Once (2006): Müziğe Eklemlenen Film

Kaan Karsan
Kaan Karsan
27 Şubat 2012

Adam kadını sever, kadın da adamı… Ama olmaz nedense… Olanaksızlıklarla dolu bu tip aşk öyküleri, sinema sanatının uçsuz bucaksız külliyatında, her köşede karşımıza çıkarlar. Aşk mefhumunun yer yer takındığı bu geçit vermez tavır, uzun yıllar boyu can yakmış ve ahir zamanda da halen iç burkmaktadır. Mevzubahis asık surat, aşktan, sevgiden yana derdi olan bünyelere o denli hasar vermiştir ki, bazen sinema perdesi aniden bir ağlama duvarına dönüşüvermiştir. Romantizm, sinemada her biri ayrı bir kıta olmaya hazırlanan parçalara ayrılmıştır ve drama ile komedi tabanında türsel bir evrim geçirmiştir. Şair yönetmenlerin bel bağladığı imkansız aşklar, günden güne tekdüzelik denizinde can çekişmeye başlayıp “ne aşk yaşamışlar be!” kalıbını alışıldık kılmışlardır. Bu kez de yaratıcılığın törpülene törpülene aldığı hal can yakmaya, birbirinden ayırt edilemeyen sığ aşk masalları da can sıkmaya başlamışlardır. Kısacası imkansız bir aşk öyküsünü sıradanlık kalıplarına sıkışmadan, yoğun bir şekilde kotarabilmek imkansızlığın ta kendisi haline gelmiştir. İşte İrlanda’dan birkaç yıl önce sessiz sedasız gelip de algılarımızda arz-ı endam eden Once filmi de, tam olarak yaratıcı bir sıradanlığı yontabildiği için önemli.

Film boyunca isimlendirilmeyen, iki müzisyen kahramanımız var odağımızda. Karşımızda da sakin tınılardan gücünü alan modern bir müzikal. Başka da hiçbir şey umurumuzda değil aslında. Ne üçüncü kişilerle tetiklenen bir entrika fırtınası ne de platonikliğin çaresizliğinde gidip dalgalanan bir duygu seli… Kısacası, o adını anmaktan bazen çok hoşlandığımız bazen ise nefret ettiğimiz aşk duygusu, alabildiğine yalın, alabildiğine sade “Once”da. Gitarını elinden bir an olsun eksik etmeyen sokaktaki çocuk ile hem sesine hem de güzelliğine tutulduğu kızın arasında adını koyamadıkları bir ‘şey’ var. Bu iki insanın, kişiliklerine yön veren bir de geçmişleri var ki bu da biz insanlara pek yabancı gelmiyor. Acılarla, özlemle ve yalnızlıkla yoğrulan insan ruhu elbette ki attığı her adımda, aşıp da arkasında bıraktığı duvarları da düşünmeden edemiyor. İnsan, yalın haliyle insan; aşk da yalın haliyle aşk…

Once sayesinde uzun zamandır yabancılaştırdığımız ve bu yabancılığın son demlerine ulaştığımız bir kavramı hatırlıyoruz. Bu kavramın adı da, ‘aşkın samimiyeti’… Bir türlü kucaklayamadığımız karton karakterlerin sinemanın sığ sularına gömülüp de bize yaşattıramadıkları o hissi, Once kişisel ‘motto’su haline getiriyor. İzleyen kişi, filmin belgesel tadındaki gerçekçiliği ve özgün sadeliğiyle perdede ne yaşanıyorsa içten bir şekilde hissediyor. Yıllardır sömürülen duygularımız, sanki bir anda serbest kalıyorlar ve teslim oluyorlar filmin akışına. Film bize özlem duyduklarımızı ve özlem duymak istediklerimizi anımsatıyor ve belki de bu kadar yol gidip de nereye kadar gelebildiğimizi fark ettirmeye çalışıyor.

Filmin dramatik yapısını kurarken başvurduğu sevmek eylemini tamamen dekor kullanması ve ana odağa ikilinin beraber yapıp söyledikleri şarkıları koyması ise filmin asıl gücünü ortaya çıkarıyor. Oscar’lı Falling Slowly’den, When Your Mind’s Made Up’a, Say It to Me Now’dan, Leave gibi orijinal şakılarla izleyene farklı tatlarda bir müzik ziyafeti çektirecek bir film Once. Başrolü paylaşan Glen Hansard ve Marketa Irglova’nın müzikal armonileri de, filmdeki karakterleri arasındaki ilişkiyi bütünlemek açısından nefis bir arka plan oluşturuyor. Zaten film, başladığı anda “filme eklemlenen müzik”  konseptinden uzaklaşarak “müziğe eklemlenen film” dokusuna yaklaşıyor. Her şarkı, kulağa çalındığı ana başka bir açıdan bakmamıza katkıda bulunuyor. Film, müzikleriyle ve onu kullanış biçimiyle dahil olduğu tür içinde yeni kapılar açıyor.

Once, sinemanın doruklarında gezinen ve bu sanatın asıl amacına hizmet eden bir film olmaya çalışmıyor. Hatta meseleye dayalı film düzeninin üzerine tersten gidiyor. Zaten bu nedenle ortak bir beğeniye hitap etmiyor. Seyircinin içine girebildiği kadar iyi bir film olmak Once’ın öncelikli amacı. İşte Once, bu konuda ziyadesiyle başarılı. Genelden çok özele, herkesten çok ‘sana’ sesleniyor bu film. Bu nedenle de, bazı anlarda, bu filmin zihinlerimizde bir anıya dönüştüğünü fark etmek bir tebessüm yerleştiriyor suratlarımıza.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5