Medea (1988): Mitolojiden Nağmeler…

Ahmet Tuğcu
Ahmet Tuğcu
13 Kasım 2012

Batı sinemasının en önemli esin kaynaklarından bir tanesidir Yunan Mitolojisi. Sinema sektöründe üretkenliğin son derece zayıfladığı dönemlerde senaryo hazinesi olarak görülmüş; kullanılabildiği kadar kullanılmış bir mit, birçok efsane… Göz ardı edilecek gibi değil, karakterler ve hikâyeler; tarihi, distopik ve hatta bilim kurgu türünde kullanılabilen onlarca, yüzlerce unsur taşırken, yönetmenlere adeta imkânlar silsilesi sunuyor. Hâl böyle olunca, biz, nam-ı diğer Türk seyircisi beyazperde aracılığıyla aşina oluyoruz bu efsanelere.

Medea, bir trajedinin başkahramanı… Nefret, aşk, intikam üçlemesinin vücut bulmuş hâli adeta. Evlenmek için kendi kardeşini öldürmeyi göze almış biri. Gözü kara, kolay pes etmeyen fıtratı göz önüne alındığında, yaşadığı travmalar geleceğin habercisidir bir nebze. Evliliğinin ilk günü ihanete uğradığına bizatihi şahit olur. Hemen ardından Kral Kreon tarafından sürgüne gönderilme kararı alınır. Hiçbir şey aşk acısından daha beter değildir diyen biri için yaşadıkları hazmedilecek cinsten değildir. Hâliyle olaylar bundan sonra başlar. Sürgüne gitmeden evvel bir gün hazırlanma süresi talep eder. O günden başlayıp Aegeus’a sığınmasına kadar yaşananlar geçmişinde yaşadıklarını bile gölgede bırakacak derecede çarpıcıdır.

Tam da Lars Von Trier’lik hikâye aslında, değil mi?

Şeytani bir kadının mağduriyete uğraması… Psikanaliz ve insanların muhtelif ruh hallerinin yansıtılmasından bu denli hoşnut olan bir yönetmen için biçilmiş kaftan. Her ne kadar konu sürükleyici bir yapıma çok uygun olsa da, gerek filmin bütçesi, gerek imkânsızlıklar, gerekse de Trier’in acemilik dönemi olması filmin sürükleyiciliğine epeyce olumsuz yansıyor.

medea1

Film başladığında karakterleri tanıyoruz.  Bu bölüm, filmin en seyredilesi kısmı olarak göze batıyor. Oyunculuk anlamındaki aksaklıkların, teknik anlamda da ön plana çıkması filmin sivrilmesine önemli ölçüde engel gözükse de başlangıç kısmından alnının akıyla çıkabiliyor usta yönetmen. Fakat insanların ruh halleri yansıtılırken, oyuncuların ve dublör, makyaj gibi yan faktörlerin de yönetmeni desteklemesi lazım gelir. Bu gibi unsurlardan yeterince destek alamayınca film zaten ağır çekimin etkisiyle seyirciden uzaklaşırken cazibesini tamamen kaybediverir. Acı dolu bir hikâyeyi (ki eşine benzerine ancak Türk dizilerinde rastlanır) seyirciye yansıtırken oyuncunun bu olayı bir nebze hissetmesi filmin olmazsa olmazı haline gelir.

Karakterleri tanıdıktan sonra hikâyenin ana hatları sergilenmeye başlıyor ki, orada teknik aksaklıklar ciddi anlamda etkisini göstermeye başlıyor. İlk iki filminde olduğu gibi seyirciyi yine boğmaya uygun bir atmosfer oluşturan Trier, belki ruh hallerini doğru yansıtmak açısından doğru bir hamle yapıyor olabilir ama sonucunda Media’nın trajedisi, seyircinin trajedisi hâline gelmeye başlıyor. Anlatımın ağırlığı, oyunculuğun zayıflığı, olmayan müzikler gibi olumsuz etmenler iyice ön plana çıkınca Trier, Europa serisine ara vermekle hata mı yaptı diye düşünmeden edemiyorsun.

Şu noktayı belirtmekte fayda var. Trier düşük bütçeden çok olumsuz etkilenecek bir yönetmen değil. Bu bütün filmlerine bakılarak söylenebilir. Fakat Tüm bunlar göz önüne alındığında, Lars Von Trier’in en zayıf halkalarından biriyle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Tabii bu filme bakılarak değerlendirme yaparken bazı kriterleri de göz önünde bulundurmak lazım. Henüz üçüncü uzun metrajlı filmi olan Medea’da usta yönetmen ciddi anlamda tarzını oluşturmaya başlamıştır. Sinema filmi olmadığı, yalnızca Danimarka televizyonlarında yayımlanmak için çekildiği göz önüne alındığında hayal kırıklığı tabirinin sert olacağı lâkin seyri zor bir film olduğunun vurgulanmasının da doğru olacağı bir yapımdır Medea.

AAT

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5