Sonner av Norge (2011): Evlat Mühim Mesele

Fatma Onat
Fatma Onat
03 Nisan 2012

 “Sorun Yaratan Adam” filmiyle sevdiğimiz Norveç’li yönetmen Jens Lien’in yeni filmi “Norveç’in Evlatları”, ülkenin 78 yılındaki yaşam kültürünün içinde barındırdıklarına yeni bir yaklaşım getirmeye çalışanların, ayrıksı olanların ekseninde zorlu bir büyüme hikâyesine odaklanıyor. 

Kuzeyden rüzgar hep soğuk esmez. Söz konusu sinema esintisiyse, kapılır gider insan. Norveçli’nin hissettiği bizim de acımız oluverir mesela. Örneğin; şefkati az biraz tadıldıysa eğer, dünyanın her yerinde ebeveyn kaybetmek büyük ızdıraptır. Hele ki yetişme çağında olan bir çocuk için. Bu kayıplardan birini yaşayan Nikolaj, ömrünün ermeyeceği bir olgunlukla kardeşi ve babası arasında bir yaşam dengesi bulmaya çalışır. Nikolaj, acısının üstesinden gelemeyen baba, evden uzaklaştırılmak zorunda bırakılan kardeş arasında güçlü durmaya çalışsa da büyük bir boşluğa sürüklenmektedir. O noktada şehre punk düşer ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Nikolaj ve en yakın arkadaşı, tam neye karşılık geldiğini bilmedikleri bir yaşam tarzını üzerlerine oturtmaya çabalar. En somuttan, kostümden başlarlar bu işe.

Sonrası kendiliğinden gelişir zaten. Sıkıştırılmışlıkları, ağırlıkları yetişme çağındaki bu çocukları punk’ın ruhunu hissetme çabası içine sokar. Bu çaba; öfkeyi, şiddeti, aykırılığı ve yıkıcılığı tanımaya kadar götürür onları.

Acı ama eğlenceli

Çocukluk, ergenlik ve ebeveynlik üçgeninde bir uyanışa düşmüş; özgürlüklerin, karşıtlıkların, arayışların yerleştiği bedenlerin sürüklendiği alana çekiyor yönetmen bizi. Geleneksel yapının dışına çıkma cesareti göstermiş insanların yaşadığı zorluklar, ebeveyn kimlikleri de dahil edilince daha zorlu bir sürece dönüşüyor gibi.  Ancak refahın simgesi olan ülkelerden birinin vatandaşı olmanın dayanılmaz hafifliğiyle yaşayan insanların, hayatın ağırlığını üzerine alma çabaları birçok mizahi unsur da barındırıyor içinde. Tasarlanmış bir uydukent içinde yaşam bulmaya çalışmaları, birbirlerini çokça yadırgasalar da “düzeylerine yakışır biçimde” saygılı tutum takınmaları, özgürlüklerini bedenden ve cinsel dürtülerden başlatmaları bu yaklaşıma çokça hizmet ediyor. Nedensiz şiddetin vurgusunu yapmaya çalışan yönetmen, Kubrick’in Otomatik Portakal’ına da selam çakarken müziğin sinemaya hizmetinden çokça faydalanılıyor. Çıkış yolu arayan gençler için en iyi yol fütursuzca çaldıkları derme çatma stüdyoları olurken, çalmanın, yıkmanın, çarpmanın da yetmediği noktalarda arayış çok başka şeylere uzanıyor…

 

Norveç’in kadınları

İçinde tuttuklarını dışa vurmakta güçlük çektiğini düşündüren çocuğun ve babası arasındaki sessiz ama derinden ilerleyen ilişkinin yoğunluğu içinde gölgede kalan durumlara da değinmek gerek. Filmin bıraktığı güzel tad içinde ayrıksı duran tutum; ‘kadın’ın konumlandırılış biçimi. “Ataerkil düzene son” sloganlarının çokça duyulduğu Noel partisi sahnesine sahip film içinde en iyi tanıyabildiğimiz kadınlar, hep erkeklerle varoluş buluyor. Anaçlığı ve ev içinde sağlayabildiği düzenle dikkat çeken anne karakterinin gidişi evdeki bütün düzeni altüst ediyor. Ailenin yaşadığı duygusal yıkım bu varlığa çokça değerli anlam yüklese de biçimsel dağınıklık, tanıdığımız süre içinde anneye yoğun bir karakter kazandırılmaması bu değeri geri planda bırakıyor. Bir yapıyı ayakta tutabilen denge unsuru birinden başka bir şey kalmıyor geriye. “Müzik grubundaki solistin sevgilisi” olan arzu nesnesi genç kadın da zihinlerdeki klişeleri besler nitelikte. Bunlar dışında kalanlar da seks partneri olarak karşımıza çıkanlar. Bu durum; yaşamın gerçeğiyle ortaklık, varolanı yansıtmak açısından doğru gibi gözükse de bir yanlış tutumu pekiştirir gibi durmakta. Hele ki bambaşka bir ruh içinde hayat bulmaya çalışan insanlardan söz ediyorsak. Tabii zemine oturan baba-oğul ilişkisini hiçbir şekilde göz ardı etmemek gerek bu eleştiriyi getirirken. Yönetmen festival söyleşisi sırasında bu ilişkiyi hiçbir şeyin ya da karakterin gölgesinde bırakmama çabasını özellikle vurguladı. Elbette iyi filmi en iyi yapmanın bir yolu da, zeminin üzerine oturtulacakları sağlam yerleştirmekten geçmekte.

Kiminki doğru

Filmin baba-oğul, aile-çocuk eksenindeki objektif bir yaklaşımına da dikkat çekmek gerek. Birçoklarının belirli doğrular içinde ebeveynlik görevini sürdürme çabaları yanında daha alternatif bir tutum içine girenleri yüceltmek beklenir Norveçli bir yönetmenden belki. Ama Lien, bu duruma methiye düzmek görevi üstlenmek yerine, onların da kendi doğruları içinde bocaladıkları, hatta çokça hata yaptıklarına dikkat çekiyor. Bu yaklaşım, sanatçı kişilerin çokça tuzağına düştüğü, bir yaşam önerisi sunma tehlikesinden de uzak tutuyor filmi. Bir de seyir keyfi açısından geriye çok önemli bir şey kalıyor; Jens Lien’in yeni filmleri de başımız üstüne.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5