Mad Max: Fury Road (2015): Serinin Doruk Noktası

Ali Ercivan
Ali Ercivan
16 Mayıs 2015

1979 tarihli ilk Mad Max filmi, “Birkaç yıl sonra” ibaresiyle başlar. Yetmişli yıllarda baş göstermekte olan petrol krizlerinin çok yakın bir gelecekte dünyayı değiştirip kaosa sürükleyeceği öngörüsü üzerine kurulmuştur bu film. Oldukça düşük bütçeli bir Avustralya filmi olan Mad Max, büyük bir post-apokaliptik dünya tahayyülüyle çıkmaz karşımıza. Her şeyden önce bütçesi izin vermediği için… Sinemasal açıdan iyi yıllandığını söyleyemeyeceğimiz bu kült filmin grotesk kötüleri ve çeteleri hiç gerçek olmadı belki. Ancak seksenlerle birlikte Ortadoğu üzerinden yürütülen oyunların ve petrol savaşlarıyla beslenerek alevi tüm dünyayı saran terörizm gerçeğinin izdüşümleri olarak bugün bile gayet ileri görüşlü tasvirler sayılabilir hepsi.

mad_max_32-2

Yönetmen George Miller bu arka planı ikinci filminde daha da genişletti, ileri taşıdı. Fakat öyküsünü kurduğu zemini hiçbir zaman bağıra çağıra dillendirmedi, ona bir fon olmaktan fazla işlev yüklemedi. Yüzeyde hep aksiyon sinemasının kalıpları içinde bir hayatta kalma öyküsü anlattı. Her seferinde de oldukça basit öykülerle ve merkezine hep mecburi bir yolculuk öyküsü koyarak. Kötü adamlara yakalanmadan bir noktadan diğerine ulaşması gereken bir tanker, kurtuluş umutlarını buna bağlamış bir grup insan ve onları koruyup kollayan Max. 1983 tarihli ikinci film The Road Warrior, ilk üçlemenin bugün bile yüksek seyir zevki veren doruk noktası oldu. Üçüncü film Beyond Thunderdome, özellikle final bloğundaki aksiyon sekansıyla tatmin edici ama öyküsüyle serinin en zayıf halkasıydı. Ancak Mad Max’in mitolojisini biraz daha genişletmiş, dünyanın (belli ki ilk filmden sonraki bir noktada) nükleer savaş sonucu bu hale geldiği bilgisini de vermişti. Fakat George Miller üçüncü filmin ardından bu seriyi bir kenara bıraktı ve kendine oldukça şaşırtıcı seçimlerle dolu bir kariyer oluşturdu. Filmografisi içinde Lorenzo’s Oil gibi ağlak Hollywood melodramlarının senaryosu (ilk Oscar adaylığı), Babe gibi sosyalist alt metinli bir çocuk filmi (Oscar ödüllü bu yapım Miller’a senarist ve yapımcı olarak birer adaylık daha getirdi, devam filmini bizzat kendi çekti) ve en nihayetinde Oscar kazandığı Neşeli Ayaklar (Happy Feet) adlı animasyon öne çıktı. Bütün bunlar bizi 2015’e, yeni Mad Max filmi Fury Road’a kadar getirdi.

Miller bu yeni filminde, bir tarafları her defasında eksik kalmış ama aslında hep gerçekleştirmek istediği, ideal Mad Max filmine hayat vermiş sanki. Günümüzün teknik olanakları sayesinde görkemli bir aksiyon filmi her şeyden önce karşımızdaki. Jason Bourne filmlerini saymazsak, bugüne kadar bu düzeyde bir aksiyon filmi izlemediğimizi düşünüyorum. Bunun önemli sebeplerinden biri de CGI’a bel bağlanmamış olması… Ancak tıpkı Bourne filmlerinde olduğu gibi, aksiyonun bu denli tatmin edici olmasının tek sebebi müthiş bir koreografiyle nefessiz bir şekilde perdeye taşınmış olmaları değil. Bir aksiyon filmi için gayet sağlam öyküsü, karakterleri, dramatik ve düşünsel zemini… Miller bunları aksiyonun önüne geçmeyecek şekilde, son derece ekonomik değerlendiriyor film boyunca. Bilmemiz veya görmemiz gerekenden fazlasını kullanmıyor. Bu da yeterli zaten. Filmi böylesine sıkı ve sağlam yapan, yönetmenin bu tercihleri…

max_1_manşet-2

Her şeyden önce, Fury Road sadece Max’in filmi değil. Hatta öyküyü ileri taşıyan Max’ten ziyade Charlize Theron tarafından canlandırılan İmparator Furiosa. Üçüncü filmde Tina Turner’ın canlandırdığı Aunty tarafından yönetilene benzer, kapitalist düzenin yeniden hayat bulduğu küçük bir kent modelinin üst düzey subaylarından biri Furiosa. Bu kentin başındaysa Immortan Joe adlı bir tiran var. Çorak coğrafyanın ortasında bulduğu su kaynağını halkı kendine bağımlı hale getirmek için kullanan bu acımasız adam, kölesi olarak kendine bağladığı kadınları birer damızlık gibi, sadece çocuklarını doğurtmak amacıyla kullanıyor. Furiosa da sonunda dayanamayıp bu gelinlerden birkaçını kaçırmaya karar veriyor. Çocukluğundan hatırladığı, yeşil ve sulak topraklara… Daha iyi bir hayatın olduğu çok uzaktaki o topraklara ulaşma isteği, önceki filmlerde de karşımıza çıkan bir temaydı. Yolu aslında tamamen tesadüfen Furiosa’yla kesişen Max biliyor ki boş bir umut bu. Ve umut, Max’in dünyasında zararlı bir şey. Umut ettiği şeyi bulamadığında insan delirebilir. Biraz Max’in kendisi gibi…

Sadece yıkım ve ölüm üzerine kurulmuş bir erkek dünyasından, yardım etmeye başladığı kadınlar aracılığıyla Max de yeniden umuda yolculuk etmeye başlıyor. Birçok farklı doğum / yeniden doğum vaadi var çünkü bu yolculukta. Türlü türlü bitkinin, sebze ve meyvenin tohumları var… Immortan Joe’dan uzakta doğup büyüyebilecek bebekler var… Max’in bu yolculukta kamyon kullanmak ve kötüleri öldürmek dışında en büyük ve asıl kilit işlevi de Furiosa’ya doğru rotayı işaret etmek: Asla ulaşamayacakları bir hayale varmaya çalışmak yerine, kaçmaya uğraştıkları kenti / dünyayı kurtarıp dönüştürmek zor ama daha gerçekçi bir alternatif. Max’in görevi onlara bu yolda yardım etmek. O dünyayı yeniden kurmak ise kadınlara kalıyor. Aksiyon sinemasında görmeye alışmadığımız kadar kadın merkezli bu tahayyül, Fury Road’u böylesine değerli yapan şeylerinden başında geliyor.

max_2321

George Miller ilk üç filmden o kadar çok öğeyi yeniden kullanmış ki serinin hayranları için bunları keşfetmek de ayrı bir zevk. Immortan Joe’yu canlandıran aktör Hugh Keays-Byrne, ilk filmin esas kötüsü Toecutter’ı da oynamıştı mesela. Toecutter’ın o filmin sonundaki kazadan ağır yaralı olarak kurtulduğunu ve zaman içinde Immortan Joe’ya dönüştüğünü hayal etmek bile enteresan bir fikir olabilir aslında. Nicholas Hoult’un oynadığı Nux, ikinci filmdeki Gyro Captain’ın bir versiyonu gibi… Bu arada Hoult’un, Theron’la birlikte kesinlikle filmin ikinci yıldızı olduğunu da eklemek lazım. About a Boy’la çocuk oyuncu olarak tanıdığımız ve son yıllarda şaşırtıcı derecede başarılı bir kariyer inşa eden genç aktör, Fury Road’da unutulmaz bir karaktere hayat vermiş. Daha sayacaklarım var… Mesela hareket halindeki araçlar arasında gidip gelmek için kullanılan uzun çubukları ilk filmde tek bir sahnede görmüştük. Görkemli kum fırtınası, üçüncü filmin sonunda da karşımıza çıkmıştı. Gelinlerden birinin elindeki müzik kutusu, ikinci filmde Max’in Feral Kid’e verdiği kutuyu hatırlatıyor… Immortan Joe’nun kenti yönetmekte kullandığı adamlarından biri olan cüce, üçüncü filmden… Hatta aslında Furiosa da ikinci filmin daha geri planda kalmış kadın savaşçılarının nihayet kahraman mertebesine yükselmiş hali…

Kısacası, George Miller ilk üç filmde kullandığı bir sürü fikri, karakteri, hatta oyuncuyu çok daha büyük imkanlarla, olay örgüsünün basitliğinden ödün vermeden ve kadın merkezli bir öyküyle yeniden tasarlamış. Ortaya da muhtemelen hep hedeflediği ölçekte ve bugüne dek izlediğimiz en iyi Mad Max filmini çıkarmış. İlk üç filmin en sorunlu tarafı müziklerdi. Bu kez o sorun da çözülmüş. Junkie XL imzalı özgün müzikler, filmin kıyameti çağrıştıran atmosferini muhteşem bir şekilde tamamlıyor. Ayrıca önceki filmleri izlememiş olanlar da bir şey kaçırmaktan endişe etmemeli çünkü aslında serinin tüm filmleri gibi, Fury Road da kendi başına ayakta duruyor. Ben böyle övgüler düzmeye daha uzun uzun devam edebilirim, diyeceğim odur ki kimse bu filmi kaçırmasın!

Twitter: aliercivan

**

Yönetmen: George Miller
Senaryo: George Miller, Brendan McCarthy, Nick Lathouris
Oyuncular: Tom Hardy Charlize Theron, Nicholas Hoult, Josh Helman, Zoe Kravitz
Yapım: Avusturalya, ABD, 2015
Süre: 120′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5