Uzak İhtimal (2009): Musa’nın Gözyaşları

Mahmut Fazıl Coşkun’un yönettiği, 2009 yapımı bir film, Uzak İhtimal.

Her şeyiyle uzak ihtimaller filmi bana göre. Bu filmi gösterimde olduğu tarihlerde izlemek bile öyleydi hatta. [Yazının buraya kadarki kısmı bir süredir taslak halindeydi. ziggy taslağı okuyup beğendi (!), ben de ara ara dönüp bir şeyler yazıp yazıp sildim. Bu kez 1 paragraf yazabileceğime dair büyük ümitler beslemekteyim. Yani, bu yazıyı eli yüzü düzgün bir hale getirmek de bir uzak ihtimal, esasen. Du bakalım.]

Güzel bir laf, uzak ihtimal. Çocukken kuruyan ama kesilmeye kıyılaman heybetli dut ağacında yıllar sonra duta rastlamak gibi bir şey. Yeniden yüzülebilecek kadar temiz bir marmara denizi gibi… Melih Gökçek’in çankaya belediyesiyle uzlaşması gibi… Kaçmayan çorap gibi… Bir mutluluk tanımı. Mutluluk tanımlarımı bir yana bırakıp filme dair hislerimi aktarmaya döneyim ben, en iyisi.

Bir müezzinin bir rahibeye aşık olma ihtimali mi, yoksa bir din görevlisinin tarihi eser kaçakçılığı yapması ihtimali mi daha uzaktır? Ya da bir rahibenin ona duyulan aşka karşılık vermesi mi, yoksa albümlerde biriktirilen ve yabancılara ait olan fotoğrafların arasında aslında bir akrabanın da olması ihtimali mi? Hangisi daha uzaktır bilemiyorum ama mesafe görecelidir, bu kesindir. 23 nisan’da yağmur yağması kadar… Üç ayaklı objelerin dengesinin bozuk olması kadar… Çayın yazın harareti aldığı, kışın içi ısıttığı kadar kesin hem de.

Bir kapı aralığından görmekle düşülen aşk, bir mutfak penceresinde 1-3 nöbeti tutacak kadar genişlemiş olsa da, maşukun bir başına kalakalması bir umut mumu daha yaksa da kalpte, ihtimal baltalayan ruh hali, çekingenlik, demiryoluna bir somun daha sıkıştırıyor. Sahaf Yakup’un “seviyorsan git konuş bence” demesi bile yetmiyor. Gerçi öğrendik ki; sahaf yakup coşkuyu verip topuklayan tırsaklardanmış meğer. Garibim Clara’nın bembeyaz bluzlerine sahaf tozu bulaşadursun, o neden olduğunu bilemediğimiz biçimde gerçeği açıklamaya yanaşmıyor. [Ben biliyorum aslında ama söylemem.]

Giden bir trenin ardından iç çeke çeke dökülen gözyaşlarının asıl sebebinin; Clara’nın yaşadığı hayatı değil, muhtemelen tahta bavulundan daha eski olan fotoğraflardaki yabancıların uydurulmuş hikayelerini götürüyor olması ve bunu hissetmemiz filmi daha naif [Clara’dan bile naif] ve daha unutulmaz yapıyor.

Musa’dan uzaklaşan tren, sevgiyle bağlandığı ihtimallerini daha uzağa taşıyor. İnancın ne olduğunu bilmeyen birinin tanrıyı anlayamayacağı kadar uzağa… Aşkı tanımayan birinin aşık birini anlama ihtimali kadar uzağa… Bu yazının bitebilme ihtimali kadar uzağa…

Not: Yazı aminotriazoltiyon tarafından kaleme alınmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5