Only Lovers Left Alive (2013): Geniş Zamanın Hikayesi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
12 Şubat 2014

“Sinema tarihini ne kadar biliyorsam müzik tarihini de o kadar biliyorum.” sözleri Jim Jarmusch’a ait. Aslında bunu anlatmak için dile getirmesine gerek yok. Zira müziğe, enstrümanlara ve müzisyenlere olan düşkünlüğü, filmlerinden ‘kare kare’ anlaşılıyor. Tabii Jarmusch’un tek düşkünlüğü müziğe karşı değil. Jarmusch sanata, sanatın gizli tarafına, pozitif bilimlere, ‘diğer insanlara’ ve sadece kendisini sevenlerin anlayabileceği bir mizaha da düşkün. Son yıllarda izlediğimiz en havalı film olan ‘Only Lovers Left Alive’ da otobiyografik tınılar taşıyan, Jarmusch’un düşkünlükleri üzerine ‘amansız’ bir film.

Jarmusch, bu kez karşımıza son dönemlerde oldukça ‘popüler’ hale gelen, modern bir vampir profili çıkarıyor. Hayatta kalmak için insanların kanını emmek yerine, ihtiyacını laboratuarlardan tedarik eden; insan içine pek çıkmadan ‘underground’ denizlerde yüzen ve insanoğluna mal edilen kültürün oluşumuna en az insanoğlu kadar katkı sunan, gizli bir tür… Merkezde ise bu türün iki ayrıksı temsilcisi var. Birinin adı Adam, diğerininki Eve ve bu isimler hiç şaşırtıcı değil. Yüzyıllardır yaşayan bu iki ‘aşık’ kendini yok etmek konusunda rakip tanımayan insan türüne karşı büyük bir korku besliyorlar. Adam, kendisini bir yokoluş sürecinin içine hapsolmuş olarak gören; gitarları ve Eve dışında onu canlı tutacak hiçbir neden bulamayan; intihara meyilli bir vampir. Eve ise bütün bu karanlığın içerisinde dünyanın ve insanoğlunun ‘iyimsi’ taraflarını görebilen ve iyimser bir safı temsil eden başka bir vampir. Only Lovers Left Alive –her ne kadar olay örgüsü bunu biraz yalanlıyor olsa da- bu iki vampirin ‘olay’ değil durum öyküsü. Zira hayatların üzerinden geçen yüzyıllar, bir anlamda ve geniş zamanda bütün olayları durumlaştırıyor. Jarmusch, bu geniş zamanın hikâyesini kendi bilincine ve bilinçaltına ışık tutar bir biçimde coşkuyla anlatıyor.

only lovers 1

Uzun bir muhabbet başlayıveriyor. Charles Darwin’den Henry Ford’a; Galileo’dan Einstein’a kadar uzanan bir diyalogda Jarmusch insanoğlunun aslında ‘o kadar da fena’ olmadığını asla silikleşmeyen bir karamsarlık eşliğinde, karakterlerin ağzından konuşuyor. Bu muhabbet kimi giriler çıkışlarla zenginleşerek büyüyor ve enerji topluyor. Kimi patlama anlarıyla ve olağan müdahalelerle öykü şekilleniyor; Jarmusch bir dağıtıp bir toparlıyor ve Only Lovers Left Alive tipik Jarmusch kimliğine bürünüyor. Tabii güzeller güzeli, nadide enstrümanlar görsellikten eksik olmuyor; filmin duygusunu güçlendiren ve her an güncelleyen muhteşem müzikler, havalı görselliğin bir cilası haline geliyor. Özel ya da bütünüyle orijinal bir öykü anlatmaya soyunmayan Jarmusch, kendi markasına güdümlü farklılığını elbette ki fotoğrafların ve notaların ayarlarıyla oynayarak; işin içine benzersiz bir lezzet katarak yaratıyor. Only Lovers Left Alive, sık yediğiniz ve alışık olduğunuz bir yemeğin, ağır ateşte pişirilmiş ve en lezzetli hallerinden biri.

Jarmusch’un filmografisine sinen bu karanlık ve karamsar –başka açılardan bir o kadar aydınlık ve iyimser- tarafın içerisine sızan mizah, Only Lovers Left Alive’da da eksik kalmıyor tabii. Jarmusch belli bir zümreye hitap eden mizah algısıyla kahkahalardan çok sırıtmalar için alan açıyor. Basit ve ironik mitolojik göndermeler; tarihe dönük küçük şakalar ve yer yer ‘slapstick komedi’ye başvuran sempatik hareketlerle her zamanki alaycılığını diri tutuyor. Pek düşündürmeden güldüren Only Lovers Left Alive, Jarmusch’esk atmosferinin de tesiriyle bu alanda da yoğunlaştırılmış övgüler hak ediyor.

only lovers 2

Mia Wasikowska’nın muhteşem performansını da unutmadan Tilda Swinton, Tom Hiddleston ikilisinin muazzam kimyalarından da bahsetmek lazım geliyor. Tilda Swinton, yüzyıllanmış hayatına rağmen hayata karşı heyecanını yitirmemiş Eve karakterinde harikalar yaratırken Tom Hiddleston senenin en ‘cool’ performansıyla Jarmusch sevdalısı genç kadınlar için taze bir alter-ego doğuruyor. Bu müthiş ikilinin etrafını ören Anton Yelchin, John Hurt ve Mia Wasikowska üçlüsü de filmin bu alandaki kusursuzluğunu perçinliyorlar.

Only Lovers Left Alive, hem bir sinema filmi hem de bir müzik filmi… Aynı zamanda hem bir ‘varoluş’ hem de bir ‘yokoluş’ hikâyesi. Filmin adı, enfes final sekansını aydınlatan, leziz bir gönderme. Ve açık bir şekilde belirtmek gerekiyor ki ilk izlemenin sonucunda dahi filmin dâhilinde halen keşfedilecek çok şey var. Jarmusch özlediğimiz şekilde ve her ne kadar çok iddialı tınlayacak olsa da kariyerinin en iyi filmlerinden biriyle geri dönüyor.  Onun sinemasına aşık olmanın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Beğeninizden çok vereceğiniz aşkınızın peşinde olan Only Lovers Left Alive, hiçbir filmde bulamayacağınız, bambaşka bir tat vadediyor.

 

Türkçe Adı: Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Yönetmen: Jim Jarmusch

Senaryo: Jim Jarmusch

Yapım: İngiltere, Almanya, Fransa, Kıbrıs Rum Kesimi, 2013

Oyuncular: Tom Hiddleston, Tilda Swinton, Mia Wasikowska, Anton Yelchin, John Hurt

Süre: 123′

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5