Misfits: Süper Güçlere Karşı Bir Antitez!


Aylin Solakoğlu
09 Kasım 2011

The Beatles, The Smiths, The Rolling Stones, Simply Red… bu grupların aklınıza gelen ilk ortak özelliği nedir? Benim için İngiliz olmasıdır. Hatta bir grubun ismini söylemeden yaptığı müziği dinletsinler, İngiliz mi değil mi onu bile söyleyebilirim.

İngilizlerin yaptığı müziği nasıl diğerlerinden ayırt edip ”ingiliz grubuysa iyidir” diyebiliyorsak aynı durumu İngiliz dizilerine de söyleyebiliriz. İngilizlerin kendilerine has mizah anlayışı, aksanları ve teknik olarak pek çok bakımdan evet bu ingiliz yapımdır diyebildiğimiz diziler arasında neler yok ki: Coupling, Black Books, The it Crowd ve Doctor Who ilk aklıma gelenler. Tarihsel bir yapısı olsun ya da sitcom olsun hepsinin ortak bir özelliği var; ingiliz espri anlayışını başarılı bir şekilde aktarabilmeleri hatta bunu sevdirmeleri.

2009 yılında bu İngiliz dizi listesine hatrı sayılır bir yenisi daha eklendi: Misfits. Dizi, 3. sezonunu yayınladığı şu günlere öyle hızlı bir şekilde geldi ki başarısı halen dizinin hızını yakalamaya çalışıyor. 2010 yılında BAFTA ödüllerinde en iyi drama dizisi ödülünü alıp, başarısını perçinleyen Misfits; seyircisi nazarında bir kara komedi örneği. Dizi tarihinin son yıllarına baktığımızda: Lost, Heroes, Supernatural gibi örneklerle güçlenen doğaüstü-süper kahraman dizileri, kendi alanlarında büyük bir seyirci kitlesi oluşturdu. Bu kitle öyle bir konuma geldi ki artık süper güçleri olmayan ve dünyayı kurtarma amacı gütmeyen diziler bir nevi geri plana itildi. İnsanlığı kurtarmak gibi bir ulvi görev varken ve bu da ancak süper güçlerle mümkünken daha iyi bir şekilde nasıl izleyicinin algıları kapatılırdı, değil mi?

Edebiyattan, sinemaya ve televizyona kadar pek çok alan, doğa üstücülüğün merkezi haline geldi. İnsanlar artık sahip olamadıklarının hayalini kurup, asla var olamayacak dünyaların içinde yaşamayı istiyor. The Lord of  the Rings ve Harry Potter dünyada en fazla okunan kitaplar ve izlenen filmler arasındayken gerçeklik kavramı pek yavan kalıyor doğrusu. Bir başka açıdan da yaşadığı dünyada mutsuz olan insanların, kendilerini yeni bir dünya düzeninde bulması veya bilinmeyenin o cazip çekiciliği, insana birkaç saatlik mutluluk sağlıyor.

İşte Misfits, tüm bu dizilerin arasında bir anti-kahraman dizisidir diyebiliriz. Karanlık ve ironik yapısı ve karakterlerinin ulvi görevlerden ziyade bireysel hareket etmeleri, dizinin temel taşlarını oluşturuyor. Beş karakter üzerine kurulan dizi, bir gün beklenmedik bir şekilde süper güçlere sahip olan -kamu görevinde çalışan(bir nevi ufak suçlar işlemiş)- bu gençlerin, sahip oldukları güçlerle baş etmeleri üzerinden ilerleyip, fantastik dizilere göndermelerini yapmaktan geri kalmıyor. Zira ilk iki sezonun tartışmasız en sevilen karakteri Nathan’ın da dediği gibi: “No, that kind of thing only happens in America”. Dizi karakterlerinin sahip oldukları süper güçler de elbet dizi gibi absürtlüğünü koruyor; ölümsüzlük, zamanı geri alma, görünmezlik, telepati ve cinsel gücü tetikleyici güçler.

Dünyayı kurtarmak yerine, günü kurtarmaya odaklanmış ve çoğunlukla bencilliğin sınırında dolaşan karakterlerimiz, dizinin senaristleri tarafından öyle incelikli işlenmiş ki, hepsinin kült birer karaktere dönüşmesi zamanla gerçekleşecektir. Özellikle ilk iki sezonda yer alan Nathan karakteri ve karakteri canlandıran Robert Sheehan, dizinin bugünkü başarısındaki önemli isimlerden biri. Uyumsuzluğu ve kendini ötekileştiren yapısı ile komedinin ve yer yer duygu yoğunluğu yüksek olan sahnelerin insanı Nathan, ölümsüzlük gücüyle de asla kurtulamayacağımız bir anti-kahraman. Nathan gibi dizinin bir diğer sevilen karakteri de Kelly. Kelly’nin oldukça belirgin İngiliz aksanı ve alışılmadık hazır cevaplığı, karakterin sevilmesinin nedenleri diyebiliriz.

İlk iki sezonda dizinin sahip olduğu amatör ruh, yaratıcısı ve senaristi Howard Overman‘ın dediği gibi özellikle parasal nedenlere dayanıyor. Londra’nın güneydoğusunda çekimleri yapılan dizinin iki sezonu toplam 13 bölümden oluşuyor. Yerli dizileri geçelim Amerikan dizilerine göre bile oldukça az bölüm sayısı olan Misfits, bu bakımdan bile yakaladığı başarının nedeninin; güçlü senaryosu ve detaylı işlenmiş farklı karakterleri olduğunu gösteriyor.

Bu süper güçlere sahip olan anti kahramanlar, insanca zevklerin peşinden gitmeyi ihmal etmeyip, etik kuralları çiğnedikleri için de tipik bir fantastik dizi olmanın çok ötesine yerleştiriyorlar kendilerini. İyi ve kötünün arasında gidip gelen diziye beklenmedik bir şekilde başka bir süper güce sahip  kişi dahil olabiliyor. Ve tüm bu süper güçler hiç akla gelmeyecek denli garip oluyor. Zamanla bu gariplikler alışılageldik olay döngüsüne dahil olup, dizinin orijinalliğine katkı sağlıyor. Yakında dizi kendini inkar ederse buna bile şaşırmayabilirim. Zira 3. sezonda Nathan karakterinin olmaması bunun güçlü bir kanıtı.

Nathan yerine gelen Rudy karakteri ise Nathan kadar olmasa da farklı bir dinamik kazandırmış. Özellikle ikircikli yapısı ve özel gücü sayesinde, 3 sezonun en dikkat çekici oyuncusu olmayı başardı. Kelly ve Simon karakterlerinin de dikkatle izlenmesini tavsiye ettiğim dizinin 3. sezonu ise tam bir şaşkınlık yarattı diyebilirim. İlk iki sezonda sahip oldukları güçleri 3.sezonda değiştiren anti-kahramanlarımız, sahip oldukları birbirinden ilginç güçlerle tam bir kaosun ortasına çekiliyorlar ve her bölümde farklı sorunlarla uğraşmaya devam ediyorlar.

Misfits, senaryosu ve karakterleri oldukça güçlü bir dizi olmasının yanın da görüntü yönetiminin başarısı ve her bir bölümü dinleti şöleni gibi olan soundtrack parçalarıyla da izleyiciyi bir çok açıdan bağımlısı yapmayı biliyor. Soundtrack parçalarında İngiliz etkisi olduğunu söylersek, kısaca ne demek istediğimizi de belirtmiş oluruz. Zekice kurgulanmış yaratıcı bir dizi arıyorsanız, Misfits kesinlikle bunlardan biri.