı ve hırpani bedeninde taşıyan John Hurt ve bir an olsun düşmeyen enerjisiyle ergen vampir olarak karşımıza çıkan Mia Wasikowksa da filmin önemli artıları. Vampirlerle ‘ticari’ bir ilişki kuran, film boyunca tekinsizliği ve kötülüğü simgeleyen insan ırkından (filmin diliyle zombiler) ise Jeffrey Wright kısa sahnelerinde hınzır ve fırsatçı Dr. Watson karakteriyle filmin mizahını derinleştirirken, Adam’ın sadık ‘zombi’ müttefiki Ian karakterinde Alton Yelchin ise Jarmusch evrenine yakışan bir oyunculuk sergiliyor.

only lovers lef alive1

Jarmusch’un ilk kez çalıştığı görüntü yönetmeni Yorick Le Saux’un (Swimming Pool, Io sono l’amore) sabit planlar ve hareketli kamerayla harmaladığı görüntü çalışması ve gece çekimlerindeki renklerin geçişi filmin stilize dünyasına çok şey katıyor.

Her Jarmusch filminde olduğu gibi filmin bütününe yayılan ve hipnotize edici bir etki bırakan karanlık müzikler, minimalist müzisyen Josef van Wissem’in enstrümanından çıkma. Jarmusch’la ortak albümlere imza atan Wissem ve SQÜRL grubunun müzikleri filmin ‘kıyamet’ evreni hissini artırırken; filmde kulağımıza çalınan rock’n roll’un ustaları da Adam’ın yüzyıllara yayılan müzik tutkusuna iyi bir yerden bağlanıyor.

Only Lovers Left Alive, Jarmusch’un kendine has sinemasının önemli duraklarından birine dönüşmekle kalmayıp, yönetmenin her daim aşkla kol kola yürüyen sanat ve edebiyat tarihine saygı duruşunun güçlü bir göstergesi. Evrenin her yerine yayılmış ‘atom parçaları’nı temsil eden Adam ve Eve’in insanlığı dönüştüren son vampir ısırıkları da yaşam ve aşk için oluyor. Yolu bir zamanlar Tanca’ya düşmüş ressam Matisse‘in çok katmanlı tablolarında olduğu gibi…

Sinan Yusufoğlu

(Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Ekim sayısında yayımlanmıştır.)

***

Türkçe Adı: Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Yönetmen: Jim Jarmusch

Senaryo: Jim Jarmusch

Yapım: İngiltere | Almanya | Fransa | Kıbrıs | Amerika, 2013

Oyuncular: Tilda Swinton, Tom Hiddleston, Mia Wasikowska, John Hurt, Anton Yelchin

Süre:123′

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla