I Spit On Your Grave (2010): İntikam Soğuk Yenen Bir Yemektir

Neslihan Güngör
Neslihan Güngör
11 Mayıs 2012

Klasik anlatı sinemasının kadını özneden uzaklaştırarak, giderek sınırlarını “erkek bakışının” belirlediği bir arzu nesnesine dönüştüren tarzı, Hollywood filmlerinde benimsene gelmiştir. Bu anlatıda kadın imgesi, Laura Molvey’ in “Görsel Haz ve Anlatı Sineması” adlı çalışmasında belirtildiği gibi, erkek egemen toplumun değer yargılarının sinemada vücut bulan hali olarak temsil bulur.  Molvey’ in, skopofili teorisine göre, “seyirci (erkek-aktif-özne) bakmaktan cinsel bir haz duyar ve temsil edilen kadına (pasif-nesne) bakış aracılığıyla sahip olur.” Dolayısıyla kadın izleyici de, beyaz perdede hemcinsini izlerken aynı “erkek bakışının” tanımlamaları üzerinden olaya dahil olacaktır.

Sinema izleyicisini salt erkekmişçesine varsayan, egemen kültürü sanat üzerinden  besleyip devam ettiren yönelim, 1978 yapımı “Mezarınıza Tüküreceğim” (I Spit on Your Grave-Meir Zarchi) adlı filmde kırılır. Film, sinema tarihine büyük bir bölümü tecavüz, cinsel ve ruhsal şiddete maruz kalan Jennifer Hill’in intikam hikayesi şeklinde, ilk kez kadın bakış açısıyla çevrilmiş bir çalışma olarak geçecektir.

Filmin sinemalarımızda gösterime giren yeniden çevriminde, hem kadın karakter daha güçlü ve kararlı, hem de ilk filmde birkaç gün önce işkence ve tecavüzü uğrayan kadının, mütecavizleriyle tuzağa düşürmek için sevişmesi gibi inandırıcılıktan uzak sahnelere yer verilmemesi bakımından daha gerçekçidir.

İkinci kitabını yazmak için taşrada sezonluk bir kulübe kiralayan Jennifer, her iki filmde de, meslek sahibi, kendi ayakları üzerinde durabilen bir karakter olarak göze çarpar. Fiziksel çekiciliğini seyircinin gözüne sokmaz, insanlarla ilişkileri samimi fakat mesafelidir.

Özellikle ikinci filmde Jennifer’ in kulübenin yakın çevresindeki mekanları keşfedişi, daha sonra saldırganları cezalandırırken durumu terse çevirerek kullanacağı her bir fallik nesneyi izleyicinin görmesini sağlar. Bu sayede çelimsiz duruşuna rağmen, zaten filmin ilk yarısında şehirden kaçış gibi naif bir amaçlı yola çıkan kahramanımızın yaşadığı eziyet, intikam ateşiyle körüklenen ve çevre şartlarıyla desteklenen bir cezalandırmaya dönüşerek izleyici nezdinde inandırıcılık kazanır. Gerçekten de Jennifer, kendinden beden yapısı olarak kat be kat güçlü olan her bir erkeği, saldırgan eylemlerinde sarf ettikleri tacizci sözleri de kullanarak birer birer avlayacaktır. Bu sayede korku ve gerilim filmlerinin pek çok kez kullandığı izlek üzerinden giden film, onca eziyet ve fiziksel yıpranmışlığa rağmen ayakta kalan ve mutlak kötüyü cezalandıran kahramanıyla seyircinin yara almış toplumsal vicdanını yeniden kurar. Böylece gündelik hayatta uğradığı taciz ve eşitsizlikten muzdarip kadın izleyici, rahatlıkla Jennifer karakteriyle özdeşleşir, dışa vuramadığı öfke, karakter sayesinde yerini bulur.

Yeniden çevrimde ilk filmde olmayan şerif karakteri, Jennifer’ın kendi adaletinin peşinde koşma durumunu haklı çıkarmaktadır. Çünkü şerif, iyi bir aile babası olmasına rağmen, bırakın çaresiz durumda olan genç kadına yardımcı olmayı, içki içen, “bağımsız” kızların bir baba terbiyesine ihtiyaç duyduklarını düşünmektedir. Elbette filmdeki baba bahsi geçen terbiye için en insanlık dışı durumları yaratacaktır. Korunaklı aile ortamının ve kanunların koruyucusu, yerinde bir yeniden yaratımla kötü bir karakter şeklinde ortaya çıkacak, böylelikle kahramanımızın tavrı bir kanun adamına saldırmaktan ziyade, onu kendi ailesine  vereceği zarardan uzak tutmak şeklinde okunabilecektir.

Gerçekten de filmin en etkileyici sahnesi, bir tür anal tecavüze denk düşen şerifin öldürülmesi bölümüdür. Jennifer şerifin kızını bırakması yönündeki yalvarışlarını “ben de onun gibi masum bir kızdım” diyerek duymazdan gelir.

Her iki filmde de kurgu ve intikam şekillerindeki farklara rağmen, erotik bir nesne olarak yaratılmış bir kadın karakterden bahsedilemez. Jennifer filmin başında, saldırganlardan birinin kendisine asılmasını bertaraf ederken de, onları öldürürken de aynı sağlam tavra sahiptir. Genç kadının şehir hayatında da benzer güçte bir tavır sergilediği, filmdeki erkek karakterlerin belirttiği gibi bu ıssız yere “erkek aramak” için gelmediği rahatlıkla tahmin edilebilir.

Jennifer her anlamda bütünsel bir karakterdir. O sadece film boyunca tam karşı cephede duran erkekleri, kendi saldırı silahlarıyla vurmakla kalmamış, tarih boyunca ezilen kadına, bir gerilim filminin abartılı söylemi sayesinde, etkiye tepki prensibinden yola çıkarak örnek oluşturmuştur. Filmin verilebilecek bir diğer ad olarak “Kadının Günü” düşünülmesi tam da bu örnek oluşa denk düşer.

Neslihan Güngör

gungorness@hotmail.com

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5