Museum (2018): Gerçeğin Replikası

UYARI: Yazı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. 

Gerçek bir olay temel alınarak kurulmuş filmlerin girişinde mütemadiyen şu yazı karşılar izleyiciyi “Gerçek olaylardan uyarlanmıştır”. 1985’te Meksiko’nun Ulusal Antropoloji Müzesi’nden paha biçilmez tarihi eserleri çalan iki gencin gerçek hikayesini uyarlayan Museum ise şununla açılıyor: “Gerçek olayların replikasıdır”. Filminin geri kalanında sadece bir temsil oldukları açık seçik vurgulanacak olan aksiyonlar üzerinden ‘gerçek bir soygun hikayesi’ anlatacak olan Alonso Ruizpalacios, bu erken hamleyle orijinal-replika ilişkisine ve direkt olarak sinemanın ontolojisine dair akıl yürüteceğinin ilk ipucunu veriyor.

Filmin uzun ve etkileyici açılış sekansında başkarakterlerden Benjamin tarafından dile getirilenler, filmin başında yapılan uyarıyla sezdirilenlere paralel… Benjamin, tarihten ve tarih yazarlığından bahsediyor; seyirciyle konuşurken ortaya saçtığı sorular da aşağı yukarı şunlar: Tarih kimin iktidarıyla yazılıyor? Tarihi yazan kişi, içinde yer alanlar hakkında en fazla ne kadar bilgiye sahip olabilir? Bir olayın defalarca refere edilmesi, onun kesinlikle gerçek olduğuna bir kanıt oluşturabilir mi? Olayların fitilini ateşleyen, onların tarih kitaplarındaki yerini hazırlayan o girift ve aslında anlaşılmaz motivasyonlar hakkında tam olarak ne biliyoruz ki? Yani bütün tarih, muhtelif bakışların ve ideolojilerin filtresinden geçirilip çelişkilerle yazılırken ve yalnızca güçlü olan ‘gerçekler’ ayakta kalırken bir filmden gerçekliğe dair bir şey üretmesini beklemek ne kadar makul? Museum‘un tartışmaya açtığı en temel sorulardan biri bu.

Hatırlarsanız yönetmen Ruizpalacios, bu soruların sorulmasından sadece dakikalar önce filmde anlattıklarının bir replika olduğunu ilan etmişti. İzleyici olarak bir replikadan ne bekleyebiliriz? Poster olarak bastırıp evimizin duvarına astığımız bir tablo gibi olmasını belki… Bize metonomik bir şekilde gerçeğin/gerçeğinin ne olduğunu düşündürmesi ve hatırlatmasını. Kerameti kendinden menkul bir referans aurası taşımasını. Fakat ne kadar aslına benzerse benzesin, ondan bekleyemeyeceğimiz şey nettir: Bir replika, bize sahte ve manipülatif olduğunu asla unutturamaz.

Museum bunu unutturmadığı gibi bütün oyunu kendi sahteliğinin doğası üzerine kuruyor… Arka arkaya dizilmiş, kopuk, numunelik sahnelerden oluşuyor bu film; sanki kendi dinamiğinde bile bir “müze” mantığı var. Mesela; iki hırsız, Juan ve Benjamin, müzenin içine girdikleri anda orada sergilenen eserler gibi metalaşıyorlar film dili dahlinde. Yüksek güvenlikli camekanları açarken birer fotoğrafa dönüşüp mumyalanıyorlar kamera tarafından. Onlar içeri girmeden bangır bangır çalan atmosferik soygun müziği yerini ürpertici bir sessizliğe bırakıyor. Soygun sonrası onları yolda durduran polisler çalınan tarihi eserleri gözden kaçırdıkları gibi Gael Garcia Bernal tarafından canlandırılan Juan’ın aslında ünlü bir oyuncu olduğunu düşünüp onunla fotoğraf çektiriyorlar. Ruizpalacios, o hırsızlar arasında yer almadığı için gerçek bir tanığı olamadığı bu soygun aksiyonunu, bu tip sahnelerle ayan beyan sahteleştirdikten sonra tıpkı müzedeki eserler gibi bir camekanın içine koyup sunuyor izleyicisine. Çünkü yönetmen de uyarladığı olay hakkında edindiği bütün bilgileri gerçekliği tartışılır başka metinlerle diyaloğa girerek edinmiş durumda.

Museum, tematikleştirdiği müzenin gösterdiklerinden çok gizledikleriyle ilgileniyor. Hırsızlar ülkeyi dolaşıp sanat eserlerini satabilecek birilerini ararken öğrendikleri tek şey ‘paha biçilemez’ bu nesnelere gerçekten de paha biçilemediği; yani aslında hiçbir değerinin olmadığı… Zamanla, parayla, kılıçla ve kanla zaptedilmiş bu eserler, mahkûm edildikleri bağlamdan koparıldıklarında, yani müzenin sınırları dışına taşındıklarında anlamlarını yitiriyorlar. Bir koleksiyoner ait oldukları yer sebebiyle bu parçaların satılamaz olduğunu söyleyerek hırsızları tersliyor. Juan, eserleri uyuşturucu kullanmak üzere aparatlaştırdıktan sonra uyuyakaldığı bir gecenin sabahında onları bir grup çocuğun elinde oyuncağa dönüşmüş halde buluyor. Bu çocuklardan pek de farkı olmayan yetişkin insanlar soygun sonrası boş camekanları görmek adına müzeyi daha fazla ziyaret ediyor. Bir soygunun hikayeleşmesi, tarihin kendisinden ve elle tutulabilir halinden çok daha ilginç.

Ruizpalacios’un filmde bilinçli olarak ‘eksik’ bıraktığı en dikkat çekici noktalardan biri de karakter motivasyonları. Hali vakti yerinde bir aileye mensup olan Juan’ın böyle bir işe neden kalkıştığı hiçbir şekilde filmin ilgilendiği bir şey haline gelmiyor. Bu elbette ki filmin genel olarak tarih yazarlığına karşı takındığı şüpheci tavrın bir yansıması gibi. Belki ailesine bir şey kanıtlamak için, belki de ülkeden kaçıp gitmek için soyuyor müzeyi. Fakat bunun ne önemi var ki? Filmin final sekansında hırsızlar çaldıklarını geri vermek için müzeye döndüklerinde Benjamin’in dış sesi tekrar direksiyona geçerek bunun altını çiziyor. Film kendi başında ayakta duran bir replika üretmişken, bu replika kendi içinde tutarlıyken ve duvarımıza astığımız sahte bir tablo gibi ayakta durabiliyorken gerçeklerden bahsederek iyi bir hikâyeyi mahvetmenin ne anlamı var? Hem zaten bu hali, muhtemelen gerçeğin kendisinden çok daha ilginç değil mi?

Tıpkı Pablo Larrain’ın yakın dönemde yaptığı iki anti-biyografi filmi (Neruda ve Jackie) gibi Museum’un alametifarikası da gerçeğin sabitlenemezliği. Sinemada hikâye anlatıcılığının ilk zamanlarından bu yana ‘gerçeği’ alıp sözümona ‘olduğu gibi’ anlatan ve bu kibirli, özgüvenli eylemin doğası üzerine çok az kafa yoran bir tarafı var. Bu anlamda ‘gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır sinemacılığı’nın pekâlâ tarih yazarlığına benzediğini iddia edebiliriz. Museum kendi metalığına ayna tutarak bu yaklaşımı tersine çeviriyor. Malzemesine oldukça alaycı bir şüpheyle yaklaşıyor. Bir soygun hikâyesi anlatırken onu bağlamının dışına taşırmayı başarıyor.

Kaan Karsan
twitter

Yönetmen: Alonso Ruizpalacios
Senaryo: Manuel Alcalá, Alonso Ruizpalacios
Oyuncular: Gael García Bernal, Simon Russell Beale, Lynn Gilmartin
Yapım: Meksika, 2018
Süre: 128′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 51 vote, average: 4,00 out of 5