Mad Men: Hey man! İnsanım ben

Fatma Onat
Fatma Onat
29 Ocak 2012

 

Söz konusu reklam olunca hakikate lüzum yoktur. Reklamın ve onun alacalı dünyasının hikâye edildiği bir senaryonun oturduğu zemin de işte bu hakikatsizliktir. Bu sayede her şeyin çok sağlam bir dramatik yapı üzerine inşa edildiğini daha en başından görmek mümkün.

2007’de ilk sezonu yayınlanan, 2012’de yayınlanacak 5. Sezonu bizde de heyecanla beklenen, Altın Küre ödüllü Mad Men, tüketimin vitrinini en iyi hale getirmeye çalışan bir sektörde, reklam dünyasında mesleki kabiliyetleri ve vazgeçilmez erkeklikleriyle hayatlarını sürdüren adamların ve onların karısı, sekreteri, bakıcısı olan kadınların hikâyesini anlatır. Ve her sekreterin bir hayali vardır: Banliyöde lady olmak.

Ergenliğinin bir kısmı Cesur ve Güzel, Yalan Rüzgarı’na kurban verilmiş bir kuşağın insanı olarak o dizilerde dikkatimi çeken bir durum vardı. Belli bir mesleğe mensup insanların işlerinin derinliğinden (neyin derinliği vardı ki dediğinizi duyar gibiyim) hiç söz edilmemesi sinir bozucu gelirdi. Moda sektöründe çalışan bu insanlar aşktan meşkten başka şey konuşmazlardı. Rich tam yeni tasarımından söz edecekken içeri Brook girer ve yine mevzu aile içi şehvete sarardı. Çok şükür zaman geçti ve biz o yılları atlattık. Mad Men izlerken en çok hoşuma giden durumlardan biri de işleri ortada olan bu adamların, sektöre dair her türlü vaziyeti en incelikli biçimde seyirciye aktarabilmesi. Nerden nereye?

 

 

Yok sayılanlar mutlu olmazlar

Günümüzde de mantığını çok değiştirmemiş reklam sektörünün 1960’lar Amerika’sında nasıl işlediğini, müşteri temsilcisi – yaratıcı ekip çekişmesini, müşteri – ajans çatışmasının sahte uzlaşmasını detaylarıyla gözler önüne seren,   icra edilen meslekten çokça bahsedilen bir dizi Mad Men. Dönem atmosferi, karakter derinlikleri, fiziksel göstergeleri (beden, sigara, içki, ambalaj, …) en iyi şekilde tasarlanmış, fotoğrafı da hikâyesi de güçlü bir yapım. Siyasal ve tarihsel bir fon her bölüme eşlik etmekte. Irkçılık, cinsiyetçilik, kapitalizm. Bu noktada en çok dikkat çeken durumlardan biri de 60’larda ‘kadın olma’ hali. Don Draper ve ahalisi erkeklerin dünyasında varoluşlarını sağlamlaştırmaya çalışırken, görünmezliğiyle yokoluş içinde debelenen kadınların vaziyetlerine dair durumlar çok etkili bir biçimde anlatılıyor.

Belirlenmiş yaşamlar

O yıllar sekreter, eş ve yardımcı elemandan öte konumlandırılmayan kadınlar var New York’un göbeğinde. Bireyselliğini fark etmesine izin verilmeyen kadınlar, erkekler için ‘en iyi’ olma yarışı içine girerken gün gelir benliklerine de uyanırlar fakat kazınmış bir anlayışın üstesinden gelmek o kadar da kolay olmaz. Yaratıcı fikirlerin dünyasında yeteneğiyle varolan bir kadın olmak için yaratıcı zekaya katkı yapmasına izin verilmiş tek kadın Peggy Olson olmak gerekmektedir. Tabii oyunun eşit uygulanmayan kuralları içinde cinsiyet yenilgisini de göze alarak. Tabir yerindeyse ağzıyla kuş bile tutsa kadın kadındır yerleşik bakış açısı içinde. Güzel giyinmeli, mis kokmalı, çocuklara iyi anne, kocaya iyi eş olmalı. Her koşulda her şeye hazır beklemeli, beyaz, burjuva kadının temsilcisi Betty Draper gibi. İtaatkar, kendini dinlemeyen, erkeğin sesiyle yönünü belirleyeni makbul olanı. Erkeğin dışarıdaki ‘zorlu’ çabasının karşılığı evdeki ‘uzlaşmacı’ kadın olunca hayatın dengesi sağlanır adeta. İşler tersine gittiği noktada düzen de altüst olur. Çalışan kadın için de işler pek yolunda değildir. İşinizi istediğiniz kadar iyi yapın yine de iyi bir kalçanın söylediklerine üstün gelemezsiniz. Bu noktada güzel olmanın etkisi fazlasıyla büyüktür. Bu etkiyi yakalamak arzusundaki kadınlar daha güzel görünmek için yorucu bir efor sarfederler. Yürüyüşleri de bu çabanın süsü niteliğindedir. Joan Holloway’in endamı da bu yorucu eforun görünür kılındığı bir salınış içindedir. Joan, sürekli altı çizilen ‘beden’ vurgusu içine sıkıştırılması sağlanmış bir karakterdir. İşindeki yeteneği, tavrı bir yana güzel kalçaları bir yanadır.

 

Çift kişilikler

Karşılığı ödenen ‘emek’ alanlarını işgal eden erkeklerin, kadınları sıkıştırdıkları alanda mutlu kılma çabaları huzursuz bir eviçi ortamı da yaratır çoğu zaman. Kontrollü olmaya çalışan çiftlerin sınırları da gittikçe daralır. Dar alan her iki taraf içinde sıkıştırılmışlık duygusu yaratır. Temelde kontrol yine erkektedir elbette. Dizideki bütün erkekler bu sınarları dışarıda genişletme imkanı ararlar. Bu davranışsal olarak da görünür kılınır. Don Draper’ın, karısı ve diğer kadınlarla sevişme tarzı arasındaki fark da bu durumun bir sonucu olarak ele alınabilir. Evdeki ‘sıkıcı’ ve steril düzen yerini dışarıdaki daha özgür ve dağınık alana bıraktığında kimlikler de kendini salar. Şiddet de şefkat de başka türlü yansır. Bu ikili karşıtlık sektördeki çarpıklığa da karşılık gelir. Ambalaja ve reklama bürünmüş her ürün içindekinin gerçek kimliğini yitirmesine sebebiyet verir. Çünkü önemli olan görünendir. Dizideki dünyada da işler görünür olanla ilerler. Görevler doğru yapılıp, çark düzgün döndürüldüğü sürece sırların, çarpıklıkların ifşasının gereği yoktur. Önemli olan pazarlamak her şeyden önce iyi pazarlanmaktır. En iyi şekilde pazarlanan beşinci sezonu da heyecanla beklemekteyiz!

Araç çubuğuna atla