Nar (2011): Sistemli Kaos

Kaan Karsan
Kaan Karsan
23 Aralık 2011

Ümit Ünal ülkemizde yönetmen sineması yapan, kalemi oldukça güçlü yönetmenlerimizden biridir. Ne kadar iyi bir senaryo yazarı olduğunu söylemek için zaten sıkça dile getirilen referanslara ihtiyaç duymuyorum. Kariyerinin son döneminde “Kaptan Feza” ve “Ses” gibi pek tanımadığı denizlere açılan sonra Ünal, beklediğimiz manevrayla en sonunda Ünal’esk unsurlara bezenmiş bir film çekerek ülkemizde sürekli yanlış anlaşılan “minimalist” sinemanın aslen nasıl yapılacağını, adım adım gösteriyor. Dört duvar arasına koskocaman bir sinemayı sığdırıp, mikro perspektiften makro bir hikâye anlatıyor ve biz de onun kalemini ne kadar özlediğimizi hatırlıyoruz.

Nar’da dört insanın hayatları, tek bir evde, kısa bir zaman diliminde kesişiyor. Ümit Ünal bu insanların hayattan beklentilerini, düşlerini ve düş kırıklıklarını, doğrularını, yalanlarını diyaloglar üzerinden yürüttüğü filminde bir nefeste dile getiriyor. Bu esnada da kamerasını zamansal geri dönüşler dışında nadiren dört duvar arasından çıkararak meseleye klostrofobik unsurlar ekliyor. Kısacası izleyicisini de tıpkı karakterlerini gibi tek bir apartman dairesine hapsederek gerilim dozajının tüm kontrolünü eline alıyor,  günahkâr, bencil ve pragmatist insanoğlunun kalın bağırsağında sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Film, “falcı” unsurunun da filme eklediği mistik havadan de güç alarak katıksız bir gerilim filmi gibi başlıyor. Ünal önceki eserlerinde de sıkça yaptığı gibi gerilim öğelerini filme katmakta çok ama çok başarılı. Zamanla sayıları artacak olan iki yabancının bir sonraki cümlesi tahmin edilemeyen diyalogları, seyirciyi bir anda diken üstüne oturtarak filmin ana atmosferini tanıtıyorlar. Geçen her saniye karakterlerin biraz daha derinine iniliyor,  filmin doğu mistisizminden güç alan yanı biraz daha anlaşılıyor ve Ümit Ünal kendine rahatça gezinebileceği bir alan yaratıyor. Karşımızda hem rehin alanın, hem de rehinenin hikâyesi var ve acıdır ki Ümit Ünal iki safa da aynı önemi veriyor. Filmin bu tarafsızlığı nedeniyle başka insanların öyküsünü izleyeceğini sanan seyirci de aynaya bakıp kendiyle yüzleşmek zorunda kalıyor, kurmaca bir anda boyut kazanıp gerçek hâline geliyor.

Ümit Ünal özellikle filminin ilk kırk dakikasında neredeyse eksiksiz bir dramatik yapı oluşturuyor. Karakterleri tanıdıkça eylemlerini anlıyor, eylemlerini anladıkça haklıyı, haksızı bulmakta zorlanıyoruz. Başarılı ses tasarımıyla ve Selim Demirdelen’in müziğiyle birlikte gelen mezkûr gerilim de zirvesini bu ilk kırk dakikada yaşıyor. Bir noktadan sonra mevzuya dâhil olan İdil Fırat’ın karakteri ise aslında paraya ve ait olunan makamın yüceliğine dayanan hiyerarşik sisteme hapsolmuş bir mahkûmun alter-egosu. Zaten hikâyeye güç kaybettiren başlıca unsur da, mesajın bu şekilde açık açık dillendirilmesi ve kapalı anlatımın üzerindeki örtünün ani bir rüzgâr ile açılması. Duygusal patlamalarını doğru anlarda ve inandırıcı bir biçimde yaşayan üç karakterin ikna edici sürükleniş öykülerinin akabinde konuya dâhil olan İdil Fırat’ın karakterinin bu ani sıçraması ve yaptığı didaktik, mesaj kaygılı açıklamalar tam olarak anlaşılamıyor. Sözün özü, filmin sırları çözülürken kurulan özetleyici cümleler, filmin ihtiyaç duymadığı cinsten.

Sistem çarkları içerisinde ayaklarına prangalar bağlanan bu dört insanın, nar metaforuyla konumlandırılması ise oldukça şık. Ümit Ünal üzerine uzun uzadıya düşünebilecek diyaloglarıyla sağlam bir metin oluşturulmuş. Yerel bir makyajla süslenmiş, alabildiğine evrensel bir film var karşımızda. Üstüne üstlük dört duvar arasında, mekân tekrarına düşmeyen ve sıkıcılaşmayan sürükleyici bir de sinema algısı. Oyuncular da öykünün kasvetini taşımayı başarıyorlar. Kusursuz diksiyonu, hiç değiştirmediği vurguları ve modernliğiyle “doğulu falcı” prototipini tersyüz eden Serra Yılmaz, filmi izleyene başta yaşattığı yabancılaşmaya rağmen başarılı ve tutarlı. İrem Altuğ, karakterin yaşadığı şoku yansıtmakta hiçbir sorun yaşamamış ve filmin asıl yıldızı. Erdem Akakçe, bazı anlarda filmin ruhuna ters düşen repliklerine rağmen bağlayıcı karakter rolünde dikkat çekici bir performans sergiliyor. İdil Fırat ise konuyu özetlemek ve sona bağlamak için yazılan karakterini gerçek kılabilmek için elinden geleni yapmış. Zaten Nar, kötü oyuncularla Nar olamazmış.

Farklı açılardan yaklaşılabilecek finaliyle ve dikkate değer söylemleriyle Nar, sezonun en başarılı yerli yapımlarından biri. Ümit Ünal’ın ne kadar önemli bir yönetmen olduğunu sezmek açısından da fazlasıyla önemli. Sinemayı ve insanı önemseyen bir yönetmenin, karakter ve öykü yaratımında bildiği sularda dolaşıyor olması, tek başına Nar’ı izlenir kılıyor. Gişede yalnız kalmaması gereken, önemli bir yönetmenin filmi Nar, iyi sinemayı seven sinemaseverler izlenilmeyi bekliyor.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5