Mr. Nobody (2009): Seçmediğin Sürece Her Şey Mümkündür

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
13 Ocak 2012

“Seçmediğin sürece her şey mümkündür” sözünden hareket eden Mr. Nobody filminin temelini; paralel evrenler, sicim kuramı ve entropi üzerinden fizikle ilgili sorduğu çeşitli sorularla yarattığı “Eğer?” sorunsalı oluşturuyor.

Bunu filmin başında kafası karışan güvercinin soru işaretlerinde görmek mümkün. “Güvericinin Batıl İnancı” konusu üzerinde yaratılan metafor iki videoyla destekleniyor. İlk videoda bir kutuya hapsedilmiş güvercin, erişemeyeceği bir yüksekliğe asılmış yemi almaya çalışıyor. Uzun bir denemeden sonra kutunun içine bırakılmış küçük bir küpü fark edip üzerine çıkıyor. Sonra küpü yemin altına sürükleyip üzerine çıkıp yeme ulaşıyor. Güvercin bunu yaparken beynini kullanıyor. Araştırmacı, çaba-ödül ilkesine dayanan bu deneyde ona beynini farklı bir şekilde kullanmayı öğretiyor. Tıpkı insanın yürümeye başladıktan sonra geçirdiği evrim gibi. Film için bu küçük videodaki metafor çok önemli çünkü filmin geneline yayılan farklı zamanlardaki insan davranışlarını anlayabilmek için anahtar niteliğinde bu görüntüler. 2092 yılındaki insan, filmin kahramanı Nemo Nobody’nin çocukluğu ve gençliğinde yaşadığı, hayal ettiği ya da farklı evrenlerde farklı şekillerde tecrübe ettiği yaşamdaki insanlardan biraz farklı. Bu zamanın insanı zaman içerisinde kat ettiği müthiş gelişimle kendi yaşamına hükmedip, ölümünü bile “hücre yenilemesi”yle tarihin tozlu sayfalarında bırakmış bir canlı. Mr. Nobody ise hala o sayfalarda kalan bir adam. Kendinin deyimiyle o “Bay hiç kimse. Yani aslında hiç var olmamış bir adam.” Mr. Nobody bu dünyadaki son ölümlü. 117 yaşında, hala hayatta. Sevdiği kadının bir başka evrende kendine söylediği o son’un gelmesini bekliyor. Yani entropi ilkesine göre sürekli bir dağılma eğilimi içerisinde olan evrenin işleyişinin tersine dönmesini. Bu zamanın insanı Mr. Nobody’nin yaşayıp yaşamamasını bile halk oyuna sunup bunu bir interaktif televizyon gösterisine çevirebiliyor. Tek tipleştirilmiş ve ucuz insanlardan oluşan bir dünya bu. Tıpkı 1930’lu yılların filmleri ve müzikleri gibi. Filmin yönetmeni ve senaristi Jaco Van Dormael bu sahnelerde kullandığı otuzlu yıllara özgü müziklerde buna gönderme yapmış olabilir. Bir diğer kısa videodaysa üzerinde araştırma yapılan bir güvercine bir düğmeye basması öğretilir. Düğmeye her bastığında ödülünü, yiyeceğini, almaktadır. Ancak bu durum değiştirilip yem her yirmi saniyede bir otomatik olarak verilirse güvercinin kafası karışır. Ve yem verildiği sırada bunu hak edecek ne yaptığını düşünür. “Bunu hak edecek ne yaptım?” Ve eğer o sırada kanatlarını çırpıyorsa ödülü alana kadar çırpmaya devam eder. “Güvercin’in Batıl İnancı”nı insanın düşünsel ve fiziksel evrimi içinde aynı şekilde yorumlamak mümkün. Özellikle kitleleri harekete geçirmek ve kontrol altına almak için kullanılan bir yöntemdir belki bu. Gelecekteki dünyada gördüğümüz benzer gözüken ya da Nemo’nun kliniğe gelmeden önce girdiği bir başka paralel evrende karşılaştığı “straight”leşmiş aynı görünümlü insanlar da bunun resmedilmiş şekli.

Filmde, anlaşılması biraz zor bu düşünceleri seyirciye, onu sıkmadan aktarabilmek için çeşitli kurgu teknikleri, çekim aldatmacaları, kurgu bağlantıları ve program görüntüleri eklenmiş (Bir paralel evrende, televizyon programı yapan Nemo’nun fizik ve biyoloji hakkındaki sunumu). Bunun yönetmen kurgusu’nda iki buçuk saat süren filmin izleyenin ilgisini kaybetmemek için yapılabilecek en iyi şey olduğu düşünülebilir.

Ayrıca Mr. Nobody kendi hikayesinin dayandığı bu temelle ilgili sorgulamaları farklı yaşlardaki Nemo’nun hayat hakkındaki düşünceleri ve sorularıyla hikayeye yediriyor. Mesela filmin başında bebek Nemo var olmayı anne ve babası üzerinden kurduğu ilişkiyle sorguluyor. Nemo’nun dünyaya gelmeden önce anne ve babasını seçtiği sahne çocuk Nemo’nun dünyasına giriş için karikatürize edilmiş oldukça iyi bir tercih. Nemo çevresini tanımaya başladıkça “Ben gerçekten var mıyım” diyor, “varsam neden kendimi göremiyorum?” Annesiyle oynadıkları kaybetme oyununu görüyoruz. Bebeğin o zamanlarında bu oyunda yüzünü kapatan annenin yok olduğunu düşünmesi ve sonra yüzünü açmasıyla tekrar geri döndüğünü görüp şaşırması Nemo’nun varlığı üzerine film boyunca yaptığımız sorgulamalara geçmeden önce birkaç yardımcı sahne. Nemo sorgulamaya devam ediyor: “Neden ben, benim de başkası değilim?” Bu sorunun otuzlu yaşlardaki Nemo’nun bir gün uyandığında çevresinde gördüğü aynı kıyafeti giymiş insanlar ve tamamen farklı gelişen olasıkların yarattığı bu dünyadan oluşan sahnenin habercisi olduğu düşünülebilir. Nemo ilk adımlarını atmaktadır. Sendeler düşer ve annesi alkışlar. Annesi düşünce Nemo alkış yapar ve annesi Nemo’yu cezalandırır. “Güvercinin Batıl İnancı” hatırlatılır bu sahnede. Çocuk Nemo annesine sorar: “Neden geçmişi hatırlıyoruz da geleceği hatırlamıyoruz” Bu sorunun cevabını ergin Nemo bir televizyon programı için yaptığı belgeselde verecektir.

Filmde başkarakterin bile gerçekliğinin sorgulanıyor oluşu ona çok daha farklı bir anlatım dili kazandırıyor aslında. Başta otuzlu yaşlardaki ergin Nemo’nun ölümü ve “Bunu hak edecek ne yaptım?” sorusuyla yaratılan gizem, 117 yaşındaki son ölümlü Nemo’nun doktoruyla yaptığı hipnoz sahnesinde içinde yaşadığı dünyadaki yaşına inanamayışı, tren ve rayların görselliğiyle ritmi arttırılan hipnozun başka paralel evren ya da olasılıklara dönüşmesi durumu gerçeklik üzerinden yola çıkılarak farklı bir anlatım tekniğiyle yeni birçok konu ve olayın kapısını aralıyor.

Bazen ihtiyar Nemo’nun bir gazeteciye verdiği mülakatta yarattığı gerçek filmin olay örgüsüne ekleniyor, bazen ergen Nemo’nun yazdığı bir kitap ergin Nemo’nun hayatı olabiliyor. Ya da bir tiyatro salonunda sanki bir oyunu izler gibi farklı bir evrende aşık olduğu kadın Elise’in mutsuz dünyasını izliyor çocuk Nemo. Elise’in oynadığı oyun ya da gerçek, ya da olasılık Nemo’nun daktilosunda yazdığı bir hikayenin kelimelerine bağlı. daktilo’nun takılmasıyla oyun da kesintiye uğruyor. Çocuk Nemo’yu izleyen üç kız aynı bankta oturuyor. Elise, Jean ve Anna. Elise Nemo’nun aşık olup, karşılık bulamadığı ama sonra bir ilişki yaşadığı bir kadın. Elise ismi Beethoven’ın ünlü bestesi “Für Elise”i hatırlatıyor. Beethoven’ın aşık olduğu kadına yazdığı beste. Jean, Nemo’dan hoşlanan ve çabasıyla Nemo’yu elde etmiş bir kadın. Anna’ysa Nemo’nun tek aşkı. Jean ve Elise’le farklı evrenlerde kurduğu birliktelikler hep sorunlu ve mutsuz geçiyor. Anna’yla ise her yerde ve her zamanda birbirleriyle mutlular hiç tanışmadıkları evrenlerde bile bir şekilde karşılaşıyorlar. Çocuk Nemo bu kızlara bakıp yürüyor kendine bir tatlı alacak ancak parası birine yetecek gibi gözüküyor. Tezgahtaki tatlılara bakıp parasını havaya atıp yazı tura yapıyor. Sonra sonuca bakmadan yürüyüp gidiyor: “Seçmediğin sürece her şey mümkündür.” diyor. Bu söz de film için oldukça güzel bir referans. Yaşlı Nemo filmin sonlarına yakın bu sözü hatırlatarak aslında her şeyin küçük bir çocuğun zihninde yarattığı bir dünyadan ibaret olduğunu söyleyebiliyor mesela. Gerçeğe farklı bir bakış açısı.

Filmdeki bu metaforlara çok güzel simgeler eşlik ediyor. Örneğin kelebek, kelebek etkisinden hareketle farklı olasılıkların olduğu her sahnenin başında kullanılıyor. Anne ve babanın tanışmasına neden olan yaprak da kelebek gibi farklı olasılıkların altını çizmek için kullanılan simgelerden biri. Örneğin bir evrende Jean’le evlenip hep hayalini kurduğu sarı boyalı, havuzlu bir eve sahip olan Nemo, bir başka evrende hiçbir şeye sahip olmayan, o havuzdaki kuru yaprakları toplayan bir adam.

Filmin hikayesindeki rahatsız edici unsurlarsa kendinden önceki iyi yapımlara referans maksadıyla kullanılan bazı şeylerin filmi “kitsch” olmaktan öteye götürememesi. Her ne kadar yaşlı Nemo’nun ölümü ya da büyük sıkışmayı beklerkenki durumu bize 2001’de yaptığı zaman üstü yolculukla kendi kısır döngüsüne geri dönen astronotu hatırlatarak takdir kazansa da, “Kelebek Etkisi”(The Butterfly Effect, 2004), “Sil Baştan” (Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004), “Kutup Çizgisi Aşıkları” (Amantes Del Círculo Polar, 1998) filmlerinin hikayelerini andıran olaylar can sıkıcı olabiliyor. Örneğin Nemo’yla ilgili bir çocukluk anısının onun hayatını değiştirdiği düşüncesi üzerine kurulan bir sahnede Nemo fotoğraf çekiyor, ergin Nemo’ysa ileriki zamanda bu fotoğrafa bakıp geçmişe dönüp, geleceği değiştiriyor. Ne kadar tanıdık ve zorlama bir sahne de mi? Kelebek Etkisi filminin etkisinin bu kadar bariz olmadığı bir gönderme tercih edilseydi belki kitsch’likten kurtarılabilirdi.  Anna ve Nemo’nun gel gitli hikayesi ve bu hikayenin “aşk her yerde, her zamanda mümkün” düşüncesini vurgulama çabasıyla her evrende Anna ve Nemo’yu karşılaştırması, yorgan altında yaptıkları konuşma basit bir Sil Baştan uyarlaması gibi. Kutup Çizgisi Aşıkları’yla benzerliğiyse oldukça ilginç. 1998 yapımı Kutup Çizgisi Aşıkları filminde Ana ve Oto ismindeki karakterlerimiz Ana’nın annesi ve Oto’nun babasının birlikte olmaya başlamasıyla şans eseri üvey kardeş olurlar. Ve tıpkı Mr Nobody’deki gibi ilk aşklarını, cinsel deneyimlerini aynı evde birlikte yaşarlar. Hatta bazı sahneler filmle tıpatıp aynı. Ana ve Oto da Anna ve Nemo gibi birlikte olamayan ancak farklı olasılıklar ve tesadüflerle yolları kesişen iki insandır.

Mr Nobody, Jared Leto, Diane Kruger, Sarah Polley gibi oyuncuların göz doldurduğu bir film. Jared Leto’nun filmografisinin neden bu kadar az olduğunu anlamaksa mümkün değil. Filmin sinemaya kazandırdığı en iyi şeylerden biriyse Nemo’nun 15 yaşındaki halini oynayan Toby Regbo. Oldukça iyi bir performansla büyük bir yükün altından başarıyla kalkmış genç oyuncu.

Filmin Erik Satie, Buddy Holly, Gabriel Faure, Otis Redding, Dust Brothers, The Chordettes gibi sanatçıların eserlerinden oluşan müzikleriyse kullanıldığı sahnelerdeki durumun altını çizmek için yeterince başarılı. Satie ve Faure’yle yaratılan olasılıkların farklı sonuçlar doğurduğu depresif dünya (Baba ve anne arasında kalan küçük Nemo, Anna’yla yıllar sonra karşılaşan otuzlu yaşlardaki Nemo gibi) Dust Brothers, The Chordettes, Gob ile daha eğlenceli bir dünyaya dönüyor. Özellikle Nemo’nun büyümesini; The Chordettes’in “Mr Sandman” şarkısından aynı şarkıya Gob’un yaptığı cover’a geçerek anlatılması, oldukça başarılı bir seçim.

Son olarak filmde anlatılmak istenen her şeyi Yaşlı Nemo’nun dudaklarından dökülen bir Tennessee Williams sözü açıklıyor aslında: “Everything could have been anything else and it would have just as much meaning.” (Her şey herhangi başka bir şey olabilirdi ve yine de büyük anlam taşırdı)

 

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

http://twitter.com/yildirim1895

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5