The Twilight Saga (2011): Melezleşen Vampirlerin Son Durağı


Aylin Solakoğlu
22 Kasım 2011

Vampir mitinin çok eski zamanlardan beri, insanlar arasında kulaktan kulağa yayılması ile bir korku olgusuna dönüştürülmesi, Ortaçağ’dan itibaren edebiyatında içinde yer aldığı ünlü vampir efsanelerini doğurmuştur. 1800’lü yılların Frankestein‘ından, 1897 yılında Abraham Stoker tarafından kaleme alınan ve bugün dahi yazılmış en iyi korku kitaplarından biri olduğu kabul edilen Drakula‘ya kadar pek çok örnek gösterilebilir. Tarihte daha gerilere gittiğimizde MÖ 220’deki ”Tyana’lı Appolonis’un Yaşamı” adlı eserde Filinium ve Empusa adlı biri kadın biri erkek iki vampirin söz konusu edildiğini görürüz. Kısacası vampir miti MÖ önceye dayanan efsanesiyle günümüze kadar ulaşmıştır. Zaman içinde evrimleştirilen vampirlere, belli temel özellikleri sarsılmadan, popüler toplumun istekleri etrafında bir nevi tarz kazandırılmıştır. Şekil vermeyi iyi bilen Hollywood’un elinde vampirler  Ortaçağ Avrupası ruhunu ve korkutuculuğunu bir kenara bırakıp, Romeo-Juliet’in vampirsel imgelemi olmuştur.

1922 yapımı Nosferatu, eine Symphonie des Grauens, sinema tarihindeki ilk vampir filmi olarak yer alır ve bir nevi kendisinden sonra gelecek diğer vampir temalı filmlerin başlangıcı olur. Kendi adıma, ben ve benim yaşıtlarımın cnbc-e de Buffy The Vampire Slayer ile büyüdüğünü farz edersek, bizim kuşak için vampirler tipik tarihsel özelliklerini korusalar dahi insani özelliklere de sahip ve duygularını kaybetmemiş ”yaşayan ölüler” olarak kabul edilir ve hepsinin birbirinden güzel/yakışıklı olduğu ekranda, izleyici tarafından oldukça insancıl bulunur.

Vampir mitinin sinema alanında Avrupa’yı terk etmesiyle 90′lardan itibaren yoğun bir şekilde Hollywood’un kanatları altındaki itici güç olması, vampirliğin şeklini bir hayli değiştirir. 1994 yapımı Interwiev with The Vampire filminde Brad Pitt ve Tom Cruise ikilisinin vampirlik algısını, güzellik boyutunda değiştirdiği artık nettir ve buna paralel olarak sonraki Dracula çeşitlemelerinde vampirler ”yaratık” olma sıfatından kurtulup, ölümsüzlük ile ödüllendirilmiş, güzelliğin temsilcisi olmaya birer adaydırlar. 1992 yılında Coppola‘nın çektiği Dracula filmi ise, fantastik filmler arasında önemli bir yerdedir. Film, vampir algısının boyut atlamasında aşkın ve romantizmin değerini izleyicinin tam da isteyeceği şekilde sunmuştur. Bu iki film de türünün başarılı birer örneği olarak, kendisinden sonra başlayacak vampir dizileri/serileri için bir çıkış noktası olmuştur.

İzleyici, birbirinden farklı iki ırkın arasında geçen romantik olayları, kana susamış vampirler kadar istekle görme arzusundadır. Bu iki ırkın, imkânsız aşkı ve farklılıklarından doğan çatışma, vampir filmlerinin başarısının temelidir. Bu temelden beslenen tür, nefse hakim olma, ahlak kurallarının dışında olup, kendini o çembere dahil etme uğraşında, hem korkuyu hem de baştan çıkarıcılığı kullanır. ‘’Aslanın kuzuya aşık olması’’ çoğunlukla türün ana hikayesini özetler. Kötünün ve iyinin savaşında kimin kazanacağı, modern vampir-insan aşkının özüne işaret eder.

Buffy The Vampire Slayer’da tanıştığımız romantik, düşünceli ve yalnız vampirimiz Angel gibi, Twilight serisinin vampiri Edward Cullen da bir kızın arayacağı her özelliğe sahiptir: Yakışıklı, romantik, yalnız ve gizemli. Aslında son dönem vampir filmlerine( Twilight) ya da dizilerine( The Vampire Diaries, True Blood vb.) baktığımızla bu hikâyelerin iki türün birleşimi olduğunu görürüz: Amerikan gençlik dizileri ve vampir miti.

Stephenie Meyer tarafından 2005 yılında yazılan Twilight sonraki yıllarda seriye New Moon, Eclipse ve Breaking Dawn’ı da ekleyerek evrimleştirilmiş bir vampir türü ortaya çıkardı. Kitap 2008 yılında ise ilk defa filme alındığında, iyi bir hâsılat yaptı lakin beklentilerin de oldukça altında kaldı. Meyer’in üstünde oldukça fazla değişiklik yaptığı vampir ırkı, bir nevi Barbie bebeğin Ken’i oluvermişti. Güneş ışığında yanıp kül olmayan Twilight vampirleri, tabutta uyumayı geçtim uykuya ihtiyaç duymayan, kutsal haçtan ve sarımsaktan etkilenmeyen hatta serinin neredeyse çok az bir bölümünde insan kanından beslendiğini gördüğümüz vampirlere sahip bir yapım. Dokusunun bu kadar kırılgan olması, serinin göze aldığı en büyük risklerden biri, zira vampirlerin şiddet ve korku atmosferinin oluşturulmadığı bir tür, ancak bir aşk hikayesi ve Hollywood romantizmi etkisinde ilerleyebiliyor ve Amerikan lise dizilerinin içine fantastik birkaç karakter eklenerek, aşkın sonunda galip geldiği, iyinin her zaman kazandığı klişelere boyun eğiyor.

Serinin ilk üç filminde esas vampirimiz Edward Cullen ve aşık olduğu insan kızımız Bella Swan arasındaki aşkın filizlenmesini ve bu aşkın ne badireler atlattığını izliyoruz. Vampir ve insan ırkı arasındaki aşk her şeyin üstünde tutulurken, bir vampir klanının ne denli etik ve ahlak kurallarına bağlı olabileceğini de Cullen ailesinden öğreniyoruz. Bella’nın Edward’ın vampir olduğunu keşfetmesine rağmen aralarındaki ilişkinin bozulmaması ve giderek güçlenmesi, bir nevi Bella’nın aşkı için vampirlere duyduğu hayranlığı ve insanın vampirler yanında ne kadar aciz kaldığını izleyiciye hissettiriyor. Sonraki serilerde bu ‘insan ruhunun’ önemi ile geri plana atılsa da ben seri boyunca vampirlerin aslında insanlardan ne kadar üstün olduğunu hissettim. Hem Cullen ailesi gibi iyi, hem ölümsüz, hem zengin, hem güçlü hem de insani hislere sahip olmak, kült vampir filmlerinde görmeye pek alışık olmadığımız özellikler. Zira Dracula’nın bencilliği ve kötülüğü hatta çirkinliği ile Twilight’ın saydığım özellikleri yan yana gelince oldukça ironik duruyor.

Serinin dördüncü filmi ve şimdilik son filmi olan Twilight Saga: Breaking Dawn Part 1 ise dördüncü kitabın sadece yarısını anlatan bir film, bu nedenle filme ”half of breaking dawn” desek daha doğru olurdu. Zira, 117 dakikalık film 45 dakikada anlatılabilir, hatta diğer 45 dakikasında kitabın diğer yarısı sevdiklerine bağışlanabilirdi. Böylelikle, seriyi sevmeyen ama merak eden benim gibi vampir takıntılılar için bir başka iki saat heba olmazdı. Film görsellik ve müzikler açısından ortalamanın üstünde bir kalite yakalamış lakin konu gereği, bazı sahneleri o kadar uzatmışlar ki, kendimi yerli dizi izliyor gibi hissettiğim anlar oldu. Uzun bakışmalar, duygu geçişleri derken, bir saniye Hollywood filminde değil miydik?

Breaking Dawn, Bella ile Edward’ın artık sonsuza kadar beraber olacağı ve aşklarının ‘canavarını'(meyvesini) kucaklarına alacağı bir özet hikayeye sahip. Bu nedenle 45 dakikalık bir dizi bölümü olsa hiç yadırgamadan seyredilebilecek bir yapım olurmuş, hatta bütün kitaplardan film yapılması yerine dizi yapılabilirmiş. The Vampire Diaries’de ya da Game of Thrones’da olduğu gibi ortaya seyir keyfi yüksek(ikincisinin yeri çok ayrı) bir dizi çıkabilirdi.

Twilight serisinin bu filminde de üzerinden atamadığı bir diğer konu ise, hikayeye dahil ettikleri kurt mitinin yavanlığı ve görsellerinin tat vermezliği. Özellikle bu filmde kurt efektlerinin, yer yer olmamışlığı, gerilimin mantıken yükselmesi gereken noktalarda seyircinin dikkatini dağıtıp, eğlendirici etkiye sahipti. Serinin başından beri, Bella’nın ikilemde kaldığı Jacob ve Edward sürtüşmesi de bir nevi bu film ile tatlıya bağlanan noktalar. İlk seriden beri elle tutulur tek zıtlaşmanın da yerini dostluğa bıraktığı hikayenin bu filmle bitmesi yerinde bir tercih olurdu. Cullenlerin malikanesi, Brezilya yakınlarındaki Esme Adası ve Bella’nın vampire dönüşme aşamasını içsel olarak ekrana yansıtılması bölümleri dışında seyir keyfi olmayan, grafik çalışmalarıyla hayal kırıklığı yaratan, soundtrack albümü dinlenesi bir film ortaya çıkarmış, Twilight ekibi.

Serinin her bölümünde farklı bir yönetmenle çalışan yapımcılar ise, bir nevi sonuna geldikleri hikayede aradıkları yönetmeni bulamamışlar hissiyatı veriyorlar. Neyseki devam filmi part II’yi aynı yönetmen Bill Condon ile çekmişler.Böylelikle en azından ikiye böldükleri film içinde farklılık yaşamayacaklardır diye umuyoruz.

 Aylin Solakoğlu

Twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5