Merhamet (2013): Kahperengi

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
18 Şubat 2013

Hayatın siyahına ve beyazına hep ilgi duyarız toplum olarak. Gri, pek dizilere konu olamaz bu sebeple. Akıllara gelen birçok senaryoda ya yokluk içindeki aileyle kahrolur, ya da zenginlik içerisinde yaşayanların entrikalarına şahit oluruz. Hatta kimi zaman, senaryo gereği lüks içinde yaşayan karakterin yoksullaşmaya başlamasına tepki gösterildiğine bile şahit olunmuştur. Haksız da sayılmaz seyirci, diziler yaşadığımız hayattan bir süreliğine uzaklaşarak başkalarının hikâyelerine misafir olmamızı sağlayan bir araç değil midir? Zamanla içselleştirdiğimiz karakterin her daim kaybetmesi ve acı çekmesi kimi, niye mutlu etsin ki? Bir de hayatın siyah kısmını göstermek için yola çıkıp, zifiri karanlıkta bırakanlar var ki, evlerden uzak. Vah bu çocuğun hali ne olacak diye hayıflanarak seyrederken, hayattaki tüm tersliklerin aynı aile üzerinde toplanmasına şahit oluveririz hani. Dizi, film hatta romanlarda çokça tercih edilen bir yöntemdir bu ülkemizde. Duygusal milletiz ya, artır dozajı hesabı…

Her şey ayarında güzeldir aslında. Tabii ki, hayat günlük gülistanlık değil. Seyirciyi senaryoya çekebilmek için yeri geldiğinde üzebilirsin ama bunu alışkanlık haline getirip, ne kadar ağlatırsam o kadar ilgi artıyor diye düşünürsen, inandırıcılığı kaybedersin. Nitekim bunun örnekleri çok, bulmak için uzak geçmişe yönelmeye gerek yok. Bu detaylar göz önüne alındığında, kendi geleceğini belirleme potansiyeline sahip bir proje olduğu söylenebilir Merhamet’in. Bazı diziler vardır ilk bölümden belli eder kendini, bariz şekilde gözükür bu piyasada direnemeyeceği… Bu kategoriye girmiyor Merhamet, bazı abartıları ve eksiklerine rağmen ümit vaat ediyor ilk bölümden.

merhamet1

Hande Altaylı’nın Kahperengi adlı romanından uyarlanarak seyirciye sunulan dizide, yoksul bir ailede büyüyen Narin adlı kız çocuğunun hayat mücadelesi konu alınıyor. Narin rolünü iki ayrı oyuncu üstlenmiş ki, hangisinden önce bahsetmek gerek uzun uzadıya düşünülecek cinsten bir soru bu. Yoksulluk içinde yaşayan bir ailenin ortanca çocuğu olan Narin, akrabaları tarafından haksızlığa uğramış, kocası tarafından şiddete maruz kalan buna rağmen kocasına körü körüne bağlı bir anne; kötülüğün yeni sembolü olabilecek potansiyelde, nam-ı meşhur Ali Kaptan’ı hayırla yâd ettirecek cinsten sorumsuz ve saldırgan bir baba; okulu erkenden bırakarak eve ekmek getirmeye çalışan ve içinde her şeye rağmen babasına karşı korkuyla beraber gizli bir hayranlık da besleyen bir ağabey ve bunca derdin arasında sessiz kalan kız kardeşle birlikte yoksul bir kasabada küçük bir evde yaşamaktadır. Bu zor şartların getirdiği olgunlukla isminin aksine dik başlı, çalışkan ve mücadelecidir. Küçük yaşta okulunun en başarılı öğrencisi olmayı başarmış ve müdürünün bile dikkatini çekmiştir. Bu azmi ve başarısı hayatını kazanmasına yol açmış, kendisini başarılı bir avukat yapmıştır. Bir gün en yakın arkadaşıyla katıldığı partide karşılaştığı bir kişi, kurtulmaya çalıştığı geçmişini kendisine tekrar hatırlatmış ve onu maziye hapsetmiştir. Artık geçmişten derin izler taşıyan hayatında büyük değişikliklere sebep olacak bir sürecin başlangıcıyla karşı karşıyadır.

Geçmiş ile şimdiki zamanda dönüşümlü olarak devam eden dizide, Narin’in çocukluğunu oynayan Ceren Balıkçı ilk bölümde dizinin en dikkat çekici unsuru olmayı başardı. Kasabanın ve evin verdiği huzursuz ortamı seyirciye güzel şekilde aktarmayı başaran yönetmene,  mükemmel oyunculuğuyla eşlik eden Ceren Balıkçı, seyircide sürekli o atmosferi seyretme isteği oluşturuyor adeta. Türkiye’de birçok ailenin karşılaştığı zorluklardan biri olan kötü aile yapısı Narin’in ruh halini yansıtışıyla inandırıcılık kazanmış ve böylece yönetmen vermek istediği dram havasını seyirciye en derin şekilde hissettirmiş. İlk bölüme bakıldığında, bu dramın dozajı biraz fazla tutulmuş olsa da duygu sömürüsü noktasına getirilmediği için benzerlerinden ayrılmış durumda. Zaten diziyi diğer dramlardan ayrılma fırsatı sunan yegâne özellik bu olsa gerek.

Gizli başrolden uzunca bahsettikten sonra, Özgü Namal, İbrahim Çelikkol, Mustafa Üstündağ, Burçin Terzioğlu ve Yasemin Allen gibi ünlü simaların kendisine eşlik ettiğini belirtmekte fayda var. Narin karakterine şimdiki zamanda can veren isim Özgü Namal, Kurtlar Vadisi’nden sonra bir dönem ciddi anlamda yıldızı parlamış ve reklamların aranan yüzü olmuş olsa da dizi konusunda çoğunlukla adından söz ettiren projelerde görev alamamıştı. Bu sebeple olsa gerek, kendisini Kurtlar Vadisi’ndeki Avukat Elif rolüyle hatırlayarak, şu anki rolüne benzerliğini keşfetmek sıra dışı bir çözümleme sayılmıyor sanırım. Yine sivri dilli, dik başlı ve güçlü bir avukatı canlandıran ünlü yıldız için bu karakterle bütünleştiği ve akıllara kazındığı söylenebilir.

merhamet2

İsim ayırt etmeden oyuncu performansıyla adından söz ettiren Merhamet, çekim kalitesi, senaryosu ve tabii ki Erkan Oğur imzalı müzikleri ile başlangıçta sınıfı geçiyor. Türkiye’nin en çok seyredilen dizilerinden biri olan Muhteşem Yüzyıl’ın karşısına rakip olarak çıkarılan bu proje, ne ölçüde iz bırakacak tabii ki bilinmez ama yönetmenin elinde potansiyel olduğu açık. Nitekim ilk bölüm itibariyle atmosferi yansıtma açısından son derece başarılı oldu ama Türk dizi sektörünün en çok tuzağa düştüğü konuda hata yapar, hikâyenin orijinalinden uzaklaşarak popülist yaklaşımlara yanaşırsa bu potansiyele yazık olur. Seyircinin duygusallığından faydalanma yolunu tercih etmeyip geçmiş zamanda duygu sömürüsüne, şimdiki zamanda da basit dizi klişelerine başvurmadan devam edebilirse, buna da ilk bölümde olduğu gibi yeri geldiğinde bazı mizah unsurları ekleyebilirse uzun soluklu bir diziyle karşı karşıya kalabiliriz.

Bakalım yabancı dizilerden alıntılar taşımayan bir senaryo, Türk dizi sektörünün hastalığı olarak adlandırılabilecek bu tarz klişelerden ne derece uzak durabilecek? Şayet başarırsa, sektörde çığır açmasa bile adından övgüyle söz ettirebilecek bir proje ortaya koymuş olur yapımcılar. Diğer dizilere baktığımızda, bu kadarı bile yetmez mi?

Bekleyip görelim bakalım…

Ahmet Tuğcu