M (1931): Katil Nerede?

Kaan Karsan
Kaan Karsan
19 Ocak 2012

Bütün sanat dalları gibi sinema da, içerisinden çıktığı toplumun o güne değin biriktirdiklerini ve bundan sonra biriktireceklerini yansıtan, iyi hafızalı ve kâhin bir aynadır. Bu nedenle de Godard’ın sarf ettiği “fotoğraf gerçektir, sinema saniyede 24 defa gerçektir.” sözleri dürüst sinema bir yana, provokatif ve pragmatist olarak kabul edilebilecek kurmacaların dahi belli miktarlarda ihtiva ettiği belgeselliği genelleyen, başucu kelamlarıdır. Sinemanın, geçmişin mirasını kullanarak geleceği haber etme çabası, içe dönük bir eleştirellik taşıyan filmlerde elbette ki daha belirgin vaziyetlerde karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki Chaplin’in yaşadığı toprakların tozunu yutan Modern Times’ı insan doğasına tezat tavırları gitgide sertleşecek olan sanayileşmenin ve kapitalizmin alarmını çalarken, Fritz Lang’ın “M”i de Orta Avrupa’yı işgal edecek olan korkunç bir ideolojinin, yani faşizmin habercisidir.

Sesli sinemanın yaygınlaştığı, her hamlenin deneysel olarak addedildiği, sinema sanatının belli kalıplara göre şekillendirildiği ve kabuğunu değiştirdiği sinemanın ilk döneminde, “M” ile birlikte “ses”i ilk kez kullanan Fritz Lang, kadim dostu “sessizliği” de bir anda kapı dışarı etmeyip filmdeki başrollerden birini ona veriyor. Lang gerilimi oluşturmak konusunda başlıca detay olarak kullandığı arka plan sessizliğiyle eşsiz bir sinemasal çatı kuruyor. Sosyal gerçekçi ve tekinsiz sularda gezinen ve günümüz gerilim sinemasının genel taslağını oluşturan “M”, ana mesele olarak da en temelde psikopat bir çocuk katilinin toplum etiğiyle yaşadığı çatışmayı ele alıyor.

Yaşadığı dönemin kendisine koyduğu engelleri, zamanın çok ötesindeki hayal gücüyle aşan bir yönetmen Fritz Lang. Bu nedenledir ki, Metropolis’in bilimkurguya yaptığı katkının bir benzerini “M” de gerilim janrına yapıyor. “M” ile birlikte katili önemli bir merak unsuru olarak gizleme ve soruşturma evresini sürükleyici bir anlatımla karmaşık hale dönüştürme gibi tanıdık gerilim klişeleri de büyülü perdeye merhaba diyorlar. Geniş bir sinemasal vizyon ile aksiyonun altı kısılıyor ve salt karanlık gerilim dört bir yana aksettiriliyor. Yazılan güçlü replikler karakterlerin ağzından dökülürken, seyirci kendini Lang’ın avucunda ve sürüklenmeyi bekler bir vaziyette buluveriyor. Zaten Fritz Lang’ın şeytani planı da bu: seyirciyi “katil kim” sorusuna mahkum etmek ve nihayetinde beklenenden çok daha uzun bir cevap vermek. Zira, seyreden uzun bir süre aksini düşünse de, “M”, “katil”in değil, “katilleşme”nin; “birey”in değil, “toplum”un hikayesini anlatıp, beklentiyi tersine çevirmek ve seyreden herkese okkalı bir tokat indirmek istiyor.

Almanya’nın pre-nazizm döneminde, paranoyak bir iki savaş arası toplumundayız “M”de. Faşizmin gölgesinde peydah olan bir çocuk katili, zaten sosyal bir gerilimin hezeyanlarını yaşayan bir halkı adeta uçuruma sürüklemek niyetinde. Mezkur gerginliği her cinayetiyle biraz daha körükleyen, koskoca bir kasabayı gündelik yaşantısından büsbütün alıkoyan sorunlu katil, Lang tarafından adeta bir yem olarak kullanılıyor. Lang’ın dahiyane yöntemleriyle filmi izleyen herkesin finalde katilin yakalanması ve cezalandırılmasıyla sonuçlanacak bir psikolojik rahatlamayı arzulaması sağlanıyor. Fakat Lang, filmin fazlaca meşhur duruşma sahnesinde, yarattığı dünyayı kendi elleriyle parçalayarak kamerasını sert bir hamleyle toplum vicdanına(ya da vicdansızlığına) çeviriyor. İşlenmiş bir suçu, intikam duygusuyla toplumsallaştırarak hazmı zor bir dönem portresi çiziyor. Birkaç sene sonra kendinden başka her şeye düşmanlaşacak bir toplumun emekleme sürecini ürkütücü bir farkındalıkla beyazperdeye taşıyor. Böylece artık katil kim sorusunun cevabı, tekil yargılarda aranamıyor.

Sinema tarihinin gelişim sürecinde bir mihenk taşı olan “M”, dışavurumcu bir sinemanın çok değerli bir klasiği… Katil etrafından toplumu ele alan ve aç bir toplumun faşizm zehriyle doyacağı günlere adım adım yaklaşmasını resimleyen film, halen sizi metinsel anlamda çok şaşırtacak detaylar içeriyor. Taşranın faşizm yakınsamasına odaklanan, hatta Haneke yapıtı Das Weisse Band ile de uzaktan akraba olan Lang başyapıtı, fotoğraf dürüstlüğünün en net örneklerinden biri.

***

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

***

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5