Naked Lunch (1991): Romanını Küstüren Uyarlama

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
26 Mayıs 2012

Dönemin Amerikan kültür ve edebiyatıyla başlayıp zamanla hayatın her alanına adım adım işleyen Beat Kuşağı, akımın öncüsü Jack Kerouac’ın New York Times’da 1952 yılında yayımlanan bir makalesinin ardından dünya edebiyatına yeni bir soluk ve bambaşka bir çehre kazandırdı. Dönemin İkinci Dünya Savaşı’nı henüz bitirmiş, konformist Amerika’sına bir başkaldırı maiyetinde tohumlarını atan bu aykırı hareket, zamanla edebiyat sınırlarını da aşıp bir yaşam tarzı haline geldi. Sırt çantalarını alıp yollara düşen, dinledikleri müzikten ilham aldıkları maddelere kadar dönemin tüm kültürel ve yaşamsal dayatımlarından arınıp özgün sularda kulaç atan ‘bu hayata kafa tutan adamların’ belirmesi, akımın öncülü sıfatını da taşıyan Jack Kerouc tarafından yazılan On the Road romanıyla başladı.

Edebiyatın uçsuz bucaksız hazinesi sinemanın bir nevi yardımcı rollerini üstlenegelmiştir. Özellikle aykırı sinemacıların da ilgisini diri tuttuğu akımlardan biri olan Beat Kuşağı, lider romanı On the Road’u – belki de geç kalınmış- bir beyazperde uyarlamasıyla şu sıra Cannes Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmasıyla, yeniden gündeme geldi. Cesaret gerektirecek bu sinemasal deneyime daha önce adım atan yönetmenlerden birinin, David Cronenberg’in, William S. Burroughs’un Naked Lunch romanını uyarlamaya yeltenmesi, Cronenberg’in özgün sineması ve Beat Kuşağı’nın başlı başına özgün bir hareket olması nedeniyle heyecan uyandırıcıydı. Bu aykırı akımın sinemaya uyarlanması en zor romanlarından biri olan Naked Lunch’ı beyazperdeye yansıtabilme kapasitesine sahip birkaç yönetmenden biri olarak düşünüldü ve “Çekse çekse David Cronenberg çeker!” dediğimiz o anda, kendisi bizlere eserinin ruhuna sadık kalamayan uyarlayıcı pozisyonunda merhaba dedi.

Böcek ilaçlayıcılığı yaparak yaşamını kazanan Bill ve böcek ilacı bağımlısı olan karısı Joan’ın tekdüzelikten kırılan yaşamlarında Bill’in kitap yazma mücadelesi ve karısının müptelalığı dışında ekstra bir dokunuş yoktur. Bill’in de bu uyuşturucuyla tanışmasıyla birlikte sıradanlığıyla boğuldukları yaşamlarından başka varsanımlara doğru yola çıkarlar. Bill sanrılarında, devasa bir böcek tarafından yönetilen Interzone isimli teşkilatın gizli ajanıdır ve ilk görevi karısını öldürmektir. Gerçek yaşama döndüğü an ‘William Tell’ efsanesinin gerçekleştiği malum sahnede, yanlışlıkla karısını öldürür.  Bundan sonrasında ise filmde hâlihazırda var olan birkaç yaşam belirtisinden birine elveda diyerek tüm duyguların ölümüne tanık oluruz.

Film, Bill’in Interzone’da yaşamaya başlamasıyla, grotesk-sever Cronenberg’in romanın özünden tamamen bağımsız bir şekilde yarattığı kendi karanlık evreninde, her uyarlamanın deneyimlediği klasik handikapların üstüne her saniye bir diğerini eklenerek devam ediyor. Romanda tasvir edilen Interzone’dan anbean uzaklaştıkça, romanda en basit yolla böceklere yüklenen metaforik anlamlardan bile yoksun, sadece böceklerin ne kadar iğrenç gösterildiğiyle ilgilendiğimiz, hatta öyle ki böcek fobisi olanların izlemekte zorlanacağı hayali bir dünya yaratılıyor. Bu noktadaysa film, eserin tüm dertlerinden ve incelikli mesajlarından oluşan değişmeceli dünyasını ikinci plana atmakla kalmayıp, yerin altına, çok derinlere gömüyor. Bir yerden sonra ise yönetmenin ilginç tercihiyle birlikte, William S. Burroughs’un otobiyografik ögelerinin ve hatta diğer eserlerinden kesitlerin de eklendiği bir hallaç pamuğu haline geliyor.

Filmin dikkat çeken diğer bi yanı, Burroughs’un alter egosu Bill karakterinin yeni bir kimliğe büründürülmesi. Başkarakterin garip ‘anlatıcı’ misyonu hikâyedeki en ufak bir anlaşılmazlığı ya da kör noktayı alenen haykırması için yaratılmış gibi. Böylece gerçeğin nerede bittiğini, sanrının nerede başladığını kolayca ayırt edebilirken ağız tadıyla kafa karışıklığı bile yaşayamadığımız tüm halüsinasyonların içinden rahatça çıkabiliyoruz. Bu da zaten giremediğimiz bir hikayenin kenarlarında bir yerde izleyici pozisyonumuzu süregelirliğini koruyor. Bill’i canlandıran oyuncu Peter Weller’a olan biten her şeye kayıtsız kalan oyunculuk yeteneğini yükleyerek, bu anlatıma sırtını dayayan yönetmen, karakterini donuklaştırdığı –karısının ölümü karşısında bile- her anın karşılığını, izleyicisini filmden uzaklaştırmakla alıyor. Böylece samimiyeti ve kurulması muhtemel bir empatiyi savuşturuyor. Orijinal eserin yazılma sürecinin sancılarına odaklanan romanının aksine, temadan yoksun devam eden filmde, başrol sadece kitap yazmaya çalışan bir adam oluveriyor. Yaşanan tüm bu kaosların sonrasında Naked Lunch, eserin hali hazırdaki okuyucusunu memnun edemeyen sinema uyarlamaları; romandan bağımsız bakıldığında ise hayal kırıklığı yaratmayan seyirlikler köşesindeki yerini alıyor.

 

Türkçe Adı: Muhteşem Yemek

YönetmenDavid Cronenberg

SenaryoDavid Cronenberg

YapımKanada- İngiltere- Japonya, 1991

Oyuncular: Peter Weller, Judy Davis, Ian Holm, Julian Sands

Süre115′

 

Gülçin Kaya

twitter

gulcinnkaya@gmail.com

 

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5