Logan (2017): Lanet Olsun Süper Kahramanlıklara!

Son yıllarda çekilen neredeyse bütün süper kahraman filmlerinde plan, kaynak malzemesinin ezberinden hiç şaşmadan aynı… Kahraman sıradan bir insan, ansızın büyük bir travmayla karşı karşıya gelip büyük bir çöküş yaşıyor, yeniden ayağa kalkmanın mücadelesini veriyor, farklılıklarını keşfediyor ve kucaklıyor, dünyayı ya da şehrini kurtarıyor. Film birden fazla süper kahramanın sahneye çıkacağı bir sahne tesis ediyorsa bu kez formül şöyle: Birbirlerinden hiç hazzetmeyen muhtelif karizmatik süperler bir şekilde aynı takımda toplanırlar. Zamanla birbirlerinin eksiklerini kapatmaya başlar, takımdaş olmayı öğrenirler, nihayetinde de dünyayı ya da şehirlerini kurtarırlar. İki büyük rakip çizgi-roman firması, sinemadaki rekabetlerini aynı formülün farklı uygulanışları üzerine kurmuş durumdalar. Mesela sıkıcılığını mizah dünyasını üzerine kurduğu sosyal medya çağı şakaları üzerinden gizlemeyi daha iyi başaran Deadpool, ödül sezonunda bile adı anılır filmlerden biri olabilmişken takımı bir araya toplamaya çalışırken sinemanın bütün unsurlarını dağıtan Suicide Squad yılın en popüler alay malzemesi haline geldi.

Özünde bir Marvel filmi olmasına rağmen dünya prömiyerini bir tür ‘arthouse geçidi” olan Berlin Film Festivali’nde yapan Logan’ın en takdire şayan tarafı bu formülü büyük ölçüde kararlı bir tavırla çöpe atması, hatta evrenini toptan değiştirmek/baştan yaratmak pahasına telafisi pek zor riskler alması… Yıl 2029, yeni mutantlar doğmuyor, o eski, güzel mutantlar da insanların mutlak iktidarı altında asimile olmuş durumda. Bu kadarıyla bile ne kadar da Trump-ımsı bir projeksiyon bütün bunlar aslında, Logan, öncelikle zamanlamasıyla tam isabet. Bir zamanların heybetli Wolverine’i, şoför olarak çalışıyor, bu yetmiyor, bir de tüm zamanların en özel mutantının bebek bakıcılığını yapıyor Amerikan kırsalında, gizlenerek. Bir gün, ansızın, gencecik bir mutant teslim ediliyor ellerine, bir de onu bir hedefe taşıma görevi… Haliyle Logan için sahalara dönme zamanı geliyor.

James Mangold’ın Logan’ı, süper kahraman aleminde yeni bir şey olmaya çabalarken son zamanlarda sinemada takdir edilmiş bazı anaakım filmlerin özünden faydalanıyor aslına bakarsanız. Mesela filmin başlarındaki o adrenalin yüklü araba takip sahnesi ne kadar da Mad Max: Fury Road, ya da mutantların soyunu sürdürmek için korunması gereken son mutant hikayesi ne kadar da Children of Men. Bu kadarla da kalmıyor tabii ki, süper kahramanlık formüllerini sürprizleri kaçırmamak için adını anmak istemediğimiz, başka nitelikli anaakım aksiyon-bilimkurgu filmlerinin enstrümanlarıyla da bozuyor Mangold. Dahası, filmini ayan beyan refere ettiği eserler üzerinden yumuşak geçişlerle işletmeyi de başarıyor Logan’ın büyük bölümünde. Kısacası, güzel bir çalma listesi/playlist hazırlıyor izleyicisine, neredeyse herkesin sevdiği filmlerden ödünç alınan parçalardan oluşturulmuş…

Diğer taraftan, Logan’ın “Western-ize” kurulumu da gayet yerine oturmuş durumda. Ölümü bekleyerek günleri öldüren yalnız kovboy, bir kaybeden kovboy her şeyden vazgeçtiğinde çıkıp gelen yeni bir amaç, çağıran geçmiş, çöpten küçücük umutlarla zoraki şekilde çıkarılan buruşturulup atılmış idealler ve ölüm kokan çöller eşliğinde uzunca bir yolculuk. Kağıt üstünde epeyce anti-süper-kahraman, pro-western, kanunsuz ve hareket alanı oldukça geniş bir alana sahip Mangold. Üstüne üstlük deniz dolusu kan göstererek de filmin yaş bağlamında hedef kitlesini daraltmaktan da çekinmiyor, Logan’ın yetişkinlere yönelik bir masal olduğunu apaçık ilan ediyor. Ezcümle, Logan, kendi evreninin yarattığı mitleri nasıl bozacağını bilen, doğru planlara sahip, risk almaktan hiç çekinmeyen, teoride gayet iyi tasarlanmış, eskizi iyi çizilmiş bir film. Sorunları pratikte.

Filmin motorunu çalıştıran/çalıştırması gereken şey, elbette ki genç ve yaşlı mutant, Logan ve Laura arasındaki ilişki (Bu noktada çocuk oyuncu Dafne Keen’in Laura için kusursuz oyuncu seçimi olduğunu da eklemeliyiz). Yolun sonunda ve kaybetmiş, yolun başında ve kazanmaya hevesli bu iki karakter izlemekten hiçbir zaman sıkılmadığımız bir şablonun üyeleri. Logan Laura’ya baktığında nafile hayaller, Laura Logan’a baktığında unutulmuş bir enkaz görüyor. Mangold’ın filminin bize sorarsanız en büyük eksiği de, bu iki zıt ve aynı karakter arasındaki itme/çekme kuvvetlerini yeteri kadar iyi devreye sokamamış olması.

Filmin doğası itibariyle kolayca tahmin edebileceğiniz üzere, bu iki karakter, başlarda birbirlerini pek umursamıyor, zaman geçtikçe ise birbirlerine ne kadar ihtiyaç duyduklarını anlıyorlar kendi karakter yolculuklarında… Gelgelelim Mangold, bu ilişkinin evrimini yönetirken biraz fazla garantici, kendi haline bırakıyor, ‘oldu bitti’ye getiriyor. Halbuki filminin arkasındaki itiş kuvveti bu ilişkinin nüanslarında… Şunu da eklemeliyiz ki filmin işletemediği karakter arası ilişkiler bundan ibaret değil maalesef, yine sürprizleri kaçırmamak amaçlı dilimize dolamıyoruz. Bu sebeplerden ötürü, Logan’ın başlangıcı ve final bölümünün aksine, gelişme bölümü pek işlemiyor.

Bize kalırsa Logan’ın tökezlediği bir diğer noktada de filmin ‘kötü adam’ların sıradan mı sıradan çiziminde. Çizgi roman uyarlamaları arasında ayrıksı bir yerde konumlanmak isteyen bir filmden ayrıksı bir kötü adam portresi beklerdik açıkçası, Logan’da bu yok. Varsa yoksa fiziksel noksanlıktan medet uman (“biyolojik bir eli yok, ne yaratıcı”), tehditkar bir sokak serserisi ya da sakinliğinden sakil, mimik sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen, daha politik esas kötülük… İyiliğin içinde kötülük, kötülüğün içinde iyilik felsefesine bu kadar uygun bir tabanda, şüphe duygusundan nasibini bu denli almış ana karakterler arasında, filmin amacının aksine, ziyadesiyle çizgi roman, az boyutlu ve köşeli bir kutup görmek bir miktar hayal kırıklığı haliyle.

Logan’ın öncelikli amacı bir süper kahraman filmi olmamaksa özünde, Mangold bunu başarıyor ve bu küçümsenecek bir iş değil. Filmin hikayesiyle ve karakterlerine yaklaşımıyla aldığı riskleri takdir etmek boynumuzun borcu. Tanıtımlarıyla, fragmanlarıyla oluşturduğu imajı geleneksel çizgi-roman uyarlaması formülünü gizlemek için bir araç olarak kullanmadığını da hiç çekinmeden ifade edebiliriz. Bu kadarı bile filmi tecrübe etmek için yeterli sebep veriyor aslında. Ancak öte yandan, Logan’ın yapıbozumcu, referanslarla dolu, türler kırması ve zamanla oynaşan tavrına karşılık süresinin biraz kısa geldiğini söylememiz gerek. Bu uzun yolculuk, bize bir uzun yolculuk gibi hissettirmedi zira. Her şey sanki biraz aceleye geldi. İlişkiler, hatta duygular bile.

Kaan Karsan
twitter

***

Yönetmen: James Mangold

Senaryo: James Mangold, Scott Frank, Michael Green

Yapım: ABD, 2017

Oyuncular:  Hugh Jackman, Patrick Stewart, Dafne Keen, Boyd Holbrook, Stephen Merchant

Süre: 137′

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
1 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 51 vote, average: 3,00 out of 5