Rise of the Planet of the Apes (2011): Köle ve Efendi

Kaan Karsan
Kaan Karsan
06 Ağustos 2011

1968’de, yani Kubrick’in “2001: A Space Odyssey”inin bilimkurgu sinemasında çığır açtığı sene ilk filmi gösterilen ve bilimkurgu sinemasının en önemli fenomenlerinden biri haline gelen Maymunlar Gezegeni mitolojisi, bir “zero” filmiyle pahalı bir prodüksiyon olarak geri dönüyor. Serinin, dönemine göre büyük bir teknik başarı olan ve düşünsel olarak süregelen tabuları tersyüz edebilecek yepyeni bir felsefe sunan ve verdiği mesajlar günümüz için bile yenilikçi olan ilk filmi “Planet of the Apes”den sonra ardı ardına çekilen dört devam filmi, birkaç televizyon filmi, televizyon dizileri hiçbir zaman ilk filmin çığır açıcılığına ulaşamamışlardı. İlk filmin şok ediciliğini zaman içinde sindirmiş olan izleyici ise, devam filmlerinin başına çok daha az beklentiyle oturmalıydı.

İlk filmden tam 43 sene sonra, büyük bütçeli bir film için tecrübesiz sayılabilecek bir yönetmen olan Rupert Wyatt ile Maymunlar Cehennemi, geri dönüyor.  Film ilk filmle olan organik bağını yoğun göndermelerle muhafaza etmeye çalışsa da, önceki filmlere oranla çok daha farklı tarzda bir film olduğu ve Wyatt’ın filme bambaşka bir ruh kazandırdığı bariz bir biçimde görülebiliyor.

Film günümüz San Francisco’sunda gelmişmiş ilaçlar üretmek için maymunlar üzerinde deneyler yapan  genetik mühendislerinin onların hafızalarında, zekalarında ve düşünce sistemlerinde büyük bir gelişime yol açmaları ile birlikte bir “köle – efendi” savaşının tohumlarını ekmelerine odaklanıyor. Bu hızlandırılmış ve kontrolden çıkmış evrim, maymunların insanlar kadar iyi düşünebilip kendilerine yapılan zulme karşı baş kaldırmalarına ortam hazırlıyor.

Karşımızda yeniden yorumlanmış ve farklı noktalara çekilmiş bir “köle – efendi” çatışması olduğu çok açık. Hatta  bu süreçte, kimin tarafını tutacağımız, kime hak vereceğimiz konusundaki kararı da -biraz da senaryonun yönünden olsa gerek- yönetmenimiz Rupert Wyatt vermiş. Çünkü bu hikayenin genelinde insandan çok maymunlar var ve yine bu hikayede başrolde  James Franco’dan çok müthiş bir animasyon teknolojisiyle bizi gerçekten duyguları olduğuna inandırdıkları  lider maymun Ceasar var.

Bu filmin tabii ki de ilk filmdeki  “toplum – din” eleştirilerinin, çevreci söylemlerin, insan doğasının zayıflıkları üzerine hiç çekinmeden yaptığı saldırıların yanında çok daha hafif ve çerezlik bir film olduğu bir gerçek. Ancak bu “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ın değerini azaltmıyor, sadece başka bir kategoride değerlendirilmesine neden oluyor. Zira daha önce de yazıda geçtiği gibi, her ne kadar filmin içinde ilk filmle bağlantılı ve onun dünyasına katkı sağlayan bir sürü gönderme yer alsa da, film tamamen kendi tarzını yaratıyor ve bir şeyin başlangıcı veya bir elementi olmaktan çok yepyeni bir serinin temellerini atıyor. Bunu ise orijinal ilk filme olan büyük saygısını her saniye göstererek yapıyor.

Filmi izlerken, daha önce ortalama eleştiriler alan “the Escapist(2008)” dışında çok da adını duymadığımız Rupert Wyatt’in çokça gelecek vadeden, yetenekli bir yönetmen olduğunu anlamamız çok uzun sürmüyor. Zira Wyatt’in mizansen başarısı ve öykü anlatıcılığındaki sürükleyiciliği her saniye daha çok dikkat çekiyor. Dokunaklı bir hikayeyi hiçbir anında acındırmaya kaçmadan, hem gerçekçi, hem sert hem de duygusal olarak verebilmek gerçekten önemli bir başarı. Bunun yanısıra filmde uzun süre akıllardan çıkmayacak birkaç iyi sahne de yer alıyor.

Filmin ilk filmden uzak bir noktada konumlanmasına neden olan en önemli mevzu, filmin mevzunun düşünsel kısmından uzak durarak sadece bir öykü anlatmaya çabalaması. Zira filmin hiçbir anında ilk filmdeki gibi derin ve üzerine düşündüren mesajlar vermediği çok açık. Bunun yerine filmin bu yönü birkaç sıradan ve gizli olmayan mesajla boş bir teneke olmaması için geçiştirilmiş. Bu filmi hafifçe sıradanlaştırsa da, öykü anlatımındaki başarıyla beraber etkisi azalmış.

Uzun lafın kısası, “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” yaz aylarında karşımıza çıkmış en iyi seyirliklerden biri, belki de birincisi. Hiçbir anında saatinize bakmanıza dahi izin vermeyen, süratli, iyi çekilmiş, iyi kurgulanmış, öyküsü iyi anlatılmış harika bir seyirlik. İlk filmdeki derinlik fazla önemsenmemiş olsa dahi, ana mitolojinin sırlarına ışık tutmaya da çalışılmış. Bilet parasının hakkını son kuruşuna kadar verecek olan bir film.

 

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5