Melancholia (2011): Melankoli

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Zıt karakterlere sahip iki kardeş, birinin adı Justine diğerininki Claire… Justine depresif, gerektiğinden fazla sakin ve mutsuz; Claire ise daha panik, şüpheci ve sıradan. Claire zengin bir kocası ve küçük bir çocuğu olan, büyük bir malikânede yaşayan çok da anlaşılması zor olmayan bir karakter. Haklı olarak geleceğe dair ümitleri, korkuları ve beklentileri var. Justine ise ruh hali ciddi anlamda çalkantılı, yaşamaktan keyif almayan ve etrafındaki sahteliklerden bıkmış biri. Film, Justine’ın düğünü ile başlar. Daha doğrusu damat adayı ile birlikte düğün arabasında otururken… Her şey ağırdır. Claire mutlu ve olması gerektiğinden bir hayli sakin. Düğüne geç kalma telaşı yaşamayacak kadar umursamaz bir ruh halinde. Öyle ağırdan alır ki, düğün organizasyonunu kendiniz yapmış gibi gerer sizi başlangıç sahnesi. Nitekim orada kendinizi yerinize koyduğunuz Claire ve kocası vardır. Yoğun emek harcanmış bir düğün organizasyonu, bekleyen konuklar ve düğün klişeleri…

Düğün sahnesi epey ilgi çekicidir. Konukların tavırları, bayağılık içeren diyaloglar ile içinden çıkılmaz bir hâl… Burada sınıfsal ayrım yapan burjuva sınıfının insanları, yapay kahkahalar, eğleniyormuş gibi gözükmeye çalışan onlarca insanın sahtelikleri ruhani anlamda daralma kat sayısını zamanla daha da arttıran unsurlar oluyor. Hem Justine, hem de seyirci açısından… Kocasının ve kız kardeşinin tüm çabalarına rağmen an ve an mutsuzluğa sürüklenen Justine’ın ruhsal değişimini yansıtış biçimi, seyirciye de o melankoliyi aşılamaya başlıyor adeta.

melancholia1

Bir de perdenin öteki tarafı var tabii. Film iki bölümde inceleniyor. İki farklı ruh hali, iki farklı kardeşin penceresinden gözlemleniyor her şey. Bu gözlem esnasında bir de kıyametin yaklaştığı haberi geliyor. Melankoli isimli bir gezegenin dünyaya çarpmak üzere yaklaştığı haberi, yani sonun başlangıcı… Karakterleri gibi, tepkileri de farklı olan iki kardeş. Biri umursamaz, yaşamdan ümidi kesmiş; diğeri ise tez canlı, geleceği kuran, tedirgin… Bu tezat karakterler içinde insanın hatta daha sübjektif olarak kadının doğasına genel bir bakış. Ama bunu yaparken kıyametin yaklaşması göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Trier’in tüm filmlerinde gerek kamera tekniklerinin, gerek kullanılan ışıkların etkisi ile ortaya çıkan gerçekçilik yine hâkim. Diğer kıyamet filmlerinin tam aksine tabii ki artı puan yazılıyor filmin hanesine, lâkin şu da var, yine Trier filmlerinin klasik boğucu atmosferi ciddi anlamda baskın Melankoli’de. Zaten ismi Melankoli olan bir filmden çok da iç açıcı sahneler beklemek hata olur, öyle değil mi?

Film Cannes’ta olumlu tepkiler aldı ve Antichrist’i bir nebze unutturdu. Bu tepkileri alırken Trier’in Hitler’e karşı kurmaya çalıştığı empati tekrar eleştiri oklarını kendisine yöneltti. Zamansız mıydı, yoksa tam zamanı mıydı bilinmez ama Trier böyle zamanlarda polemik yaratmayı seven bir yönetmen. Nitekim sözlerinden açıkça Nazi hayranlığı çıkarmak abesle iştigal olur ama Hitler’e karşı bir ilgi duymadığı da söylenemez. Şöyle ki, en önemli filozoflardan Nietzsche’nin üstinsan tanımından Hitler’in etkilendiğine dair birçok bilimsel araştırmalar yapılmış ve bu iki isim birçok platformda ilişkilendirilmiştir. Nitekim Nietzsche’nin de mitolojik semboller, Pagan inancı ve Hıristiyanlık hakkında ciddi anlamda tezleri olmuş, bunların bir kısmını Antichrist adlı kitabında yazmıştı. Hatta Trier’in bir önceki filmi olan Antichrist’te bu kitaptan ciddi anlamda alıntılar taşıdığı rahatlıkla söylenebilir. Yani Trier’in fikir bazında Nietzsche veya Hitler ile uyuştuğu yerler olabilir ki bunları söylemekten de çekinmiyor.

melancholia 2

Usta yönetmen kıyamete bakışında da birçok mitolojik unsuru kullanarak anlaşılması ciddi anlamda zor olan bir film çekmeyi başarıyor.

Zaten anlaşılması konusunda kendi sözü olan;

“Filmin konusunun ne olduğunu söyleyebilirim ama nasıl ve niye yaptığımı söyleyemem.
Böylece oturup filmin sonuna kadar komplo teorileri kuracaksınız. Bir planım var ve bu planı asla anlamayacaksınız
” dikkat çekmekte fayda var.

Bu sözden sonra amacı yeterince açıklayıcı oldu sanırım.

Melankolik Justine, endişeli Claire ile iki ayrı bölümde kıyamete giden yolu felsefi düzlemde irdeleyen Trier, bu kez seyircinin beyninde kıyameti kopartmak istemiş olacak ki, anlaşılması ciddi anlamda zor, yorucu bir film ortaya koymuş. Bunu ortaya koyarken kullandığı altyapıyla da hayranlarını bir kez daha mutlu etmeyi başarmıştır.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5