Lincoln (2012): Minimal Gösteriş

Kaan Karsan
Kaan Karsan
06 Şubat 2013

Proje haliyle görücüye çıktığında Lincoln’ün nasıl bir film olabileceği, nasıl bir potansiyeli olduğu pekâlâ ortadaydı. Zira her daim ‘epik’ filmlerin usta yönetmeni olmayı başarmış, Hollywood sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Steven Spielberg ile Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi bir araya geliyorlardı. Üstüne üstlük Abraham Lincoln gibi bol girdaplı bir şahsiyeti kusursuz bir şekilde canlandıracağı neredeyse kesin olan bir aktör olan Daniel Day Lewis’e de bu zorlu ve düşündürücü rol teslim ediliyordu. Kısacası mevzu harika bir şekilde projelendiriyordu ve Spielberg yeni bir Oscar canavarı yaratmak için paçalarını sıvıyordu.

Spielberg’in Lincoln’ü içine girdiği tarihsel sürecin en hikâyeli –ancak bir o kadar da masa başı- kısımlarından birini ele alarak bu filmden daha geniş ve epik beklentileri olan seyirciyi ters köşeye yatırıyor. Öyle ki bir yandan savaş kanlı bir biçimde uçuruma doğru devam ediyor, öte yandan Lincoln kendi kabinesi dâhil herkese karşı bambaşka bir savaş veriyor. Spielberg bu esnada savaşı kanlı ve uçsuz bucaksız bayırlara taşımaktan imtina ederek yaşanan politik ve bürokratik mücadeleyi peliküle döküyor. Er Ryan’ı Kurtarmak’ın yönetmeninden, çok daha ağırbaşlı ve meselenin asıl hikâyesini bulmak konusunda isabetli bir eser izliyor olmanın sürprizi, henüz ilk celseden oldukça merak uyandırıcı…

lincoln

Abraham Lincoln hakkında sokaktaki insanın da sahip olduğu alelade bilgi olan ‘köleliğin kaldırılması’ meselesi elbette ki Lincoln’ün ana odak noktası… Kuzey ve Güney’in birbirlerine karşı ve öyle ya da böyle haklı nedenlerden peyda olan öfkeleri de net bir şekilde hissettirilip anlatılıyor. Bir tarafta tarihte ‘kölelik yanlısı’ olarak tanınan ancak aslında buna mecbur ve alışkın bırakılan güneyli konfederasyon, karşılarında ise ülkenin bu şekilde bölünmesinin ticari ve insani zararlarını hesaplamaktan heba olan ‘asıl Amerika’ var. Abraham Lincoln ise bu savaşın hem nedeni hem de çözümü… Başkan seçilir seçilmez politik görüşü nedeniyle güneyde sürüp giden kölelik geleneğini tehdit eden Abraham Lincoln, güneylilerin bu endişesinin bir eylem üzerinden ete kemiğe bürünmesinin sembolü oluyor.

Peki, Spielberg tarihin yorumlanabilirliği üzerinden bu sürece nasıl bakıyor? İşte Lincoln’ün şaşırtıcı ve Spielberg’ün sinemasına yeni bir tuğla ekleyen tarafı da tam olarak bu bakışın içerisinde gizli. Spielberg bu denli riskli bir konuyu ele alırken olabilecek en sade ve tarafsız izleği seçmiş. İlk aşamada Paul Webb ve John Logan’a yazdırılmakta olan senaryo müsveddelerini elinin tersiyle iterek daha önce Münih’te beraber çalıştığı Tony Kushner ile beraber çalışmaya başlayan Spielberg, -görüntü ve sanat yönetimi başta olmak üzere- çok şık bir teknik altyapının üzerine şeklen neredeyse ‘minimal’ diyebileceğimiz bir sinema eklemiş. Öyle ki önceki Spielberg mahsullerinden bolca alışık olduğumuz ‘abartılı’ ve ‘yüksek’ anlar Lincoln’ün anlatımında neredeyse hiç yok. Tiyatro kökenli bir senarist olan Tony Kushner’in müthiş bir vizyonla yazdığı karakterlerinin ve diyaloglarının da buna etkisi elbette ki çok büyük.

lincoln 1

İlk aşamada Liam Neeson’un yaşı nedeniyle rolü reddetmesinin ardından görevi üstlenen Daniel Day Lewis’in de hayranlarını hiç şaşırtmayacağını eklemeliyiz. Rolüne bağlandığı takdirde kişiliğine ait tüm özelliklerini bir kenara bırakan Daniel Day Lewis, bugüne kadar tarihi baz alarak kafanızda oluşturduğunuz Abraham Lincoln imajını öyle bir betimliyor ki, ileride bu rolden bağımsız anılabileceğinden şüpheliyiz. Özellikle kullanacağı ses tonu üzerine yoğun bir çalışma içerisine giren Lewis’in bu konuda Spielberg’e de çok yardımcı olduğu bolca konuşuluyor. Daniel Day Lewis’ten sonra en çok öne çıkan iki oyuncu olan Sally Field ve Tommy Lee Jones da en az onun kadar hatasız oynuyorlar.

Steven Spielberg’in Lincoln’ü nereden bakarsak bakalım ‘karanlık bir savaş filmi’ olarak yansıyor. Ancak sıcak bir savaşı anlatmaktan imtina eden Spielberg, kâğıt üzerinde yaşanan savaşı ele alarak olayın gizli ve asıl doğasına yakınsıyor, asıl dertlerini deşiyor. Kendi tarihini anlamaya çalışırken üstünkörü cümleler üzerinden yürüyen bir topluma basit ve önemli bir hikâye anlatıyor. Spielberg eğer başta göründüğü gibi Lincoln ile Oscar’a doğru yürümek isteseydi eminiz ki çektiği film aynı öyküyü anlatan, ancak bundan çok daha farklı yollar sapan film olurdu. Lincoln, ilk aşamada beklediğimizden çok daha kasvetli, karanlık ve durağan bir film… Bu nedenle sinemaya giren adımınızı ‘sıradan’ bir Spielberg filmi bekleyerek atmamanız, tavsiyemiz. Lincoln, çok net kusurları olmayan; ancak genel tabloda kendine ‘özel’ bir yer edinemeyen bir film. Spielberg filmografisinin önemli parçalarından birisi değil. Ancak temel tarih bilgisinin ve Spielberg’in mizansen kurma becerisinin en nadide satırlarından bir seçki takdim etmeyi başarıyor.

**

Kaan Karsan

kaankarsan@gmail.com

twitter

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
2 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 52 votes, average: 3,00 out of 5