Nanook of the North (1922): Bir Zaman Makinası

Kaan Karsan
Kaan Karsan
06 Şubat 2014

Robert J. Flaherty’nin 1922 yapımı filmi Kuzeyli Nanook, hayatını Doğu kanada buzullarında idame ettiren İnuit Eskimoları’nın ‘o gün’ünü belgeliyor. Kuzeyli Nanook, bir tarafıyla antropolojik okumalara kanıtlar arz eden yüce bir belge; diğer tarafıyla da Batı bakışı üzerine kafa yorduran büyüleyici bir durum öyküsü…

Kuzeyli Nanook kimi kaynaklara göre sinema tarihinin ilk uzun metrajlı belgeseli. Aynı zamanda sinema tarihinde emsali çok az bulunur bir çabanın ürünü… Belgeselin yönetmeni Robert J. Flaherty hayatının ilk önce üç, daha sonra da buna ek olarak bir yılını Doğu Kanada İnuit Eskimolarının hayatını ‘belgelemekle’ geçiriyor. Üç yıllık çalışması dönüş yolunda sigarasının kurbanı olunca geri dönüp aynı belgeseli -bu kez bir yıl içerisinde çekmek- durumunda kalıyor. 1922 yılında ve olmayan teknolojik imkanlar aracılığıyla ‘bilinmeyenle’ temasa geçen Flaherty, sinema tarihinin hem en büyüleyici hem de en tartışmalı işlerinden birine imzasını atıyor.

Kuzeyli Nanook belgeseli ‘göreceli’ ilkel insanın yaşam alışkanlıklarıyla ilgileniyor. Kavgacı ve buz gibi bir iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyada tek derdi hayatta kalmak olan insanların hikayesi…  Yakaladıkları balıkları daha etkili bir silaha sahip olmadıkları için dişleriyle öldüren, fok balıklarını avlayıp yiyerek yaşamını sürdüren ‘vahşi’ insanlar. Bu noktada ‘vahşi’ vurgusu çok mühim. Zira ‘avrupamerkezci’ bakışın, nam-ı diğer beyaz adamın ‘vahşi’ mefhumuna nasıl bir anlam kazandırdığı malum. Bu noktada ‘Kuzeyli Nanook’u makul ve adil bir şekilde irdelemek için diyalektikten nasibini almış bir paradigmayla yola çıkmanın şart olduğunu belirtmek gerek.

Nanook (1)

Kuzeyli Nanook’un fikir bazında önceden planlanmış bir akışı yok. Flaherty, bir Eskimo ailesinin peşine düşüyor; onların her adımını birkaç metre arkalarından takip ediyor. Bu süreç aracılığıyla, henüz emekleme dönemini yaşayan sinemaya hayal bile edilemeyecek kimi sekanslar kazandırıyor. Bir örnek olarak, bunların en akılda kalıcı olanlarından birini, bir iglo inşa etme sahnesini işaret edebiliriz. Kuzeydeki günlük hayatın ritüellerinden biri olarak görselleştirilen lakin işin ‘beyaz adam’ tarafında ziyadesiyle yeni ve çarpıcı bir yansıması olan bir eylem. Bu örnek aslında belgeselin ruhunu neredeyse eksiksiz bir şekilde görünür kılıyor.

Kuzeyli Nanook’u iki farklı yaklaşımla ele almalıyız. Bu yaklaşımlardan ilki belgeselin bir ‘beyaz adam romantizmi’ olduğunu kabul eden görüşü kapsıyor. Bizleri antropolojinin temellerine kadar götüren bu fikir, beyaz adam-vahşi adam çatışmasının tarihsel çetrefillerinden doğuyor aslında. Batılı medeniyetlerin kendilerinden olmayanlarla duyusal teması ilk kurduklarında takındıkları ‘onları medenileştirmeliyiz’ fikriyle maskelenmiş tavırları… Kabul edelim ki Flaherty, ‘Kuzeyli Nanook’ta dibine kadar batımerkezci bir paradigmayla çıkıyor yola. Fikir bazında gerçeklediği tüm hikayeyi, derin bir retorikle şiirselleştiriyor ve Eskimo kültürüne dair her şeyi romantize ediyor. Yani, batıya eskiden beridir görmek istediğini gösteriyor; sırtını da meşhur ‘noble-savage’ (bilge vahşi) övgüsüne yaslayarak gönlünü ferah tutuyor. Bugünlerde ‘küreselleşme’ olarak addedilen ve Chomsky’nin ‘zenginler için sosyalizm’ olarak nitelediği ‘ekonomik’ olduğu kadar ‘sosyolojik’ esaretin kökenine dair önemli bir dayanak noktası sunuyor. Taş çatlasa bir buçuk metrelik bir kanoya sığabilen, insanın temel gereksinimleri tarafından tanımlanan bir dünya haricinde hiçbir şeyin farkında olmayan bir aile, ‘Kuzeyli Nanook’ta insanın en saf ve temiz halini temsil etmekten ziyade bir an önce bu hayattan kurtarılması gereken, medeni olmayan ve olabileceği kabul edilmeyen bir hayatı sembolize ediyor.

nanook-of-the-northPDVD_008new

İkinci yaklaşım ise daha ilkine nazaran daha teknik ama mutlaka ilkiyle beraber tartılması gereken bir düşünceler silsilesinden meydana geliyor: ‘Kuzeyli Nanook’ belgesel türünün temellerini atan ve zamanının çok ötesinde bir başyapıt. Kendi yoluna çok uzakta duran başka insanların yaşam koşullarıyla ilgilenen, bu ilgiyi paha biçilmez bir görsel altyapıyla birlikte tesis eden ve ikna edicilik babında eşi benzeri olmayan –politik olarak doğru yahut yanlış-  idiografik saptamalarını kendinden emin bir şekilde takdim eden Flaherty, kendinden sonraki ‘liberal’ dünya için yol gösteriyor adeta. Kamerasını öyle kullanıyor ki 2000’li dünyalardan 1920’lere bir tünel açıyor; sinemayı bir ‘zaman makinası’ hüviyetine büründürüyor. Birkaç yıllığına olsa da, kendi varlığını bu ‘emekçi’ ve çok kısıtlı alanında ‘sosyal’ insanların yaşan mücadelesine ekliyor. Bir taraftan tüm şüphelerimiz cepte dururken, belgeselin ‘karmaşık’ güzelliğine ve Flaherty’nin cefakeş azmine hayran kalmamak pek de ihtimal dahilinde değil.

Kuzeyli Nanook, şartlanmış ve batılı bir gözle ‘bilinmeyen’ ve ‘öğretilmek istenen’ Kuzey’in alışkanlıklarını deşen, antropolojik çıkarımlarıyla belirgin bir ‘yaşam tarzı’ portresi çizen ve bir şekilde hakkındaki tartışmaları tarihteki öneminden ayrı bir yerde tutabilen bir belgesel. Düşündürdükleriyle, şüphe ettirdikleriyle, tartıştırdıklarıyla, hatırlattıkları ve unutturduklarıyla birlikte çok önemli ve ‘hayat değiştirecek’ türden. Sadece bundan yüz yıl evvel yaşamış insanları ‘bizleştirdiği’ için ve onları belgeselin anladığından daha iyi anlamamız için kapılar açabildiği için bile yoğun bir ilgiye mazhar.

Son olarak, belgeselle birlikte zaman tünelinin diğer ucundaki arkadaşımız haline gelen, baş Nanook’umuz Allakariallak’ın belgeselin çekimleri tamamlandıktan çok kısa bir süre sonra ‘açlıktan’ öldüğünü ekleyelim.

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Türkçe Adı: Kuzeyli Nanook

Yönetmen: Robert J. Flaherty 

Oyuncular: Allakariallak, Nyla, Allee

Yapım: ABD – Fransa, 1922

Süre: 79′ 

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla