Nightcrawler (2014): Nevi Şahsına Münhasır Bir Sosyopat

Fırat Ataç
Fırat Ataç
28 Kasım 2014

Amerikan sinemasının başarı hikayelerini sevdiği su götürmez bir gerçek. Elde avuçta hiç bir şey olmadan çıktığı yolda kafasına koyduğu ya da tesadüfi bir şekilde denk gelen ‘sektöründeki’ açıkları doldurarak zirveye ulaşan kayıp gençlerden biri de Nightcrawler‘ın (Gece Vurgunu) ana karakteri Lou Bloom. Onu, bugüne kadar örnek timsali olarak gösterilen öncülü karakterlerden ayıran en büyük özelliği ise ’empati kurulamaz oluşu’.

Daha naif bir hikayede kendisiyle beraber yükselmenizin ihtimaller dahilinde olduğu bu adam, kendisi yükselirken sizi düşürebilecek, düşündürebilecek nevi şahsına münhasır bir sosyopat. İşsiz ya da sağdan soldan aşırdıklarını satarak geçirdiği günlerinde, soğuk evinin içindeki kallavi televizyonu ve internetiyle hayata bağlanmış durumda. Bu iki teknoloji nimeti sayesinde kendini ana başlıklarıyla da olsa her konuda geliştirmiş. Konuşmaları bir haberin spotu ya da bir kitabın özeti gibi.

Bir gece dışarıdayken denk geldiği kaza sayesinde hayatı değişiyor Bloom’un. Arabasında sıkışan bir kadın ve bu anın görüntülerini almaya çalışan bir kameramanı seçiyor boş bakan gözleri. O andan itibaren baş koyacağı yolu bulmuş oluyor. Arabalarında bulunan polis telzisi alıcıları ve kamera ekipmanlarıyla şehirde suç avına çıkan, çekecekleri görüntülerin trajik boyutu arttıkça ceplerine girecek mebla da artan bu ‘serbest çalışanlar’ henüz sektörün  yeni kralından habersizler…

nightcrawler_1-2

Kendine aldığı küçük bir el kamerası ve poliz telsiziyle işe koyulan Bloom’un ‘girişimcilik’ konusunda fazlasıyla yükseklerde gezen atikliği, ilk işe yarar görüntülerini geç olmadan elde etmesini sağlıyor. Görüntüleri götürdüğü televizyon kanalının sabah haberlerini yürüten Nina ile tanışması ve ‘geçici Nina mentorluğunu’ tatması ile şekillenen yeni hayatı, ‘boynuzun kulağı geçeceği’ bir sürece tanıklık etmemizi sağlıyor. Bu noktada Nina’nın ‘daha karanlık, daha kanlı, daha iyi’ düsturu süreç üzerindeki ana belirleyici oluyor. Nightcrawler, bir Amerikan başarı hikayesinden çok ‘bir Amerikan korkusu’ olmaya gitgide daha çok yaklaşıyor.

Daha önce bir çok senaryoda imzası bulunan Dan Gilroy’un bu sefer yönetmenliğe de soyunduğu Nightcrawler, bundan sonra yapılacak tüm ‘en iyi ilk filmler’ dosyalarının gediklisi olabilecek bir karakter çalışması barındırıyor. Jake Gyllenhaal’ın akılalmaz oyunculuğuyla değer kazanan Lou Bloom, dizginlenemez narsizmi ve bir işveren olduğu anda ortaya çıkan dört başı mamur kapitalistliğiyle izlenmesi zor ancak gözlerinizi alamadığınız bir suçlu zevke dönüşüyor. İnsani tüm duygulardan arınmış bakışlarıyla karşısındakinin gözlerine kilitlenmişken tek bahsettiklerinin yeni fırsatlar, çözümler, yöntemler ve gerçekleşeni ‘bir sonraki aşamaya taşımak’ olduğunu anladığınız andan itibaren, Nina’nın ‘daha karanlık’ isteğiyle doğru orantılı olarak olayları manipüle etme kısmının çok yakında olduğuna emin oluyorsunuz.

Bundan sonra sorulacak sorular ise Bloom’un çektiği videoların, ertesi günün flaş haberi olması için ne barındırması gerektiği, aşılabilecek sınırların daha ne kadar belirsizleşebileceği, en iyi açının yakalanması için hangi etik değerlerin görmezden gelinebileceği oluyor. Yalnızca karakterinin korkunç zekasına odaklanmayı seçmeyen Gilroy’un bu sorular çerçevesinde habercilik anlayışının günümüzde geldiği noktaya hakkını vererek eğilmesi Nighcrawler’ın değerini daha da arttırıyor.

nightcrawler_2-2

Bir flaş haberin ilgi çekmesi için ‘boynu kesilmiş bir kadının kanlar içerisinde caddede koşması’nın iyi bir örnek olabileceğini belirtenlerden oluşan bu kurtlar sofrası, günümüzde sürekli güncellenme avantajını elinde barındıran sosyal medyaya karşı gücünü kaybediyor. Ayakta durabilmelerinin sebepleri ise biraz tecrübe çokça ‘her yol mübah’ anlayışı. Cesaretleri ırkçılıklarından. Toplumda hiç bir değer atfedilmeyen azınlıkların arasında geçen bir olay kimsenin dikkatini çekmezken, bu gürühun zengin ya da kalburüstü hayat yaşayan beyazlara karşı işlediği suçlar haber değeri yüksek olarak nitelendiriliyor. Eğlence, reality show ve gerçek haberin arasındaki keskin olması gereken çizgilerin tamamen ortadan kalkması ise bu kokuşmuş düzenin bir süre daha kendini ayakta tutabileceğine işaret ediyor.

Kısacası televizyon haberciliği Bloom gibi kendini eğitmeyi başarmış, temel insani duyguları örselemiş, hırslı bir karakter için mükemmel alan olarak tasvir ediliyor. Bloom’un daha fazlası olmasına, bizlerin de senelerdir bu sektörün içerisinde olanları gözümüzde büyütmemize gerek yok. Nina ile Bloom arasında başlayan, rollerin kısa sürede yer değiştirdiği ilişki bir nevi ruhunu şeytana satma ritüeline dönüşüyor mesela. Bunu yapmadan ne yazık ki ayakta durmanız zor.

Oynadığı her filme değer katmasına rağmen özellikle geçen sene ardı ardına izlediğimiz Prisoners ve Enemy ile ‘sıradaki ne?’ sorusunu zihnimize bırakan Jake Gyllenhaal’ın, kendisine verilen en güzel hediye olarak senelerce hatırlaması gereken Lou Bloom rolünde yaptıkları tek kelimeyle muazzam. Muazzamdan öte köy olmadığına göre Dan Gilroy’un hayat arkadaşı Rene Russo’yu  Thor’un anneliğinden bu seviyeye getirmesine de ufak bir alkışla karşılık vermemiz gerekiyor.

Senenin tartışmasız en iyi filmlerinden biri olan Nightcrawler, Michael Mann’ın altın döneminin Network (Şebeke) gibi ağırbaşlı klasiklerle harmanlanmasının ne gibi sonuçlar verebileceğini gösteren bir ilk film başarısı. Darısı aynı tadı yakalayacağın diğer filmlerinin başına Gilroy…

 

Fırat Ataç

firatatac.com

***

Yönetmen: Dan Gilroy
Senaryo: Dan Gilroy
Oyuncular:  Jake Gyllenhaal, Rene Russo, Bill Paxton, Riz Ahmed
Süre: 117′
Yapım: Amerika, 2014

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5